Seni;
Gecenin en ücra kıvrımında, sözün gölgesinden sarkan yaralı bir şiir gibi buldum.
Uykuya yatmış nehirlerin kalbinde, suya benzer serinliğinle gözlerime kıyı çeken yakamoz oluyordun.
Gece, saçlarından süzülen yoldu.
Ben o yolu ıpıslak gölge gibi takip ettim.
Sonra yürüdüm yalın ayak ve geçtim çölün avuç içi kadar ıssızlığından.
Kum tanelerinin birbirine anlattığı, sana dair sırları dinledim.
Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm…
Her adım, adının bir başka hecesine kıvrıldı.
Bütün yollar, senin bileklerinde düğümlendi.
Ve karşımdaydın.
Gözlerin, tamamlanmayı bekleyen bir destanın eksik cümlesiydi.
Gülümsediğinde, karanlığın içinden ışık eğilip yüzüme kondu.
Ellerime dokundun; dokunuşun, taşa hafızasını geri veren yağmurun kendisiydi.
Yeryüzünün tüm dağlarının zirvesi, senin boynunun kıvrımıydı.
Kelebek ömrü kadar hafifti nefesin.
Dilin, susmanın diliydi.
Ve ben; o anda susarak öğrendim yeniden kelimeleri.
Düştüm;
İçimde yırtılan çocukluğumun en keskin yerinden sana.
Çırılçıplak düştüm aşkına; mercanın içindeki inci misali.
Kabuğum sert, içim suyun en saf hâli.
Düştüm, üzerimde hiçbir zırhım olmadan.
Gözlerimin ağırlığını ardımda bıraka bıraka düştüm.
Hem suya hem de ateşe; kül olup dağılmaya, gövde olup sende yeniden toplanmaya.
Çırılçıplak düştüm aşkına; kendimde azalarak, sende ve senin hikayende anbean çoğalarak.
Sonra yine gittin.
Göğümden kayan vakitsiz yıldız gibi.
Yüreğimin sevda kapısını ebedi mühürler gibi.
Göğsümde yaralı, yitik bir ülke bıraktın.
Haritalar yandı, sınırlar eridi.
Kalakaldım dağın oyuklarında, eskiyen yankısını arayan ama bulamayan yalnızlığımla.
Ayaklarımın altında yorgun kaldırımlar, bileklerimde paslanan rüzgar.
Pencereler sus pus.
Evlerin camlarına sinmiş hüzünlere yeni hüzünler ekledim.
Bitti hayata dair bütün savaşlarım; kaldı yüreğimde adının titreyişi.
Kalmadı zihnimde sana varan yolların haritası.
Bitti hayata dair bütün savaşlarım; kaldı dua ile yara arasında zamanım.
Kalmadı, sana ilk rastladığımda gözlerimdeki aşkına olan o çocuk gülüşlü masum yansıma.
Meğer aşk, uçurumun kenarında beklemek;
uçuruma sarılıp düşmeden sevebilmekmiş.
Düştüm;
Rüyanın kıyısından gerçeğe sızan en ince acıya,
sözcüğün içine saklanmış sessiz haykırışa düştüm.
Umutsuzluğa sırtını yaslayan gölgeye,
aynalarda kendimi tanıyamadığım en derin çaresizliğe düştüm sevgili.
Bana ait olduğuna inandığım hikayeye,
yara kabuklarının altındaki sızıya,
aşkın selasını okuyan kalbimin kendi kendini imha ettiği ana düştüm..
Kayıt Tarihi : 4.1.2026 12:24:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!