Ah yâr...
Sessizlik bile senden sonra yaşlandı.
Adını sildim.
Mürekkep çekildi.
Kâğıt sarardı.
Harfler dağıldı.
Lakin mürekkebin çekildiği yerde
kararmış bir ömür kaldı.
Bir pencerenin önünde ihtiyarlayan akşamlar,
dönmeyeceğini bile bile
kapıya kulak veren geceler,
yağmur vurdukça kabaran,
güneş vurdukça çatlayan
eski bir yalnızlık kaldı.
Sonra o karalık da çekildi.
Ah yâr...
Benden önce ölen şey umut oldu.
Bir ev gitmedi içimden.
Bir mahalle gitti.
Sokağın başındaki dut ağacı gitti.
Yaz sıcağında gölgesine sığınılan taş duvar gitti.
Pencerelerden yükselen yemek kokuları gitti.
Kapı önlerinde yarım kalan sohbetler gitti.
Avlusunda oyun oynayan düşler gitti.
Kilerinde saklanan yarınlar gitti.
Sonra evin yerini bilen yollar gitti.
Ah yâr...
İçimdeki şehir senden sonra yolunu kaybetti.
Bir ağaç eksilmedi yalnız.
Bahar gitti.
Tomurcuğun içindeki sevinç gitti.
Kuşların dönüşü gitti.
Yuvaların sabahı gitti.
Yaprakların rüzgâra emanet ettiği sırlar gitti.
Dallara yaslanan öğle uykuları gitti.
Çocukların gövdesine kazıdığı isimler gitti.
Köklerin toprağa bıraktığı hatıra gitti.
Sonra toprağın hafızası gitti.
Ah yâr...
Yokluğun evlerden büyük çıktı.
Bir deniz çekilmedi yalnız.
Ufuk gitti.
Kıyı gitti.
Kıyıya vuran dalgaların dili gitti.
Tuzun yaraya benzeyen tadı gitti.
Martıların göğe bıraktığı beyazlık gitti.
Sabahın karanlığında edilen dualar gitti.
Islak ağların kokusu gitti.
Suyun altında uyuyan sırlar gitti.
Sonra denizin rüyası gitti.
Ah yâr...
Bir ömür bir tek akşama yenildi.
Bir şehir yıkılmadı.
Çarşısı gitti.
Sokağı gitti.
Taşına sinmiş insan sesleri gitti.
Pencerelerden taşan akşamlar gitti.
Çocukların duvarlarda bıraktığı yankı gitti.
Kış akşamlarında tüten bacalar gitti.
Sabahın ilk ışığında açılan dükkânlar gitti.
Yaşlıların bastonuyla ölçtüğü kaldırımlar gitti.
Sonra şehrin kalbi gitti.
Ah yâr...
Beklemek adının aldığı şekildi.
Bir mezarlık silinmedi.
Taşlar silindi.
İsimler silindi.
Tarihler silindi.
Dualar silindi.
Toprağın altında uyuyan hikâyeler silindi.
Mezar başına bırakılan çiçeklerin gölgesi silindi.
Yağmurun taşlarda bıraktığı iz silindi.
Bir annenin sessiz gözyaşı silindi.
Sonra unutmak da silindi.
Ah yâr...
Giden sen değildin.
Bende kalan hayattı.
Bir ömür bitmedi.
Günleri gitti.
Saatleri gitti.
Bekleyişleri gitti.
Yılları gitti.
Yılların omzundaki yük gitti.
Aynalarda çoğalan yüzüm gitti.
Sesimin gençliği gitti.
Gözlerimin ışığı gitti.
Sonra zamanı tutan eller gitti.
Ah yâr...
Şimdi içimde adı kalmamış bir virane oturuyor.
Bir harabe yok.
Bir mezar yok.
Bir yıkıntı yok.
Çünkü yıkıntının taşı gitti.
Harabenin tozu gitti.
Mezarın sessizliği gitti.
Hatırlayanlar gitti.
Anlatanlar gitti.
Dinleyenler gitti.
Gitmekten yorulan gitti.
Silinmekten yorulan silindi.
Unutulmaktan yorulan unutuldu.
Ve en sonunda,
yokluğunu taşımaya çalışan ben de gittim.
Geriye,
rüzgârın uğramadığı,
yağmurun adını bilmediği,
kuşların konmadığı,
gecenin yolunu kaybettiği
isimsiz bir viranenin
kimsesiz sessizliği kaldı.
Çık Gel Allah için
Kayıt Tarihi : 19.06.2026 18:50:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!