Gecenin Koynunda
Kaçamak ışıkları sönmeden gecenin,
gel…
öylece uzan, çırılçıplak bırak kendini bana.
Önce sevişmeliyiz uzun uzun,
saatlerin unuttuğu bir yerde,
gözlerimizin birbirine zincir olduğu bir anda.
Gecenin koynunda,
yıldızların hemen altında
gizlice buluşalım.
Belki ikimiz de inanırız yeniden,
belki sevebiliriz,
güneşin yeniden doğacağını bilerek.
Belki ikimiz birden seviniriz,
ısınmasa da tenimizi bahar güneşleri.
Gel,
gel de tut ellerimi,
gözlerimi al götür bu uykulu geceden.
Bırak ardımızda yalnızlığı,
bırak geçmişin ağır taşlarını,
bırak unutulmuş günahları.
Şimdi yalnızca biz varız,
ve bizden başka kimseler yok.
Nasıl olsa herkes uyur,
nasıl olsa dünya susar,
nasıl olsa biz sarhoş oluruz
birbirimizin nefesinden.
Öpüşürüz,
öyle bir öpüşürüz ki
dudaklarımızdan göğe yükselir dualar,
ve tanrı bile şaşar,
hangi aşkla yarattığını unutur bizi görünce.
Her gülüşünü gözlerimle yudumlarken,
her nefesini kalbimle içime çekerken
hazır kimseler görmezken
ruhumu ruhunla dans ettiririm.
Tenin tenimde,
ruhun ruhumda,
ve hiçbir perde kalmaz aramızda.
O an zaman da utanır dokunmaya bize.
Dakikalar geri çekilir,
saatler kıskanır,
gece, geceliğini unutur.
Sanki bütün evren,
bizim sevişmemizden doğar yeniden.
Gel…
çünkü başka şansımız olmayabilir.
Gel…
çünkü her sabah,
ayrılık ihtimaliyle doğar.
Ama şimdi gecenin kollarında
yalnızca bir gerçek var:
seninle sevişmek,
seninle yanmak,
seninle tanrıya kendimi affettirmek.
Ve sabah olduğunda
gözlerinde saklı kalır bütün günahlarım,
ve belki de
günah değilmiş meğer sevmek,
biz bunu anlarız,
birbirimizin göğsünde uyandığımızda.
Kayıt Tarihi : 14.8.2022 16:43:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Şehir çoktan uykuya dalmıştı. Sokak lambaları solgun bir ışıkla yanıyor, rüzgâr ara sıra perde aralığından içeri sızıyordu. Herkes uyuyordu belki, ama iki yürek uyuyamıyordu. Birbirlerini çağırıyorlardı, sözcüksüz, sessiz, yıldızların diliyle. O gece, ikisi de aynı anda dışarı çıktılar. Buluşmaları gizliydi. Ne sözleşmişlerdi ne de birbirlerine “gel” demişlerdi. Ama ruhları birbirini bulmayı çoktan öğrenmişti. Sokağın en kuytu köşesinde karşılaştılar. Birbirlerinin gözlerine bakınca, yılların özlemi birden açığa çıktı; söz söylemeye gerek yoktu. “Gel,” dedi adam, sesi kısık, nefesi telaşlı. Kadın gülümsedi; gülüşü bile bir davetti. Birlikte yürüdüler, şehrin uykusundan uzaklaşarak karanlığın daha derin olduğu bir tepeye vardılar. Gökyüzü açıktı, yıldızlar binlerce göz gibi onları izliyordu. Kimseler yoktu. Sadece gece, rüzgâr ve onların kalp atışları. Kadın saçlarını savurdu, adam ellerini uzattı. Birbirlerine dokunurken, zamanın geri çekildiğini hissettiler. Dakikalar utangaçtı; sanki o an, sonsuzluğun içine sığmıştı. Sessizce oturdular önce, yan yana. Eller birbirini buldu. Sonra bakışlar konuşmaya başladı. Dudaklar, söyleyemedikleri binlerce kelimeyi fısıldamadan aktarıyordu. Bir an sonra, ilk öpücük geldi. Hafif, tereddütlü, ama içinde bütün gizli çağrıların yanıtı vardı. Öpücükler çoğaldı, gülüşler nefeslere karıştı. Göz göze geldiler, birbirlerinin gözlerinde bütün evreni gördüler. Gecenin koynunda, yıldızların altında, ten teni buldu, ruh ruhu sardı. Ne geçmiş vardı artık ne gelecek; sadece o anın yanışı, o anın sarhoşluğu. “Tanrı’ya bile affettiririm kendimi,” diye fısıldadı adam. Kadın dudaklarını kapadı onun dudaklarına, “Buna gerek yok,” dedi gözleriyle, “çünkü sevmek zaten kutsal.” Sabaha kadar konuştular, sustular, dokundular, sarıldılar. Gecenin kaçamak ışıkları yavaş yavaş sönmeye başladığında, güneşin ilk ışıkları ufuktan yükseldi. Yıldızlar birer birer kayboldu. Ve onlar, güneşi karşılayarak anladılar ki; bu buluşma sadece gizli bir sevişme değil, yıllardır içlerinde taşıdıkları bütün suskunluğun, bütün özlemin, bütün yarım kalmışlığın tamamlanmasıydı. Sabahın sessizliğinde, birbirlerine sarılı halde, içlerinden ikisi de aynı şeyi düşündü: “Eğer bu bir günahsa, o halde ben bu günahın içinde doğmak isterim yeniden.”




beğeni ile okudum
Teşekkür ederim hocam.Sağlıcakla nice şiirlere
TÜM YORUMLAR (1)