Yabancıydım ben de o şehre,
Işığı çok, yeri az bir sokaktı.
Bir saklanacak yer aradım,
Ne kapı açıldı, ne perde aralandı.
Rüzgâr “gel” dedi,
Yavaşça içeri aldım karanlığı.
Otların arasında buldum kendimi,
Islak toprağın kokusu tutundu avuçlarıma.
Taşların üzerine düşen gölgeler
Sanki yorulmuş insan yüzleriydi.
İsimler vardı, tarihler vardı,
Bir de yarım kalan cümleler.
Yan yana yatıyordu herkes,
Kimi bir işçi, kimi bir bey,
Kimi dünyaya doyamadan gitmiş,
Kimi dünyayı dolduramadan…
Kimse kimseyi geçmeye çalışmıyordu,
Koşu bitmişti çünkü.
Sessizliği ilk kez korku sanmadım,
İlk kez güven verdin bana ey gece.
Burada ne siren vardı, ne bağırış,
Ne açlık, ne hırs, ne gösteriş.
Eşitti hepsi;
Yeryüzünün altı, yeryüzünün üstünden daha adildi sanki.
Bir fısıltı gibi geçti içimden:
“İnsan insanı ne zaman böyle sever?”
Ve başımı toprağa yasladım,
Kalbim yumuşadı usulca.
Yıldızlara baktım,
Onlar da susarak anlattı her şeyi.
Sabah olurken anladım:
Yaşarken kuramadığımız kardeşliği
Bir gün herkesle paylaşacağız belki,
Fakat çok geç — çok uzakta.
O yüzden kalktım,
Ve ölmeden önce biraz daha iyi olayım dedim hayata.
Kayıt Tarihi : 31.12.2025 17:52:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!