Bu gece mülteciyim kendi ömrümden
Yalın ayak, dikenli patikaların kahrıyla,
Şehrin karasına çaldım tenimi gidiyorum.
Rüzgâr, eski bir ağıt gibi dokunuyor sızıma
Dilimdeki ses mavi bir ıslık değil artık
Bir ayrılık makamı ya da bir hicran türküsü.
Bütün ağrılarımı heybeme doldurdum
Gökyüzü yağmurlu, yüküm sevda, yolum uzun,
Bir ateş böceğinin kuyruğunda yaktım karanlığı,
Gidiyorum işte, ardımda bir tutam kül bırakarak.
Dertlerim yetim kaldı, duygularımın boynu bükük.
Şu sahte ışıklı sokak kaldırımlarını terk ediyorum.
Artık gözlerimle uyandırıyorum ateş böceklerini
Bak, ruhum nasıl da teslim oluyor karanlığa,
Küçücük bir canın yanan son umuduna sarılarak,
Sessizce siliniyorum kentin defterinden…
Yıldızları topladım göğün sofrasından
Yoluma azık ettim, gönlüme yoldaş
Zemheri bir sessizlik çöktü bağrıma
Şimdi kim bilir hangi mevsimin gurbetindeyim
Adım unutulur, izim tozlanır belki
Ama içimdeki bu yangın soğumaz artık bilirim.
Gidiyorum, önüme bakarsam uçurumdur sensizlik
Ardıma bakarsam taş kesilir bu hasretim.
Şimdi sensizim bir dağ başında, yalnızlığına sarılıyorum
Şehrin yorgun binaları kalsın artık geride
Eksik kalsın bu yaralı masalın son hecesi
Karanlığı incitmeden öyle masum, öyle sessizce
Bir ateş böceğinin soluğunda kayboluyorum.
Ben sustum şimdi gece konuşsun benim yerime...
Şimdi dudaklarımı bu kentin gürültüsüne
Susmak, en uzun türküymüş meğer
Adımlarım toprağın nabzına değdikçe
Eski bir sevda masalı uyanıyor uykusundan
Şimdi hüzünkârın gözyaşı düşüyor mendilime
Kimseler bilmez, kimseler sormaz bu hâlimi.
Ben giderim, ardım sıra rüzgâr ağlar
Kırık bir dalın sızısı kalır boşluğumda
Ne tahtım var bu dünya mülkünde
Ne kulübem ne de sığınacak bir gölgem.
Şimdi göç zamanıdır ey hüzünkâr!
Bir yanım gurbet, bir yanım hasret
Karanlık biter, yol biter, ömür biter…
Kayıt Tarihi : 10.3.2026 17:06:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!