Güneş elini eteğini çekince şehrin yorgun ve kirli sokaklarından,
Sessizlik bir örtü gibi yayılır, arınır ruhlar günün ağır günahlarından.
Herkes kendi karanlığına çekilir, kapılar ardında gizli bir dünya başlar,
Gözpınarlarında biriken o sessiz yaşlar, yastıklara hüzünlü hikâyeler fısıldar.
İşte o an perdeler kalkar aradan, ne makam kalır geriye ne de sahte ünvanlar;
Gecenin bağrında yankılanır, sadece kalpten kopup gelen o saf dualar.
Yıldızlar birer kandil gibi yanar, gökyüzünün o uçsuz buçsuz tavanında,
İnsan küçüldükçe küçülür bu devasa evrenin o dilsiz ve görkemli yanında.
Eski bir defter açılır zihinde, yarım kalmış cümleler tek tek dile gelir,
Vicdan denilen o amansız mahkeme, karanlığın ortasında hükmünü verir.
Gece sadece karanlık değildir dostum, gece aslında ruhun en berrak aynasıdır;
Düşünceler orada demlenir, sükûnet ise o yorgun kalplerin en sadık yoldaşıdır.
Dua, dudaklardan dökülen bir feryat değil, ruhun semaya uzanan sessiz elidir,
O an anlatılan her dert, aslında Yaradan’a sunulan kalbin en gizli dilidir.
"Neydim, ne oldum?" sorusu yankılanırken odanın o dört soğuk duvarında,
Bir teselli aranır insan, ansızın esen o hafif ve serin gece rüzgârında.
Umut denilen o sönmez ateş, küllerinden yeniden doğmak için geceyi bekler;
Karanlık koyulaştıkça, şafağın müjdesini taşır kanatlarında o gizli melekler.
Bir filozofun masasında titreyen mum alevi, kâğıtlara düşerken gölgesiyle,
Sırlar dökülür bir bir kalemden, kainatın o bitmek bilmeyen derin bestesiyle.
Zamanın durduğu yerdir gece, akreple yelkovan sanki bir sırra yemin etmiştir,
Gündüzün gürültüsünde kaybolan o hakikat yolu, şimdi önünde belirmiştir.
Kendi içine yaptığın o en uzun yolculuk, bu loş ışıklar altında hayat bulur;
Dünya uykuya daldığında, hakikat sadece uyanık kalan gönüllere konuk olur.
Pişmanlıklar birer birer dökülür secdeye, sanki birer kefaret gibi sunulur,
Kırık kalplerin o dilsiz feryadı, gecenin merhametli kucağında bir huzur bulur.
Dışarıda baykuşlar öterken ıssızlığa, içerde fırtınalar yavaşça dinecektir,
Her karanlık, aslında kendi içinde o büyük aydınlığın doğumunu bekleyecektir.
Gecenin sırrı, teslimiyette gizlidir; bırakınca kendini o sonsuzun emrine,
Bir serinlik düşer ansızın, insanın o kavrulan ve yorgun düşen en derin yerine.
Kimisi bir sevdayı sayıklar uykusunda, kimisi gidenlerin yasını tutar sessizce,
Hayaller gerçeğe bürünür, mantığın sınırları bir bir yıkılırken bu gizemli gece.
Dağlar bile uykudayken, bir dervişin zikri titretir o dilsiz ve kara taşları,
Siler geçer merhamet eli, mazlumun yanağından süzülen o masum yaşları.
Gece bir okuldur aslında; sabrı, şükrü ve beklemeyi öğretir insana usulca,
Karanlığa razı olmayan, kavuşamaz o nura, vuslat vakti yerini buldukça.
Gölge oyunları başlar duvarda, anılar bir film şeridi gibi geçer gözlerinden,
Vazgeçersin o an dünyanın sahte zevklerinden ve o boş yere verilen sözlerinden.
Sadece sen ve O kalırsın baş başa, aradaki tüm perdeler bir anda yanıp kül olur,
Aradığın o büyük teselli, nihayetinde kendi ruhunun en kuytu köşesinde bulunur.
Gecenin sırrı derindir dostum, her kula açılmaz o gizemli ve büyük kapılar;
Ancak gönlü uyanık olanlar, o sessizliğin içindeki o muazzam hazineyi toplarlar.
Şafak sökmeye yüz tutarken, dualar katlanır ve göğün en mahrem katına sarılır,
Gecenin o büyülü havası, yerini sabahın o taze ve umut dolu nefesine bırakır.
Yine de o sessiz saatlerde söylenen her söz, kalbin duvarına altın harflerle kazınır,
İnsan o sırrı bir kez tadınca, artık her gece o mukaddes yalnızlığa sonsuz inanır.
Güneş doğunca her şey biter sanma, sırlar saklı kalır yine o karanlık odalarda;
Ruhun asıl vatanı gecedir, huzur ise o dilsiz ve derinlerde yankılanan dualarda.
Kayıt Tarihi : 30.12.2025 16:23:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!