Cânı n’eylerdi dil-i bî-çâre cânân olmasa
Bülbüle ‘âlem kafesdür ger gülistân olmasa
Öldürem didügine âhır peşîmân oldı âh
N’olayıdı hûblar bî-‘ahd u peymân olmasa
Leblerünçün çeşm ü dilde mâcerâ var korkaram
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Teşekkürler güzel bir şiir okudum
...çok az bir farkta olsa NURANİ farkı illa bir tuz kadar gereklidir.
I. beyit;
…sevgili (canan) olmasa bu can çaresiz kalırdı. Böyle çaresiz bir cana dil ne gerektir? Sevgili var ki dil var. Sevgi olmasaydı ama dil olsaydı hiçbir işe yaramazdı. Nasıl ki güneş (ışık) olmasa göze ne gerek var ki? Öylede benim cananım olmasa bu dile hiç gerek olmazdı. Sevgili olmasa ben kime nağme yakardım? Kimi taltif ederdim? Kiminle muhabbet ederdim?
Bir bülbül düşünün ki eğer GÜL olmasa onun ötüşünü göremezsiniz. Gül var ki bülbül ötmekte, şakımakta, ona nağmeler düzmekte, methiyeler yakmaktadır. Bülbül ötüş aşkını güle borçludur. Eğer gül olmasaydı tüm cihan ona bir kafes olurdu
...Vallahi hocam üfüren var mı yok mu bilmem ama gece gözüm uykusuzluktan çıkıyordu.
...bu sizin verdiğiniz yorumla yetinmek istiyorum.
...keyfim yerine gelirse tekrar şiire gireriz.
GAZEL
(Günümüz Türkçesiyle ve kısa açıklamayla)
Canan (sevgili) olmazsa çaresiz gönül canı neylerdi?
Gülistan (gül bahçesi) olmadıktan sonra, âlem bülbüle kafestir.
*
Ölsün diyerek beddua ettiği için sonradan pişman oldu
İyilikler, güzellikler adına verilen sözünden, ettiği yemininden dönmeseydi, ne olurdu?
*
Dudakların için gözümde ve gönlümde macera var korkarım.
O iki kan dökücü (gözler, gözlerin yan bakışı, fettan bakışı) arasında bir kân (anlayışsız, cahil, düşüncesiz) olmasa.
(Tevriye’li bir söyleyişle, kendini de, sevgiliyi de kast etmiş olabilir. Kanatan, yaralayan bakışların savaşı da olabilir.)
*
Ayak bastığın toprağın çinkosu benim gözlerime yeter.
Ey camın tabibi (kadehteki ilaç), şifa veren sürme (merhem) olmasa gam değil.
(Kanatan bakışlarınla yaralanan gözlerime, kan rengi kadehin mestliğinde (kırmızı şarabın sarhoşluğu, aşkın sarhoşluğu) senin ayak bastığın topraktan karılan sürmeden gözlerime sürülürse bana yeter. Kanatarak yaraladığın gözlerim şifa bulur.)
*
Saçlarının alnına dökülen (iki yandan sarkan) büklüm büklüm ejderhadan koruyucuları, bekçileri olmasaydı; hilekârlar, kurnazlar, gönül hırsızları senin güzelliğinin haznesini (güzellik hazineni) yağmalarlardı.
*
Sevgilinin aşkı ile gönlüm o kadar dost oldu ki, (gönlüm senin aşkına o kadar çok alıştı ki…), keşke cümle âlem dert olsa (senin derdinle dolsa), hiç derman olmasa.
(Derman, aşkın sonu olur.)
*
Korkuttuğun, vazgeçirmeye çalıştığın, bu düşkün, bitkin Adni, Ayrılık acısıyla, kederiyle o kadar oldu (bu hale geldi). Ahları, feryadları olmasaydı o kadarını bile (neler çektiğini) kimseler bilmezdi.
Not:
Günümüz Türkçesine çevirerek çok kısa açıklamalar ekledim.
(Şiirde geçen bu kelimeler “âhir” “Ejderha” şeklinde yazılmalı.)
*
Avnî’ye Adnî yakışır.
Üstelik bacanak olacaklar ve dahi en üst makamda birlikte devleti yönetecekler…
Bir padişaha, padişah gibi bir şair gerek.
Şairin halinden şair anlar.
Avn’i’nin halinden Adnî, Adnî’nin halinden Avnî anlar...
*
Ben kendi adıma Divan Şiirinden zevk alıyorum. Ancak, uzun zaman geçmiş, pek çok kelimeyi unutmuşuz. Yine de zevkle okuyorum.
Anlatması, açıklaması düşünmeyi ve anlamayı gerektiriyor. Yoksa üfürmeyle olmaz.
*
Saygılarımla.
Hikmet Çiftçi
26 Nisan 013
“GERÇEK DOSTLAR BİRLİĞİ”
simdi efendim.. adni bey sairmidir.. ona bakalim..
biz bugun her eline kalem alana sair diyemedigimiz gibi..
gecmiste de her siir yazana sair diyemiyor idik..
gercekte.. butun divan sairleri.. yarin kurpigi oka.. kasi yaya benzetirken..
zulufleri.. sirmaya.. sari olan zulfu altina gunese benzeteni..
kimi zulfu.. can alici kemende.. benzeteni gormus..
o yarin zulfu vardi topuklara duserdi
her kim gordu can verir hele yaz gun kokup siserdi..
.. tur yazanlari gormustuk ama.. tur dagin da ejderha kadar uzun boylu zulfu ilk kez isitiyoruz..
yeni nesil sairlerimiz kendisini ornek alir ise sayet.. bundan sonraki mubalagli benzetmeler su yonde olmali
o yarde zuluf vardi.. dusse.. sanirsin.. tren geciyor
ne vakit hayali durur karsim da.. gozumun onunden iren geciyor
.. seklin de olacaktir..
yine.. manitanin cok iri gozu var ise
o nasil bir cesm idi.. gemi inerce denize
bakisi dustu gozum onune.. bakakaldim.. pamukkale gibi benize..
tur turev.. yazarlarsa.. bu usta kaleme yetisemeseler dahi.. pesi sira nal topluyabilirler..
gercekten de.. aruz ile yazilmasina karsin.. kimi dizesi onbes kimi ondort..
serbesti bile devrin de denemis.. sairimizi kutluyorum..
kimse ani bimezdi.. kimse ahu figan olmasa..
ve veya..
kim ani bilirdi ki.. kimse ahi figan olmasa.. bicimin de..
olur ise imisti hos olurmustu.. yine de bu hali ilede guzel..
yuregine saglik.. mekani cennet olsun.. mukerrer kez tesekkur secki sebeb..
kutlarım emek verilmiş anlamlı güzel bir çalışma
3. dize zahir pesiman olması gerekir...Hüseyin DEMİRCAN
...bence de öyle olmalı kıymetli DEMİRCAN.
...gayet güzel geldi ama yarın zamanımız elverir ise kafa yorarız.
...Allah Rahmet eylesin.
2. dize bulbul'e
3. dize zahir pesiman
5. dize leblerun cun
6. dize arasin da
10. dize ejderha.. tur daginda ki ejderha zulfun
12. dize keski ( keske anlamin da) olmali idi yanilmiyorsam.. ancak yoresel olarak.. agiz sive farki.. soyleyis farki olabilir.. secki sebeb tesekkur eder.. kendisine gani rahmet dilerim.. saygilar..
Bu şiir ile ilgili 9 tane yorum bulunmakta