Dün evimi toparlarken karşılaştım. Kırık bir oyuncak, tahminim çocukluğumdan kalma sıkıldığım ya da sakındığım, sonra yere çarpıp kırdığım oyuncaklarımdan bir tanesi… Köşede kitaplığımın ardında senelerdir saklanıp duruyormuş… Belki de ben koydum onu oraya kim bilir.
Ben böyleyim yapamıyorum, eskiye ait hiçbir şeyimi atamıyorum. Ya bir oyuncak, ya bir kazak, ya bilyelerim, geçmeyen paralarım, kitap arasında kalmış yazılarım, ders notlarım, hatta ta ilkokuldan kalma kitaplarım. Hala saklıyorum. Yâda gün geliyor karşıma çıkıveriyorlar.
Korkuyorum; sanki o zamanlarda yaşadığım herhangi bir anım yok olacakmış, geçmişimi yok edecekmişim korkusundayım… Paylaşamıyorum geçmişime ait hiçbir şeyimi, umutlarım, sevinçlerim, üzüntülerim yaşadığım her şeyin kaybolmasından korkuyorum. Benim saydığım şeyleri paylaşamıyorum elimde değil. Kıskanıyorum benim olanı. Benim olanı benden fazla kim sevebilir ki, kim daha iyi kollar, kim sakınır kıskanıyorum veremiyorum başkalarına.
Kendime hapsediyorum varlığımın kanıtı tüm anılarımı, kendimde vücutlandırıyorum. Bilyelerim ilkokulda platonik aşkım, senelerce rüyalarımı süsleyen kız mesela, kitabım tarih öğretmenim, eski bir şarkı kazağım. Yalnız benim bildiğim anlamlandırmalarda boğuluyorum.
Çok korkuyorum bir gün uyanacağım ve sıfırdan başlayacağım geçmişimi kaybedeceğim, hiç yaşanmamış bir hayata başlayacağım gibi geliyor. Kaybettiğim her parçamın hayatımın belli dönemlerini yok ettiği korkusu var içimde. Üç yıl oradan beş yıl buradanlardan sonra elimde yaşanmış hiçbir şey kalmayacağından korkuyorum.
…….
Kendim ile kalmam ölüm gibi bir şey olsa gerek. Yalnız ben, geçmişim olmadan sürdürmek hayatı, çok korkuyorum. Gün geldiğinde tüm yaşadıklarımı bir hiçe değişmek kadar acı bir şey yok. Kaybediyorum, anılarım adım adım yokluğa gidiyor. Dün sevgiliyle oturduğum çay bahçesi, belki yarın olmayacak… Çocukluğumda oynadığım park yıkılıp yenisi yapılalı seneler oldu. Okulum, çocukluğum, gençlik yıllarım birer birer gidiyor elimden. Sevdiklerim, sevmediklerim gidiyorlar işte.
Ya bir sabah anılarım olmadan uyanırsam, ya onlarda terk ederse beni. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Benim olana sıkı sıkıya sarılmaktan başka hiçbir şey gelmiyor elimden.
Sımsıkı sarmak, bırakmamak, bağrına basmak, tüm kem gözlerden sakınmak, kıskanmak…
Ne kötü bir şey aslında…
Kenarda ki oyuncağım niye kırıldı ki?
Kıskandım vermek istemedim parçaladım, sonra bir köşeye attım muhtemelen. Hepsi öyle değil mi, kaybetme korkusu değil mi tüm belaları açan başıma. Elimde küçük serçe yavrusu gibi, vermeye kıyamadıklarım. Sımsıkı kavrıyorum, paylaşmak istemiyorum, cansız bırakıveriyorum. Öldüklerinin farkına varamıyorum. Öyle veya böyle kaybediyorum. Öldürende yaşatanda ben değil miyim sevdiklerimi…
İnsan nasıl yanlış yapıyor, korumak isterken nasıl yok edebiliyor. Anlayamıyorum, kendimi anlayamıyorum. Birer ikişer gidiyorlar işte. Tek canım kalacak elimde, onu da hoyratça satmama, yok etme çabalayışlarıma rağmen terk etmiyor beni… Tek o kaldı elimde o da inatla diretiyor… Anlayamıyorum. Artık hiçbir şeyi anlamıyorum
Hayrullah KocasakalKayıt Tarihi : 31.8.2007 22:38:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!