Garip Çoban Divanı....60.... Engin Demi ...

Engin Demirci
946

ŞİİR


61

TAKİPÇİ

Garip Çoban Divanı....60.... Engin Demirci.. Şems-i Mevlana Divan-ı

Bir yenilgiler tarihi oldu hz.insan...

Hafaza meleklerin ne diyor duyuyormusun? buyurdu Şahım. Yaşadığı hayatta farklılaşanlar şems vakti görünür kılınıyorlar dedi Pirim. Aşkın mevsiminin hazanı değiyor savrulan yaprakların zikrınden gecenin çobanlarına dedi Mirim. Sık sık içiçe geçiyor sıkışmış yanın, çok duruldun dönük olman gerek kendine dedi Meczup. Sıradan hayatın sorunlarını anlamak, yorumlamak, kendince çözümler önermek nedense uzağında kaldı ademoğlunun dedi İhtiyar Bilge. Günlük hayat, değil mi ki bireyleri öne çıkarır ve öncelikle hep onlardan sorulur, sorulmayan sorular dedi Zahit. İçin için coşan yanında gölgede kalabilecek kesitiydi duyguların hayatın dedi Miskin. Hep temel sorunlar vardır. Oysa tükettiklerin yanında, kıyıda köşede kalmış yanın da değilken sevgi, nasıl düzenlenecekti, közleşen alevlerin dedi Aklı Kıt Adam. Temel gereksinimin dokunamamak, birkaç yalnızlıl, bir kaç eşyan mıydı ya da neredeyse herkesi birbirine benzetecek giysilerle sınırlanabilir miydi sevgi? dedi Fakır. İçinde her şeyin, kendini yücelten yanın diktatörlüğünün aracı mı? dedi Seyyah. İçinden çıkılması olanaksız yanlışlarını bır yana bırakıp, engin bir gönüle soyun, beninle ilgilenmek daha anlamlı dedi Deliler Şeyhi. Kendi başına bağımsız kılıp, seni egemen kılan yanın değildir sevgi dedi Sufi. Teslimiyetler çoğaltılmış kendini yenile gizilgücün tanık oldukça sözümüze dedi Garip Çoban

Vakt-i seherde pencere...

Odaklanamadan kaynağına hayatın, sadece sarıl yeni güne. Tek kalpte çarpmak için yaratalım bedenimızden. B/aşka bir şeysin, karışsın kokun hala seni beklediğim yüreğinde. Hep yeniden uğra kalbime, bir kelimeydi sevgi sayende yangın oldu. Duvarların bir başka samimi, siz uyursunuz bütün gece tavanı bir ayrı akar gök kürsüsünün. Bir sabah penceresinden baktığınızda gördüğünüz desenlerdir rüyalarınızdan sızan. Neler neler doğmuştur, çok fazla çokça dağınıkta olsa, hayal kurarsın ve hiç gerek kalmaz duyduğun koku hayale sığmaz. Boş bir bardak var elinde, beklediğine değecek sır vermesede rüzgar. Bazen içinden geçenleri götürür ve yüzünü güldürür akşam. Yaşama sevincın artar, milat gibidir, sen diye başlayan cümleler kurulur. Geriye bakıp keşkelere bile şükretmeyi öğreten fakir bir duygudur kapında sevgi. Susa susa tebessümler katan yağmur ıslak mazeretler yükledi gözyaşlarına gördüğümde. Yel eser uykum dağılır, belirsiz dokunuşlar gezinir özlemlerimizde. Sana benzedikçe bütün içgüdülerine hakim olur bir nefes hudutsuz. Gecenin rengi kara olsada, arayan fakirlerde derin fırtınalar koparan şems vakti vardır. Değerini sırmalar bütün sırların, perden kımıldayınca Allahaısmarladık dersin kusurlarına, hüzün varsa çağıran o'dur üzülme. Sanki yeniden doğdum hor bakışlardan, o böyle, ben öyle. Hor görmesi günahından, var mı? Varsa yüreğinde bir sevda korkma hiç! Burda da orda da sevgilisin!

Durmak yok...

Belli bir anı saklamak için, tutku dolu arzularımı aklımda tutamıyorum. İnsan kendinde bir sıcaklık arıyor. Neden kendini şaşırtmak istemiyorsun. Zaman zaman yeniye inanmıyorum kendimi eskittikçe, kendimi buluyorum. Teşekkür etmek bir borçtu muhteşeme karıştıkça. Dışına çıkıp iki sokak yürü onu yok sayan yanınla. Elbette insan zor bir ülke, söylediklerinize bakarsak, sende kendini sansürlemişsin özgür ruhuna. Her anlamdaki üzerindeki baskılarından kurtuldukça, o halin festivalini sunar istediğin gibiysen. Her şeyi istediği biçimde ifade ettikçe duyguların. Bir kadın olarak kendinı sıkışmış olduğun hislerinden kurtardıkça, yan yana gelir düşündüklerin. Ben hangi taraftayım hadı olalım tamamen kalksa içim içınde. Seni onurlandırmak ister diye düsündükçe en derinine alman süpriz mi olur? Bir kere bir kere daha kazansan seni içinde büyüttükçe. Ruhun okşandıkça kapıların açıldıkça filizlensen, yarım saniyede yerin dibine batmış yanından. Fısıldadıkça kulağına giyinsen üryan tenine beni, kendine düşmanlığından kurtulsan. Temiz ve coskulu ve sürekli örselenmiş bir aşkla kıskansam memnuniyetlerini. Kendine ters düşen yanlarından önyargısız yanını sarıpsamalasam. O engin duygularına yürüse nefesim nefessiz kalarak. Aklının kalbinin ruhunun meyvalarını sunsan aşk şerbetinle taptaze şems vakti. Sığınmak mı yoksa? Özlemi içindeyken özlenene varıncaya kadar, ne olursa olsun. İnsanın öğrenmesindeki tek amaç hayır'lı alanlardan, ne olup olmadığını size teklıf ediyor gece. Zihindeki karşılığın, nefes aldırmayan yanındaki karşılığı karışık. İsim bu yan hikayelerin, kendi hikayelerinle tamamlıyor olması için edebi erdemlerine dayanarak size bir teklifte bulunamam. Şöyle yazıyor bizzat sorgularında oluşanlarla inşaa ettiklerin. Hayır demelerin uzun sürsede ama ikimiz de susuzluğumuzun değerini biliyorduk. Su her dilde vardır ama ifadesi arşivlerimızde. Lütfen haber ver senden. Merak ediyorum, nefes nefese sakladığın dokunuşlarında geri istiyor musun? Reddedilişlerden payını alıyor merdiven olan tenin ya vedüd'la. Bir ismin ne gibi farklar yaratabileceğini bıldiğinde, engin bir başlangıç olur teslim edilen yanlarında. Ve sert bir dille ortaya çıkınca özlemler, ikinci kez göz atmış olur cümleler kelimelerine. Aklımda tutarak bir daha okudum üşüyen tek ilginç tarafını. Hala sana benzemiyor, içine yollananlar beklediğimin çok üzerinde bir açlığın adı. Sevimlı, dilinin özlemleri çok hoş ve yaratıcı. Okumaktan hoşlanmakla kalmadım, ona üryan bakmaktan da hoşlandım. Sayfalarını açtıkça cümlelerin çağrısı uykunun çarşafına dolanmış, tatlı bir sarhoşluğunda saklı bir göl gibi dalgalanışın. Şafakta sislerinin dahası okuma lezzetinin ortasında açıyor sırrını bulmuşken, birdenbire soruverdim. Peki ne diyeceğim, hangi cümlen benım olacak..

Melâli Kelâm...

İçlerinde hissettikleri sıkışmışlığın dile getirdiği can alıcı aşkla var mısın, yok musun? Aşka! Aşksızlığın belki de aşk etrafında dönen kalp kırıklıklarından, ferasitin varsa aşkın imkansızlıkla olan aşkını anlarsın. İşin içine, bir ben var benden içeri girerse, kavga eden yanınla arayı bulan olursun. Ve gördüğün kalbin köşesine çekil, bir noktada kentsoylusu olup ne yazık ki mutsuzluğa yönelen yanında bir hakimiyet. Oysa, hakikat bir şey getiriyor. Oradaki meselede aşkın yanındaki halin trajik. Yarın yapayalnız ister istemez, halbuki biz onların yerinde değiliz ve mutlu sanıyoruz çok cazip öykülerimizle. Onun adına karar verir ve kendi adına hemen yargıladıklarınla kimse iç dünyana giremez. Farklılıkların mozaiğinde bir hayat hayal mi gerçekten? Bu dertleniş ruh halini yansıyor, hep üzgün, hep yılgın, hep karanlık en iyi mekanında. Ben gece ile halleşirim gizli sevdamla sevişlerim yetimdir, saymakla bitmiyor sev/sen beni. Mesafe yoktur yüreğinde hissedersen. Gülüşüne sarılarak kelebekler uçuruyor özlemin, yar sen hep kal. Ne çok sökükleri var insanın, onlar uykularındayken gel beni benden koru, yamalıkla her halimi. Bana hakkımı ver, zulmetme ey aklım. O hayranlık duyduğumuz itibar ettiğimiz ruhu en yakınımızdan bile saklıyoruz. Sen dağlanıp kaybolunca gecemde, güzelleşiyor nefesim. Soluksuz kalınca anlar insan konuşmamayı. Neden ben? Arka arka duyduğum iniltilerdeki aynı tadı duydun mu? Yaklaşan bir gün var, savaşılacak çığlıklarımda.

Dağların arkasında yar..

Coşkunluk vermez gölgeden sevenler. Hayran olup iç çekişir birbirimizle yokluktan var eden sevgi armağan ettikçe. Kainat pek büyük akıl almaz, ben sözü aşka söylüyorum aşkla. O ne büyük içine aldıkça büyüdükçe hayran olursun. Aldıkça keşfe çalışır kendinle çekişen sularda gemilerin. Sırrına akıl erdirmek için, ben aşka v'av derım. Kendinden geçmiş bir maşukun gönlünden gelen seslerdir, daha derinden. Aldıkça bahar dersin, duyulmayan zevkler verir. Okuyun bütün sayfaları heyecanla, aşkla çarptığını duyacaksınız çoban yıldızının. Güldestelerine bakarsın üryan kaldıkça, mübarek kalbin sadece kendi beğendiklerini beğenmez. En çok beğenilenleri işaretler dokunuşlar tercüme ettikçe duygularını. Ve hakikati seven engin gönüllü dostlar, gönül gözünü açtıkça keşfe çıkar tenindeki çiğ taneleri. Nuh'un gemisi gibidir ten, gönüllerin ışığı, sevginin hutbesıdir. Ruha hoş gelen esintileri iyi bilıniz ki, sayılamayacak lutufların nimetidir. Gönül bahçesinin çiçeği açtıkça çareler arıyor, hissedemiyorsan gizli gizli dua et. Orada, ne bekliyorsun! Himmet istiyorsan, içeri gir. Bir sel var dağlarından engin deryalara akmak isteyen. Yüzüme vur vur, özlemin aşk şarabını içir güzelce sarhoş et. Gülün geçirdiği safhalara bak, feryadını sunmak için arı'ya. Kendine gel de, gece gibi ol. Gönlün safran çiçeği olsun. Güneş sana gönül vermiş, beni kimsesiz bırakma, çağırda o, c/andan koşup gıdiyem. Hep bizi bekliyor. Varılan yer gözükmüyor, gönlümüz lal lakin dilimizde lâl değil ya. Yavaş yavaş üryana dönüşüyor halin. Soyun soyundukça bütünleş her halinle. Engin bir gönüle giren çıkmaya fırsat bulamaz. Heryerden herşey alınır fakat insan gönül ile alınır. Yaklaştıkça alınır, dokundukça alınır, anladıkça, sevildikçe, sevdikçe verilir. Sevgine diyecek yok. Az daha evet biraz daha dön benine, ol benle biz.

İnsan ademoğluna nasıl bakıyor? ...

Mevsim yine bir çırpıda değişti, savrulan yapraklar gibi gitmek zorunda. Sende herkes gibisin aynı gökyüzünün altında, çıkılacak engeller çok az, güneş ufka yanaşırken. Gökyüzündeki muhteşem göçler, hep yeniden içine yerleştikçe büyür derde derman olan özlemler. Eriyorum kollarında geceliyen özlemlerin, zaman zaman hassas dokunuşların beni benden alıyor, benden gelmişim sana, cihan ne işe yarar, sen varsan ateşimdeki alevimde közüm hep yeniden harlanır nefesinle. Ocağım tüter bir yanım alev alev, şimdi başla sözle. Beslensin ateşinin dumanıyla nefesim, aşkla hükmederse bir yanın, tamam olacaktır bin yanım gül bahçende. Sevinç olur ki, ateşimi söndüremez gül rengi tenin. Eksilip bitmez sevmekle, özlemekle engin gönül. Su serper her düşünce, rengarenk mis kokulu çiçekler yetişir gönül bahçemde. Demek ki bizim sözün özünde, tesbih eder inci saçan yanım. Ve gönülde kalması daha taze olarak durur inan kişiysen sevgiye. İhlas noktasında sır bir şey değildir. Şaşılacak şey bedenine saplanmış sızı veren duygular. Hayırsız beninin etrafında dönüp durma, sen ne ay'sın ne güneş. Şekil ile suret arasında kalma, insan olmaktır kainata karşı tapanlardan. Kurtulan kimsedir seven, çok uzaklarda bulunduğu halde vefa gösterır. Dalgalanıp çoşan muhakkak ki tatlılaşır. Öyle ise, yakın olmak gerekir terk edilen yanlarına. İnsanları rehberi veysel karani gibi cem edip dünyayı, dem dem çobanlaş.

Sahıpsiz mektuplar...

Alemın kurtuluşu ademin yaratılış gayesi. Tam olsun diye noksanlar, rızaya kavuşmak içindi neyin varsa feda etmek. Çok dikkatli olmalı sabır ve şüküre. Hak'tandır tefekkürle dua, hikmetleri görerek gerçeğe yönelmek için. İhlastır kişiyi aşkın kapısına koyan, muradına ermesi, için dıştan görüntüsüdür aşk. Hubb-i fillah ve buğd-i fillahtır buyurmuş resul. İhlas ve sevgiyle yaşanlarda, Allah sevgi bir kelebek gibi özlemektir ateşi. Ganimettir muhabbet erlerı, zatına ermek için sevdirirler Resulullahı. Putlarını kırmayı imanla şereflenmek için, fenersiz mum olurmu? Zaman geçiyor, güzel ahlaklı olandadır huzur. İlim farzdır, kimde nerde bulursa elbette almalıdır. Kalem unutmaz yazar, çiçek çok, gül b/aşk'adır. Ademoğludur çıkamayınca sokaklarından, düşemez aşkında yollarına, biz kendimizi tanımaya başladık. İnsana hasret yaşıyor insan, kendıne gelemeden nereye gidiyorlar. Teslim olan teslim alıyor ama kimse beklemek sabretmektir dıyemez. Hafiftir acılar güzel bir güne umut ediyorsan, diline değdirme kalbinden geçmeyeni. Sökükleri vardır geçen ve gelecek zamanın dibine gitmek için. Asla, onlar yanlış biliyor deme doğru sandıklarını, gönlündeki gölge kalkınca aklındaki fırtınalar dinince, ne olursa olsun kaybedecek bir şeyinin yok olduğunu hatırlatır umutların. Dokunmakla yaşanır kenetlenen nefesler, bir mum gibi. Kimse duymamalı güven veren yanında, gittiğini yüreğindeysem, sen unutma beni.

Kimsenin bilmediği adres...

Ses duydum, gökyüzünden c/an'a başka ne varsa hepsi yok oldu. Halbuki sen, her şeyi bilen gönül,canlar canısın. Ne işe yarar, merhaba diyemezsem akşam kızıllığına c/ansız bir beden sayarım. Ey beni çağıran gönül, başüstüne bir damlamla makamına kadar akayım. Bir kere daha çağırda, zincirlerini çözeyım garip halimin. Bir şerbet gibi içiyor ya gül dem dem, hiç korku ve heyecanı yok. Bu yüzden bende nereden geldiğimi, nereli olduğumu hatırlıyamıyorum. Sevgiliye giden yolda, güllere, safranlara, menekşelere, yasemin çiçeklerine yağan dostlarımızın seslerini duyuyor musun? Hatırla nasıl zevki safa, hepsi de bizim sarhoşumuz şems vakti. Kulağıma bağırıyorlar çok uygun düştü gönlümüze, ey bizi arayan, ey ırmağımız sus, sus ki çağlaya çağlaya derene aksın raks eden, içimin cüz'leri. Bu hoş koku gülden güzel, kokuların Tur-i Sina'sı çorak yerlerim yeşersin diye sıcaklığın pişirsin gönül mutfağında aşımızı. Canı nasıl tutmuş bırakmıyor, bir sor kabristan ehlıne, nurlar saçan, gamlı ve kederli olan tek hakikat şaşılacak, işitilmemiş şey mi? Düşünecek akıldan sesler gelmeye başladıkça, sevgi yalnız hapishanesinden kurtuluyor. Söylenmemişlerle gelme, aşığın halini gör. Ne söylersen söyle, senden ayrı düşmüşse, mahmur susamışlığımı hor görme. Yine sensin, ay ışığından odama süzülen. Gizlenmiş ama üryan görünmez tatlılıklarınla, gönülde gömülü kalmışsın.

Ne olursun tut uykumu gece...

Ve cancağızım sen de oluşacak bedenim, bir misal veriyor yaşadığın diriliş. Tohumundan yeşerecek öyle ki uzun süre gıdalanacağın meyvalar. Sezgisel doğuşlar deneyimlenecek demektir. Sevginin sonucu s/özümüzden bize akacak pınar olsa gerek. Ve iş şimdi sana kaldı, sarhoş gece başlı başına bir yönüyse, yüklü bir yaşam arayışına davet niteliğindeydi. Aynı zamanda sevginin ötesine geçmeye çağırıyordu dünya nimetlerı. Açıkyüreklilikle ortaya koyuyor sadakati gece, hiç kuşkusuz gecenin çobanları. Derinden damgasını vuruyor hoşgörülü bağlılığı, çok ileriye götürüyordu. Bir hale bürünüyordu, harflerle sıkışıp dokunarak kolayca fark edilebilen bazı belirtiler sergiler dokunuşları. Fedakarlığı çoğunlukla uykusuzluk çekmeler, nedeni açıklanamayan yorgunlukların talepkar ve kaprisli olduğunu öğreniyoruz. Seviyordu olağanüstü sevgiyle soylu bir ruhu vardı. Umutsuzca gizlenmiş hüzün ve bir keder keşfetmişti engin yüreği. Kendi kendine söz verişi, duyduğu aşka bu şevki diri tutuyordu. Bir mektup gibi yazı yazmayı hayal eden cümlelerın semahına dokunmaktan başka bir şey değildi belki de. B/aşka birçoklarıyla buluşan, son derece saf bir aşkın öyküsüydü bu divanlar. Tensel arzuları bilmeyenin içinde her şey biziz, ama o ölçüde de çılgınca bir aşkın içinde yer alan her şeyi görmezden gelmeliydi. S/onsuz hakikatleri seyre dalmış, keşfediyordu sevmeyi küçümseyenleri dualarla.

Erenlerin halveti..

Gece kartaneleri heceleriyle hecelerken aşkı, sen yorganı çekmiş uyuyorsun. Seninle doluyorum şems vaktine, üzerime yağan kartanelerınin hakikati gibi seviyorum seni ey aşk. Aşkın iki ucu arasında gidip gelen bir sarkaç. Biraz başları eğik, başladık, bitirdik işte der gibi halleri. Dur bakalım, anlarız narin bir ilk. Bu duruma neden ad bulmakta zorlananlar için iyi bir yöntem. Kar, adı nereden geliyor? İlginçlik olsun diye mi koymuşlar? Sözün hikmetinde pek çekingendir, bugüne dek az bilinir, nice renkli alçakgönüllü bir tanık. Daha dün yaşlı dünya, bu sabah uydandım ki çevik mi çevik tüm bedeni. Bir huzur, bir aydınlık, bir denge yeri hoş bir gönül. Hiçbir şey insanın içini açan kırışıksız, pürüzsüz sevgi kadar yetim değil artık. Bırakalım başkaları övsün aşkı, sevmeyeceksem gönlümü veremem ki. Adına alışkın dudaklarımız, beni asıl ilgilendiren, farkında olmaksızın onun içine kattığım şeydir yoldaşlığım. İzım gizemli bir filizlenme, tuhaf geliyor çok insana. Önem senin yasin bakışında eğilen olsun kanatlı, bakılan şeyde değil. Çarpılan yanın cenaze namazını kıldırsın çöllere dökülen yanını. Susan şimdiye kadar hiç böylesine bir ateşı, böyle görkemli bir coşkunluğu tatmamıştı seslenirken dünya nimetleri. Sevgiyi biz nasıl kurarsak, bu sessizlik içinde öğrenilir aşk. Biz de okuduk, az ya da çok önce, içinde bahçenin bir ağacının titrediği şafakta.

Aç ve susuzum...

Gün gitti divane gönül, suyum dersin geceye. Ve bize zaman ayırdı bir ışık, karanlıkta karanlığımızdan kurtulmak için. Bazen çok korkuyorum, lambasız görüyorum gözleri bize bakıyor birkaç kelimeyle. Aynadan dönüyorum aynama, çok kötü bir gömlek üstümdeki, hangi duygumu ikna etmiş bu renkler. Bir yangın çıksa bedenimde, çobanım yok ki ahları yusufi sıkıntılarımın. İpimden kurtulmak için şaşkın ve çıplak yanımdan doğrulup, seni seviyorum desem. Beni indirgermi gece koynuna almak için, çünkü bu halim kapının önünde duruşumu meşru kılar. Yanlış tufanlardan kurtulmuş nuh misali devrilsem uzak yerlerimden. Ve beni evine götürse yüreğin, hiç birşey ilave edemese bakışlarım. Ama yıne de öte yanına geçmem gerekir beni alıp. Ve fakat o vakit bakıyorum sana korkusuz, yok edemediklerımle çağırsam sıkılırmısın her halinle. Unutamayacağın iki şeyi yapsam, üçüncüsünü giderken fısıldasan kulağıma. Örtüyorsun sanki açıkta kalan yanlarımı ey gece. Her doğan günle, biz doğarız sevgiden. Bendeki derde gel dedim sebepsiz yere. Hiç bir şey değişmiyor. Yalnız zamana uyuyoruz, zamanın tam ortasında aşkla bir eda takınıyorlar gecenin çobanları. Peki sordun mu neyle yad eylerim. Ve de bil ki, sevgim gibidir alevlerin bir yanda şaşsın. İçimden sonsuzuna sesleniyorum bu gece. Kendi kulakların işitecek kadar sesli oku, herkese faydası vardır, kelime-i sevgi'yi tespih ettim. Çekmenin mahzuru olmaz, fazileti aşk olur. y.ed

Engin Demirci
Kayıt Tarihi : 1.2.2015 22:08:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Şems-i Mevlana Divan-ı Kalp katılığı, çok yalan ve hasetten meydana gelir. Hz. Ebubekir r.a

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Engin Demirci