Her Şeyin Teorisi
Başlangıcı bilinmeyen bir şeyin teorisi üretilemez!
İnsanın, varlığının nedenini veya nasılını araştırmaya başlaması “Bilinç” ile başlıyor! Bilinci oluşmamış insansı bir varlık, kendini ve evreni merak etmez! Besi çiftliklerindeki hayvanların, varlıklarını sorgulamadıkları veya “Neden, nasıl? ” sorularıyla meşgul olmadıklarını bilirsiniz! Kaza yapmış ve etrafa besi hayvanları dağılmış bir manzara izlemiştim, kazadan yara almadan kurtulan hayvanların hala ortalığa saçılmış ot ve samanları yediklerini gözledim! Onlar için sadece “Yeme-içme ve neslin devamı için zamanı geldiğinde tetiklenme” var! Bilinç kadar ihtiyaç var! Sadece hayatta kalmak ve neslin devamına ihtiyaçlarının olması bilinçlerinin o kadar açık olmasıyla alakalı! Bilinç için ihtiyaca bakmak yeterlidir!
Bilincin en basit seviyesi “Varlık” sahasında yer almak! Tüm canlı-cansız varlıkların “Varlık” sahasında bulunması yani 3. Boyutta görünmesi, bir bilinç eseridir! Varlık sahasında ihtiyaçların çoğalmasıyla bilinç doğru orantılıdır! İnsan, evrenin bir misali gibi olduğundan ihtiyaçları evreni kapsar; evreni kapsaması evreni aşmasıyla alakalı! Aslında insana evren yetmez! İnsan bilinci, “Neden, nasıl? ” sorgulamasını bu yüzden yapar! Hayvanların kökenlerini araştırmak gibi bir ihtiyaçları yok; geleceklerine dair bir kaygıları da yok! Mesela; ot, saman nerde bulsa orası onun mekanıdır! Geleceğe dair planlar yapmaz, akıbetinin ne olacağına dair endişeler taşımaz! En önemlisi de bu ihtiyaçlarının karşılanması için ya da gelecekteki durumu için bir “İlah” edinmeye ihtiyacı yoktur! İnsanlık, sınırsız ihtiyaçları ve kaygılarından dolayı kadim dönemlerde “İlah ve ilahlar edinme yolunu seçmişler! Bilinçleri geliştikçe ihtiyaçları da artmış, tüm Dünya kaynaklarına ihtiyaçları olduğu gibi uzay ve evrene de ihtiyaçları var! Bu nedenle keşifler yapmışlar ve yapıyorlar! Gelecek endişelerinden dolayı 3. Boyutun kararsız, ölümlü, eskime ve entropiye bağlı, göreceli (büyük-küçük; önce-sonra; zaman-mekan; iyi-kötü; az-çok) gibi göreceliliklerin sınırlamalarını da aşmak için 2. Boyutun “Levha” yazılım, ruh, data sahasına ilgi duyar ve 1. Boyutun tercih, ben, alanını bilmeye çalışır! “Hiç yoktan bir evren” teorisiyle meşgul olur! Evrenin nasıl var olduğuna dair teoriler üretir! Tüm bu izahların tıkandığı yere kadim dönemde “İlahlar” yerleştirilmiş. Bilinç arttıkça ilahların alanı da daralmış. Yeni teorilerde “Hiçten var olma” konusunda genelde ihtiyaç duyulur!
..
Savaş Ve Araçlar
Savaşlar, genellikle “Alan” egemenliği kurmak için yapılır! Bu alan, tüm evreni kapsayacak kadar genişletilmek istenir! Yani ilk egemenlik, kişinin kendi yaşadığı toplumda başlar ve bunu genişletebildiği kadar genişletmek ister. Kişi, öğretisi ile tüm Dünya’ya hakim olabilir ise sırada evren vardır! “Alan hakimiyeti” konusunu genişletelim; bu alan, bir futbol taraftarlığı da olabilir, basit bir derneğin ele geçirilmesi de olabilir hatta bir kahvedeki insanlara hükmeden bir kişi de bu amacı hedefleyebilir; köy ağalarının hakimiyet alanı, o köy ve içindekiler! Bu alan, siyasal alan da olabilir, din, dil, ırk veya ideolojik alanda olabilir! Yazıda “Alan” geçtiğinde bunların tamamını düşünelim! Zaten Dünya’da bile göreceli olarak büyük bir hakimiyet kurulduğunda “İlah” iddiası güden Firavunlar olmuş, olacak! Dikkat ettiniz mi? Alan hakimiyeti sağlamayı kişiler istiyor ve bunu toplumlara yaptırıyor! Yani tüm evrene hakim olmayı toplumlar istemez, kişiler ister; toplumlar, bunu yapmanın aracı olur!
Neden toplumlar, bir kişinin veya yine bir kişiden çıkan öğretinin savaşçıları olur?
Cevap: İnsanların çoğu menfaatçidir! Menfaatlerinin güdümünde yaşarlar! Menfaat gördükleri kişi veya bir kişinin öğretisinin etrafında kümelenirler! İşte bu eğilimleri onların yönetilmesini ve yönlendirilmesini kolaylaştırır! Bir kişi ya da öğretisinin savaşçısı olarak menfaat elde etmeyi umar ve bazı da buna ulaşır! Aradığını bulamayanlar, saf değiştirir; bulanlar, daha da ileri derecede menfaatlerini sağlayan kişi veya öğreti için savaşırlar!
Gelişmemiş toplumlarda zaten sınırlı olan kaynaklar, adil dağıtılmadığında "Kaynak kapma" yarışı olur! Bu kaynak kapmacada pay alamayanların, sorun çıkarması beklenen bir durumdur! Kaynakları belirli bir kesim sahiplenince veya ele geçirince de dış kaynaklar devreye girer ve boşluğu doldururlar! Önemli olan kaynak kapmaca değildir, önemli olan boşluk oluşturmamaktır. Bu amaçla, kaynaktan pay alamayanlara "Sosyal yardım" yapılır, bunun da ileri aşamalarda sıkıntıları ortaya çıkar elbet ama kaynak kapamayan kesimin patlaması önlenmiş olur. En güzeli de dengeli bir büyüme ve kaynak kullanımı, yani toplumsal refahın ve fırsat eşitliğinin sağlanması. Böylece denge sağlanır ve boşlukların başkaları tarafından doldurması önlenir!
Savaşın en önemli aracı insandır! İnsanlar, insan öldürmek için savaştırılır! “Araç amaca feda edilir! ” Yani egemenler savaş aracı olarak insanı kullanırken aracı, amaca feda etmeleri doğaldır! İnsan, araç ise ölen de öldüren de araçtır! Amaç, alan egemenliği olduğuna göre maksat sağlanacak ise araç amaca feda edilecektir! Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur; egemenler için bireyin kendi menfaati için savaşmaya istekli olup olmadığı önemlidir! Çünkü sonuçta egemenler için savaşacak olan da o, kendi menfaati için savaşmaya istekli olan kişidir!
..
Taraf / Karşı Taraf
Taraf olmak özgürlük elbet. İnsan dilediği kişiye ya da ideolojiye, dine, hatta futbol takımına taraf olabilir. Böylece kendi aidiyetini tatmin eder. İdeal olan ise tüm güzelliklere taraf olmak. Bunu başaranlar Yunus, Mevlana gibi zatlar olmuş.
Taraftarlık içselleştirilmezse taklidi olan taraftarlar radikalleşir ve kraldan çok kralcı olur. Yani sadece taraf olur, hatta neye taraf olduğu dahi önemsizdir. Taraf olup şiddetle savunmak yeterlidir onun için.
“Karşı taraftarlık” konusu çok daha ilginç. Çünkü karşı taraftarlığı belirleyen bir taraf vardır ve karşı olanlar o başkasının belirlediği bir tarafa karşı duruş sergileyerek güya kendi taraftarlığını oluşturur. Aslında kendi tarafı yoktur. Karşı olarak kendine bir yer edinir. Bunu da karşı olduğu taraf belirler tabi ki. Bunu siyasal partilerde gözlemledim; bazı partiler kendi misyonlarıyla çıkar bazıları da başkasının misyonuna karşı çıkar.
Toplumsal alanda da bunu gözlemleyebiliriz. İdeolojik yaklaşımlarda “karşı taraf” olan diğerinin her fikrine karşı çıkar. Hal o kadar komikleşir ki bazı karşı olduğu tarafta bulunan kendi ideolojisine ters olan bir şeye taraf olur; karşı tarafta olanlar sırf ona karşı olmak için bilmeden kendi ideolojisine uymayan şeyi destekler ya da kendi ideolojilerine ters olan ama karşıdakine destek olanı şuursuzca desteklerler. Çok gözlemlenir bu hal. Kıyafet konusunda ve kişisel tercih konusunda diğerinin işine karışmayı kendilerine hak görenler bu yüzden çok taraftar yitirdiler. Ama “karşı taraf” ın eylemi “taraf” a bakar. Değeri yoktur.
..
O Dedi Yanında Mıydın Ne Dedi
Hukukta, “Görgü şahitliği” vardır! Şahitlik, başkasından nakille olmaz! Şöyle bir şahitlik olmaz, biri dese; “Rahmetli Cezmi abiden dinledim, Rıfkı’yı Rıfat öldürmüş! ” Bu görgü şahitliği olmaz işte! Sadece bir fikir verir bu ifade, sonuç doğurmaz! Çünkü ikinci el nakildir! Bir nesil geri doğru bile söylemler nakledilirken etkisini yitiriyorken “Orta Çağ” dan günümüze gelen dedikodu türünden kutsal bilgilere, çok önemli olan bireyin inancı teslim edilmemeli.
Şu dedi, o dedi, bu dedi! Ne biliyorsun, yanında mıydın; ne dedi? Günümüzde bile bir söz, bu kadar çok iletişim araçları ve kayıt aletleri varken çarpıtılıyor; eksiltilip, üzerine eklemeler yapılıyor. "Orta Çağ" dan günümüze gelen dedikodularla mı yol alacağız?
Televizyonlarda veriyorlar gazı. Kim söylemiş, ne zaman söylemiş? Delil yok, olsa da kutsanmış ve aksi iddia edilemeyen kabuller sadece. Dedi ve herkes inandı türünden şeyler... Hepsi cevapsız, sadece eleman anlatıyor; "Adem elma yemiş, Havva demiş! " Bir tane delilleri yok. Delil de eski kaynaklar! Delil kutsanır, aksini iddia etmeyi yasaklarlar ya da ayıplarlar; olur sağlam delil. Aksi iddia edilemeyen bir şeyin doğruluğu da şüphelidir ki...
Yaşlılardan çok sık duydum. Bizzat kendi nenem, iyiye yaşlanınca (Dini bütündür) şöyle dedi; "Öte taraftan gidip-gelen mi var, ölüp gideceğim. Söylenenler burada kalacak! " Bence yaşlılar işin farkına varıyor ama ölüm kapıya gelince. Bu nedenle lafa bakmayın kendi algınıza bakın. İnsanlar çok kutsal üretti ama hepsi bu boyutta, bu tarafta; öte taraftan gelen yok yani anlayacağınız; gaza gelmeyin...
..
Bulduğunu Bildiğine Vermek 3
İlk yazımda Annemin babama veya bize kızdığında “Bulduğunuzu bildiğinize veriyorsunuz! ” sözünden yola çıkıp yazacağım demiştim. Şimdi devam ediyorum bildiğimi bulduğuma vermeye ve size bir evren modeli sunacağım.
Her şey bir noktadan başladı! Nokta ise hiçten!
“İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi? " (Meryem; 67)
Bir nokta diğeriyle arkadaş olunca çizgi; noktalar bir daire şeklinde sıralanınca çember oluşuyor! Daire şeklinde sıralanmasının sebebi ışığın davranışında gizli! Işık hem tanecik hem de dalga özelliği gösteren ve kütle çekimine boyun eğen bir madde. Nur ile karıştırmayalım Nur, “Karanlık madde, enerji” olarak varlığı bilinen ama ölçülemeyen; ruh, data, ben, o, ene, kün şeklinde etkisi bilinen bir şey! Ben maddi evreni anlatacağım. Yani ışık davranışından maddi evrenin şeklinin nasıl oluştuğunun felsefesini yapacağım!
Bir nokta diğeriyle yan yana geldiğinde çizgi oluşmuştu bu çizgiye eklenen her nokta (merkezdeki kütle çekim etkisinden dolayı) bükülerek uzar ve bu çemberi oluşturur! Yani tamamlandığında kapandığında. Matematikte bir kural var hani devreden sayı 1.999… bu asla 2 olmaz sonsuza dek 9 lar devreder! Yani çemberin neden sonsuz olduğunu anlamak için bu örneği verdim. Bu iki boyutlu bir gözlem bunu üç boyuta çıkaralım. İki noktanın yanına üçüncü eklendiğinde ne olur! Kütle çekimden dolayı üçüncü aynı hizada duramaz! Az bükülür çünkü komşusunun kütle çekimine bir de komşusunun, komşusunun kütle çekimi eklenmiştir. Bu minnacık bükülme onu diğer noktayla da komşu yapar. Bu bükülme neden olur? Yerden fırlatılan bir merminin yükselirken kinetik enerjisi azalır, potansiyel enerjisi artar dengede yer çekimi nedeniyle bükülmeye başlar. “Kurtulma hızı” konusu; eğer bu bir roket ise dünya etrafında dönmeye devam eder ama atmosferden çıkıp gidemez! Bunun için ek güce ihtiyaç vardır kritik noktada kurtulma hızı için ek güç verilir. Bu konuda bilimsel yayınlar var orayı kapadım. Sondaj yaparken de buna benzer gözlem vardır. Sondaj borularını her bir boruyu bir nokta olarak düşünelim, sondaj ilerledikçe boru eklenir. Ve sondaj kuyusu belli bir derinlikten sonra bükülmeye başlar! Yani ilk delinen nokta ile aşağıdaki varılan nokta düz olmaz! Aynı şekilde üst üste aynı hizada kusursuz dizilen tuğlalar da çekim etkisiyle bükülmeye başlar! Demir bir direğin belli kritik uzunluktan sonra bükülmesi gibi. Bu Dünyada yer çekiminin etkisiyle olsa da uzayda kütle çekim etkisiyle bükülme olur! Bu bükülme konusu anlaşıldığına göre modelin üçüncü boyutunu anlamaya çalışalım. Bu çemberimiz mükemmel içi boş bir küre şekline nasıl gelir? İki noktanın yanına gelen üçüncü nokta nedeniyle, ilk nokta ve eklenen nokta kütle çekiminden dolayı bükülüyordu! Bu noktalar çoğalınca ne olur. Mükemmel bir küre ama içi boş olsun! Bu noktalar çoğala çoğala mükemmel içi boş bir küre oluşturacak! Dikkat! Matematikteki devreden konusunu unutmayalım. Küre asla kapanmayacak kapanırsa kıyamet olur! Büyümeye devam edecek! Genişleyen evren konusunu şimdi daha iyi kavrayabiliyorum!
Bu bükülme işinin nasıl içi boş küreye döndüğünü daha ayrıntılı anlamak gerek! İki nokta bir çizgi oluşturdu, üçüncü nokta çizgiyi büktü. Sonradan eklenen noktalar da bu çizgiyi eğri bir düzleme çevirdi. Bu düzlem çok büyüdüğünde içi boş bir küre gibi olacaktır. Futbol topunun üzerindeki meşin çokgenlerin düz olmadığını biliriz! Bu çokgenler yan yana birleştiğinde küre oluyor! Evren için düşünürsek bunu; eğri düzlemlerden bir küre elde ediliyor. Yani galaksiler hatta galaksi grupları dev bir küre gibi bükülerek evreni oluşturuyor! Ama bu küreye yeni noktalar eklendiği için büyüyor ama kapanmıyor. Kapansa kıyamet olur deyiverdim işte. Aklıma öyle geldi! Bulduğumu, bildiğime vermeye devam edeceğim. İnşallah!
..
Küllük Gülü
Küllükte yetişen gül, tezeksi kokar!
Perde, harika da arkası berbat...
Köylerde küllük olur, hayvanların tezeklerini biriktirildiği açık bir alandır! Küllükten geçerken tezek kokusu insanın burnunun direğini kırar! Bazı küllüklerde çok güzel, kokulu güllere de rastlanır! Ama tezek kokusundan dolayı o güllerin kokusu algılanmaz! Ya da tezek kokar!
Mevlana’nın sözünü bilirsiniz; “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol! ”
İnsanın olduğu gibi görünmesi nasıl olur?
İnsanlar neden olduğu gibi görünmek istemez?
..
Bulduğunu Bildiğine Vermek 4
“Ölmeden önce ölünüz” hadisi hatırımda…
Sefil hayat zıtlarla devam eder!
Hayat faaliyettir!
Maddenin varlık hali (esfel) sefildir! Yani madde zaten dengesizliğin ürünü. Varlık ve yokluk dengesinin bir şekilde tercihle bozulmasının ürünü!
..
Bulduğunu Bildiğine Vermek 10
Evrensel seyirde bir tek insanın evrene müdahalesi mümkün! Bu evrensel bilincin genişliğiyle alakalı. Eğer evrensel bilincini birey evreni anlayacak kadar açarsa evreni o noktada yönlendirmeye başlar. Hızır makamı!
Gelinen nokta önemli. İnsanın bilinç edindiği noktadan tüm gelmiş ve geçmişi izafi yansır, bu nedenle geçmişin tesirini silmek de bu bilinçle mümkün. Ümitli olmak bu nedenle çok mühim.
Evrende tesadüf olmadığı, ancak her olasılığa açık bir işleyişin varlığı görünür! Tesadüf olmamakla beraber potansiyel (izin verilen, mümkün olan) tüm olasılıklara imkan verilmiş! Tesadüfi olmayan ama her olasılığa açık bir sistem! Allah’ın takdir ettiği her olasılık potansiyel olarak var! Bu olasılıkların tercihi kaderin kaza olmasını sağlar! Soyuttan somuta seyir! Bu seyirde takdir edilenden başkası da bulunamaz! Yani bir şey olmuşsa o takdir edilmiştir, izin verilmiştir; şer ve hayır olarak görecelilik bize izafi. Allah için şer yok, şer de hayra bakar! Tercih ise insanın sonucuna katlanacağı bir özgürlüktür!
Bu serinin önceki kısmında; Işık tanecik ve dalga özelliğiyle maddedir ve tüm maddeler; entropiye, eskimeye teslim olmak zorundadır! Nur, maddi çekime tabi olmadığından kara deliğin nuru çekmesi mümkün değil! Nur, ben, ene, o, kün olarak bilinen etki! Maddi boyutta işleyenler, mana boyutunun da yansıması. Soyut, somuta ayna… Soyut alemde olan somutta yansır! İki noktanın yanına üçüncü eklendiğinde ne olur! Kütle çekimden dolayı üçüncü aynı hizada duramaz! Az bükülür çünkü komşusunun kütle çekimine bir de komşusunun, komşusunun kütle çekimi eklenmiştir. Bu bükülme işinin nasıl içi boş küreye döndüğünü daha ayrıntılı anlamak gerek! İki nokta bir çizgi oluşturdu, üçüncü nokta çizgiyi büktü. Sonradan eklenen noktalar da bu çizgiyi eğri bir düzleme çevirdi. Bu düzlem çok büyüdüğünde içi boş bir küre gibi olacaktır. Futbol topunun üzerindeki meşin çokgenlerin düz olmadığını biliriz! Bu çokgenler yan yana birleştiğinde küre oluyor! Evren için düşünürsek bunu; eğri düzlemlerden bir küre elde ediliyor. Yani galaksiler hatta galaksi grupları bir nokta sanki dev bir küre gibi bükülerek evreni oluşturuyor! Ama bu küreye yeni noktalar eklendiği için büyüyor ama kapanmıyor. Kapansa kıyamet olur deyiverdim işte. Matematikteki devreden sayı örneğini de hatırlayalım; 1,999… devreden bir sayı 9 lar sonsuza dek devam eder! 2 olmaz! Olursa kıyamet olur! 1,999… ölür 2 gelir! Şimdi bu somut evren modelinden soyut bir şeyler çıkaralım. Küre yüzeyi her noktası diğer noktayla direk alakadar olabilir bir şekildir. Yani kainattaki her şey diğer şeylerle direk alaka kurabilir! Bunu başaran bilincinde olan Hızır makamındadır! Her nokta Hızır makamında olma potansiyeline sahiptir. Bu nedenle halk arasında “Her gördüğünü Hızır bil! ” şeklinde bir söz vardır!
..
Salınım Ve Denge Kaçınılmaz
Her şey dengeye gelene kadar salınır.
Hayat devam ettiği sürece bu salınım az veya çok aralıkla devam edecektir.
Gözlemledim; kazak erkeklerin evlenince kılıbık olanları vardır. Uysal duranların da ne huyları çıkar. Yani hepsi dengelenene kadar salınır. Bazıları ahlak, namus lafını çok eder; sebebi bir kutuptan diğer kutba meyildir. Bazıları kül yutmaz, uyanık pozundadır çünkü hayatta hep kandırılmış, bunun yansıması olarak "Uyanık" lığı oynar.
..



