20 Mart 1770’te Württemberg’de doğdu. Denkendorf ve Maulbronn’daki manastır okullarında, sonra da Tübinden Üniversitesi’nde okudu. Lisansüstü eğitiminin ardından papaz oldu. Ancak, Protestan ilahiyatının akıl ile inanç arasında uzlaşma sağlayamadığını düşündüğünden papazlıktan ayrıldı. Bu gerilimi yaratan şeylerden biri de Yunan mitolojisine olan düşkünlüğüydü. Hölderlin’e göre, şairler Tanrı ile insanlar arasında aracılık işlevini, rahiplerin yaptığından çok daha iyi yerine getiriyordu. 1793’te Friedrich Schiller’le tanışan Hölderlin, ona büyük bir hayranlık besledi. Schiller, Neue Thalia dergisinde Hölderlin’in şiirlerini ve Hyperion adlı tamamlayamadığı romanından bir parçayı yayımladı. Şiirlerinde insanlığa, dostluğa, uyuma ve doğaya yer verdi. 1795’te Frankfurtlu banker J.F. Gontrad’ın evinde öğretmenlik yaptığı sırada bankerin karısı Susette’ye âşık oldu. Ancak, olayın duyulması üzerine Frankfurt’tan ayrılmak zorunda kaldı. Yaratıcı bir dönem olarak geçirdiği 1798-1801 arasında lirik şiirlerinin yanı sıra Menon’un Diotimay’a Ağıtı, Ekmek ve Şarap gibi eserlerini kaleme aldı. Bu dönemin ardından parasızlık çekti, şizofreni hastalığı ilerledi. 1804’te Sophokles’ten yaptığı Antigone ve Oidipus çevirileri yayımlandı. Yakın dostu Isaak von Sinclair’in tüm yardımlarına rağmen yaşamının geri kalan kısmı deliliğin gölgesinde geçti. 1843 Haziran’ında Tübingen’de öldü.
Eserleri
Şiir ve Tragedya Kuramı
Hyperion
Deliliğin Arifesinde
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!