Cıvıl cıvıl ses veren minik yavrular
Masmavi gökyüzünde kanat çırptılar
Okul bahçesinde kardeşçe kucaklaşanlar
Nerede şimdi mendil kapmaca oynayan çocuklar.
Şen şakrak özgürce öten kuşlar
Nerede kalemler, defterler, kitaplar
Kara tahta başında yazı yazan minik eller
Nerede şimdi o güzelim okullar, derslikler.
Nasılda geçti yıllar, saçlarıma düştü aklar
Kulağımda hala öğrencilerin sesleri var
Biliyorum son zilin çaldığını çocuklar
Gökyüzünde kayboldu artık gelmez o kuşlar
Düşlerimde her gün yaşayacaklar
Zil çaldı hadi okullara koşun çocuklar.
(Malatya 13 Eylül 2011)
Yıl 2 Temmuz 1993…
Sivas’da gün tutuştu.
Yanıyor alev alev,
Tahrikçi tavırlar,
Kışkırtmalar,
Şuursuz kitleler,
2011’’nin 14 Temmuzu,
Kavurucu sıcak altında.
Kin ve nefret kustu namlular.
Dağ taş alev alev yandı.
Bayrak oldu Mehmetçik Silvan’da.
On üç yıldız kaydı gökyüzüne.
Allah bir kulun kalbinde,
Tutku kandili parlattığında,
Kalp onunla aydınlanır âlemde,
Şems’in rahlesinde pişti Mevlana.
Hasbihalimiz manaya erenlere,
Dünyayı süsleyen gülün kokusu,
Sevginin efendisi Nebi’yi hatırlatır,
Bir sevda dinmiş cennet bahçesinden,
Teşbihi gül, teri gül, yüzü gül Muhammed.
Gül aşktır, sevdadır, özlemdir, kavuşmaktır
Gül ayrılıktır, hüzündür, gözyaşıdır.
Gül kokuların özü, ruhudur.
Gül çiçeklerin padişahı, Gül-i Muhammed.
Renklerin şereflendiği güllere bakınca,
Şair lal, ressam biçare kalır.
Ey Gül-i Rana’dan kokusunu almış rüzgâr.
En güzel sevgilinin toprağından serin serin eser.
Nur-u Kuran’ın aydınlığında,
Mısralarımla gül koklatmak istiyorum.
Yitirsek de baharı avuçlarımızda,
Gül muhabbetiyle kucaklıyorum.
(21 Ekim 2011 Malatya)
Hazan mevsiminde
Yapraklar bir bir düşüyor yere
Dalından kopan her bir yaprak
Bir şeyler hatırlatır bize
Her doğuşun bir batışı
Her baharın bir kışı var
Bir yok oluş değil Hazan mevsimi
Taze bir başlangıcın en sırlı haberi.
Ağaçların dökülmüş yaprakları arasında
Sonbaharın sarı soluk yüzüne
Yüzümü sürüyorum gündüz gece
Bir gün sararıp düşeceğiz sonunda
Hafif bir esintiyle kara toprağa
Gelip geçici bu dünyada
“Her canlı ölümü tadacak”
Kaç takvim yaprağı daha kopacak.
Sararmış yapraklar döküldüğünde
Ölüm daha acıklıdır güz güneşinde
Ağaçlardaki ağlamaklı musiki
Çalmaktadır sonbahar savaşında.
Ağaçlar elbiselerini çıkardığında
Bülbül ağlar, gül ağlar
Sararan yapraklar, ağaran saçlar
Ölüm ve diriliş muştusunu anlar
Hazan mevsiminde ölmek.
Hazan mevsiminde yaşamak.
(13 Ekim 2011Malatya)
Dökülürken yapraklar hazan mevsiminde
Müthiş bir sarsıntıyla sarsıldı yer gök
Yer kabuğunda emri ilahiyle koptu kıyamet
Yeşil Van’da, Erçiş’te yaşandı bu büyük afet
Afetlerden ders çıkarmayanlar ağlasın.
Bu toprağın büyüklerini,
Anlatır bize tarihler,
! 924’de kerpiç bir evde.
Güller diyarında doğdu Demirel.
Gece gündüz demeden, yorulmadan, bıkmadan
Güneş vedaya hazırlanıyor,
Rüzgâr ney üflüyor,
Ayrılık şarkısı söylüyor yapraklar,
Soluyor dallarda güller,
Sararmış gazeller,
Yüreğimde ince bir sızı bırakıp gider.
Yankılanıyor çığlıklar,
Yuvalara dönüyor kuşlar.
Güneşe koşar çocuklar,
Karanlıklar aydınlanır okulda.
Esmer, kumral, sarı tenler,
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!