Zamansız zamana küsmüşüm ben
Ne çok şeyler almış götürmüş benliğimden
Bana kalan sessiz çığlıklar olmuş
Mirayın zamanında yakamoz hapsolmuş
Yol mu akan ayaklarımın altından
Yoksa ben miyim sürüklenen
Gelecekteki halime seslenirken,
toprak kadar derin bir sessizlik çöker içime.
Adımlarımın arasına sıkışmış kum,
zamanın söyleyemediği sözleri fısıldar usulca.
Bir deniz sızar göğsümün en uzak noktasından;
sana kavuşamamış yanımı,
Gülüyordun, herkes seni öyle bildi
Ama ben sesindeki titremeyi duymuştum
Gözlerinin içinde bir yer vardı
Kimsenin ulaşamadığı,
Kimsenin sormadığı bir yer
Türkü söylüyordu sevdice
Dilinden dökülen nağmeler inliyordu
Dağ eteklerinde
O söyledikçe raksediyordu çimenler
O söyledikçe başka uçuyordu kelebekler
Türkü söylüyordu sevidice
Bin derde düşsem bin kez ağlasam
Umudum yitse de tükensem
Dizlerimin üstüne çöküversem
Dermanım bitse de kalakalsam
Yanlızlığın sırdaşı olsam
Ben onu dinlesem o beni
Bir şehrin taşlarına sinmiş çığlıkları dinledim,
Her köşe başında unutulmuş bir ismin yankısı vardı.
Gökyüzü, öyle ağırdı ki,
Bulutlar bile adaletin terazisinden kaçmış gibi,
Dengesiz, yamuk, devrilmeye hazır…
Sahildeyim gecenin bir yarısında
Elimde bir taş parcası
Fırlatıyorum sekiyor yakomazda
Ay ışığı daha bir edalı
Aklımda fikrimde olan
Ne varsa dalga dalga kıyıya vuruyor
Hayal kurmayalım birlikte
Mesela yakamozun raksını izlemeyelim
Ay yansımasın yüzümüze
Yıldızlar birer hikâye olup akmasın gönlümüze
Güneş doğmasın ardından
Çiçek açmasın vişne ağaçlarımız
Gözlerini kapattığımda o ana gittim.
Tam o ana…
Ocağın başında et kavuruyordun.
Yüzündeki gülümsemeyle, bir o kadar yorgun…
Ama asla solgun değil.
Çok mutlu, bir o kadar huzurluydun.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!