aşkımız bir gün uçup giderse aramızdan sevgilim
sırt çantalı bir duman gibibir melekle çarpışan kelebeğin kanadından dökülen toz
bir çağlayanda sürüklenen bir dal parçası gibi
istemediğimiz yerlere giderse aşkımız sevgilim yalnızca kanatlarına güven
kendi yarattığımız boşluğun ucunda sıkı sıkı tuttuğumuz bir kapı koludur yaşam
ve aşk, en derin kuyumuza düşen keman yürüdüğümüz yollar daralırken
Devamını Oku
sırt çantalı bir duman gibibir melekle çarpışan kelebeğin kanadından dökülen toz
bir çağlayanda sürüklenen bir dal parçası gibi
istemediğimiz yerlere giderse aşkımız sevgilim yalnızca kanatlarına güven
kendi yarattığımız boşluğun ucunda sıkı sıkı tuttuğumuz bir kapı koludur yaşam
ve aşk, en derin kuyumuza düşen keman yürüdüğümüz yollar daralırken
5 Ekim 1963 yılında isimsiz dünyaya geldiğimde büyükler geleneklerimizin devamı olarak babamın dedesinin adını, rahmetli eşinin “koymayın şu deli adamın adını şu yavrucağa” demesine ve ısrarlarına rağmen kulağıma “FAİK” olarak deyivermişler. Daha sonraki akışlarında da hep bu karmaşalarla –biri yap oğlum demiş, öbürü sakın yapma demiş- bense hangisine inanacağını bilemeden büyümüşüm. Ta ki kendimi bilene kadar. Kendimi bildikten sonrada bilmediklerimi öğrenmenin telaşıyla takip ettim seçtiğim ya ...




şiirlerinizde yaşanmışlık var çok sevdim takip ediyor yenilerini bekliyorum
hiç kimsenin bir şey yazmaması garip geldi.Şimdilik sadece bunu söylemek istiyorum.
Detaylı okumalarımdan sonra düşüncelerimi paylaşacağım.