Şükür ki sevgiliyle beraberiz
Birlikte kotarır yer ve içeriz.
El-ele gezeriz sahil boyunca
Martı olur, turna olur uçarız.
Denizi dinleriz dolunay vakti
Handan,hamamdan geçtik
Gün ışığındaki hissemize razıydık
Saadetinden geçtik
Ümidine razıydık
Hiçbirini bulamadık
Kendimize hüzünler icadettik
Devamını Oku
Gün ışığındaki hissemize razıydık
Saadetinden geçtik
Ümidine razıydık
Hiçbirini bulamadık
Kendimize hüzünler icadettik
Dünya görüşüm örtüşmese bile, Bahattin Karakoç'u yakınen tanıyan ve bütün şiirlerini okumuş biri olarak, diyorum ki; O, Cumhuriyet Dönemi'nin seçkin şairlerinden biri! Burada yorum yaptığını sananların çoğunun da, onun hakkında fikir beyan etme yetkiliğinde sahip olduklarını sanmıyorum. Hele burada bir tin tinci var ki, bir tin tinci; bir tin tindir saçmalığı tutturmuş, tin tin gidiyor boyuna! Oysa ne edebiyattan anladığı var ne de edebî dilden. Yazdığı sinek bağırsağı biçemli şiirımtıraklara ve buradaki şaklabanlık ve gevezeliklerine bakarak kendini bir şair, bir eleştirmen sanıyor; bir aferine bir helke su içiyor. Komik durumlara düştüğünün farkında bile değil üstelik. Haydi oradan! tin tinci, tin tin herif. Bahattin Karakoç'un ayağının tozu bile olamazsın sen. ''Kedi ulaşamadığı ciğere murdar der''miş.
11 li hece şiri, gazel değil.
Gazel aruzda yazılan şiire denir.
şairler hep az biraz çocuktur ve zaten de öylesi makbuldür...neden mi...o vakit şiirle aynı şeyleri görebilir...şiirin şekerli çocuk kokusunu saklayabilir...siniz/ çocuk ruhunuz...olgun ve yetkin tarafınızla size en güzel şiirleri yazdırır... ve siz çocuklar kadar özgür olabilmenin keyfine ancak öyle varabilirsiniz...ve en önemlisi... varoluşun şiirlerini hiçbir işiklı merceğe gerek duymadan görebilir ve hissettiklerinizi hissettirebilirsiniz...şiirleri sadece kendiniz için okuyun...içinizdeki çocukla beraber..şairinin kim olduğuna bakmadan...
herhangi bir isme...nesneye veya her ne ise...ister heceyle dokunun..ister serbest..(önemli olam) içinizdeki çocuğun sesini duyun ve ara sıra bırakın o okusun şiirleri...bunda hiç bir kötülük yok..korkmadan ve incitmeden...kendinizi sevmenin en açık ifadesidir şiir..o halde şiiri bir kez daha okuyun...farkı göreceksiniz..ama bir çocuğun adımlarıyla ve samimiyetiyle..olmaz mı...
..şimdi…sorumuz şu..yıldızları sadece içinizdeki çocuk toplar ve diğer olgun tarafınız…dağıtır..bunu biliyor muydunuz..o halde sizde..kendi yıldızlarınızı toplamaktan..yuvaların tozlu topraklı ambarlarına ekmek kırıntıları taşımaktan çekinmeyin..şairlerinize adı ve şekli ne olursa olsun saygı duyun ve en enemlisi farklılıklara tahammüllü olun..kazanan siz ve içinizdeki çocuk olacaktır..ve şairlerinize olmadık yakıştırmalar yapmayın..neden mi..o vakit içinizdeki çocuk sizin kulaklarınızı çekmekten hiç utanmaz..ve şairler bu saygıyı hakederler..onları sevin veya sevmeyin...okuyun veya okumayın..çünkü şiir tahammüllü olma sanatıdır.. …tahammül göstermenin gerçek mekanıdır…
konumuza dönersek şöyle bir ipin ucuna ulaşabilmekteyiz...şiir sıradan..sizin için anlamı olmayan..öylesine bir günde...ansızın havadaki...melisa kokusu gibi veya açlıktan yavrusunun elini acıtacak kadar sıktığının farkında olmayan bir annenin gözlerindeki çaresizliğin ışığı olmanız neden mümkün olmasın...ne zaman ve nerde..hangi şartlarda ve haince size yapılan bir hareketin ve/veya sağlığınıza mal olucak aldatmaların...tek bir silgisi vardır..elbette biliyorsunuz..öyleyse söylenmeyen her sözün..ve söylendiği halde anlaşılamayan en masum yalanların (ki sizce öyleydi..) .şiirin karşısındaki tavrı kadar berrak durabilmektir..yüreğinizin aynasına...kısa sözlerin ne kadar anlamlı veya anlamsız olduğunun hiçbir önemi yoktur..önemli olan şiirin duruş hikayesidir..onu da sizlerle paylaşmak üzere..saygılarımı bırakıyorum sayfalarınıza..
Eylüle Gazel - 2 -
Şükür ki sevgiliyle beraberiz
Birlikte kotarır yer ve içeriz.
El-ele gezeriz sahil boyunca
Martı olur, turna olur uçarız.
Denizi dinleriz dolunay vakti
Uzak ufuklara yelken açarız.
Biz yıldız toplarken hava bozulur
Yağmur başlar, yuvamıza kaçarız.
Bir toprak kokusu siner yuvaya
Renk renk hülya kumaşları biçeriz.
Biz bize yaşarız maziyi, hâli
Anılarla geleceğe göçeriz.
Gülümser dünyaya güz çiçekleri
Gülümser, çevreye ışık saçarız.
Bahçelerden yansır eylülün yüzü
Fasl-ı hazan der de fasıl geçeriz.
En olgun, en tatlı meyve sorulsa
Meyveler içinde aşkı seçeriz.
KARAKOÇ, firkatten davacı olma
Sübut delili az, dilde nâ-çarız! ...
Bahaeddin KARAKOÇ (Ben Senin Yusuf’un Olmuşum - Dolunay Yay. Nisan 2006 / ANKARA)
Bahattin Karakoç
Şükür ile baslayan, kafiye düzeni ile degerli bir eser.
Eylüle yakisan harika bir gazel, öyle icten öyle samimi bir sevgi, bal olmus süzülüyor dizelerden, ve parliyan sevdali iki cift göz tutunuyor hazan yapraklarina, ve bitmeyen bitimsiz umutlarina...
Tebrikler...Saygimla üstadima...Selam ve duâlarimla...
Güldeste siir grubu/mda paylasiyorum bu degerli eseri...
Tesekkürler...
'Ben şiirin içindeyim
. . . . . . . . . . . . . . .şair benim uzağım...
Ben insan içindeyim
. . . . . . . . . . . . . . .bî-şuur benim uzağım...'
Allah herkese fehim ve feyiz versin.
Sevgi ve saygılarımla...
soruyorum
bitince eylül
ekim mi gelir!?
tarlasını süren çiftçi
ekin yerine
eker mi şiir?
durum bu halse
şiir eken çiftçiye
şair mi denir!?
ah be eylül,yakma beni!:)))))))
herkese saygılarımla...
Şükürler olsun…
Şükürler olsun ki, bana sevmeyi öğrettin, sevmenin temeli bir sevgili verdin. Neyi seversen sevgili odur.
Şükürler olsun ki, mükemmel yarattın, birlikte yeme içme, yaşama yolunu öğrettin.
Sevmesini bilmeyen insanlardan “NEFRET” duygularından başka ne dökülür ki dillerinden… Sevgili olamamışların gönüllerinden “KİNDEN, ÖFKEDEN” başka ne dökülebilir ki kelimelere…
Tabiatın yaradılış sırlarına ermeden, sadece gayri insani gözlerle, işkembenin açlık arzusuyla yeşili ot gören, her canlıyı but gören gözlerden ne beklenir ki… Eylülün bağ-bostan bozumu, bolluk bereket ayı olduğunu fark edemeyip, zamansız meyve – sebze yiyenlerin aldığı vitaminlerden, proteinlerden ne fayda bekleyebilirsin ki…
Kazığa çakılmış bir döngü alanın dışına çıkamayan …. anlayışından ne bekleyebilirsin ki…
İyimser olmak için iyi olmak lazım. İyi olmak için de faziletli olmak lazım. Hem bilmem nelerden bahsedeceksin, hem de kendince kıstas koyacaksın. Hoşgörünün, sevginin, anlayışın, iyi niyetin, var ise kusurları örtme zihniyetinin sahibi olduğunu düşünüp da başkalarının düşüncelerini, anlayışını depremler oluşturarak yıkıp yok etmeye çalışmak, hangi “KAMİL” hatta “EHL-İ KAMİL” insanın işi olabilir ki…
Çünkü “ehl-i kâmil” görünüp, birkaç diş gaza gelip vurmak hangi felsefenin, hangi ruhun, hangi anlayışın ürünü olabilir ki…
Affınıza sığınarak çok kısa bir darb-ı mesel hatırlatmak istiyorum. “İnsanların linçinden kaçarak Mevlana’ya sığınan düşük kadına, Mevlana’nın nasıl sahip çıktığını belki çoğumuz biliriz. Niye sahip çıktığını ve sonrasında o kadının nasıl inançlı ve iffetli biri olduğunu…”
Herkes Mevlana değil… İyi de, hiç olmazsa esintileri de yok mu, anlayışımızda, hayata bakışımızda…
“YETİŞKİN ÇOCUKLARIZ”
Bizim kültürümüz bizi yetişkin çocuk yapıyor, “YETİŞKİN İNSAN” değil.
Ne zaman “yetişkin insan” yani “ehl-i kâmil” olmayı başarırsak, Yunusların, Mevlanaların torunları olmuşuz demektir.
HEP BİRLİKTE İYİ NİYETLİ OLALIM. İNSANLARIN KİMLİKLERİYELE, KİŞİLİKLERİYLE, FİKİRLERİYLE ZİKİRLERİYLE UĞRAŞMAYI BIRAKALIM.
ŞİİRE ŞİİR GÖZÜYLE BAKALIM VE ÖYLE DE DEĞERLENDİRELİM.
Herkese ama herkese dostane sevgi ve saygılarımla.
DOSTÇA KALINIZ.
Zehir zemberek sözlerine panzehir olurum kötünün
o dilleri ki, dağlamalı en kızgın tarafıyla ütünün.
Ya hayır konuş! edep sınırlarını aşmadan, kimseye bulaşmadan. Letafet olsun hikmet olsun sözlerinde ya da SUS.
Şairin şiiri değil de benimsediği ideolojisi, inancı yaşam tarzı bana uymuyor diye tu kaka öyle mi?
Şiir de kara yürekleri aklamıyor, küfürlü dilleri paklamıyorsa, artık söylenecek söz yok sanırım klinik vakaalar bizlerin işi değil. Ma-teessüf diyip, dilimize pelesenk ettiğimiz hoşgörü barış laflarının boşluğunu, sadace söylemde kaldığını görmek, üzüntü verici.
Şairin bu şiiri çok iyi olmayabilir, bu ne hırs bu ne öfke, şiiri değil de yazarını didiklemek, lime lime etmek için şiir bir vesile. Bu da şair linci olmalı.
Allah böylelerinin öfkelerine bir dur dese, yüreklerine rahim salsa keşke. Bu toplum ki edebiyatla uğraşanlar biraz daha yetkin davranmalı diye beklenirken, nereye gidiyor bu toplum?
Şairin tarzını beğenmeyebilirsiniz, size ya da bize, hiç bir yönü ile hitap etmeyebilir; hatta, vakti zamanında bizi bir şekilde incitmiş te olabilir karşılığında onu yerden yere mi vurmalıyız?
Şiiri okur, beğenmeyince ya yorum yazmayız ya da bana göre olmamış beğenmedim der geçeriz.
İnsan oğlu nerelerde gezer ise o mekânların o yolların izini tozunu taşır ayağında.
Bazıları şehirde yaşayıp belli bir eğitim aldığı halde edebi konuşmak yerine, halâ eski söylemleriyle, eski alışkanlıklarını sürdürmekte ısrarlıysa bu sayfaya edebiyata şiire insanlığa nasıl bir katkısı olabilir ki?
Herkesin görüşüne, yaşam tarzına, inancına saygı duyup, bırakalım laf atmaları. Kimsenin bu akıl danelerinin akıllarına ihtiyacı yok.
Sözlerinde ya latafet olsun; ya da SUS!
Altının değerini sarraflar bilir! Hurdacılar için ayar değil kilo ve tonaj önemlidir.
Sayın Karakoçun yazdıkları altın mesabesinde şiirlerdir.Bazı hurda meraklıları anlamasalar da, onlara çamur atıp değerini düşürmeye yeltenseler de, altınlar değerini yitirecek değildir.
Bu şiir belki 24 ayar olmayabilir? 14 ayarlık bir kaç şiiri varsa da, asla bakır ve sarı demir diyemeyiz!
Ben mecazi aşk şiirlerini fazla sevmem. Onun için bu şiirine 14 ayar dedim. Benim nazarımda değeri yüksek olan şiirler ilahi mana ve hikmetler yüklenmiş olanlardır. Lakin ne yiğidi öldürmeli ne de hakkını yemeli. Bu şiirin edebi değerini asla görmezden gelemeyiz! Sırf bu hakkını teslim etmek için ve bazı densizlerin haksız ithamlarını protesto etmek için sayın Karakoç ağabeyimize yorum yazma ihtiyacı hissettim.
Kendilerini tebrik eder ve hayırlı uzun ömürler dilerim.
çok açık yazılmış yalın bir metin, günün içinde aydınlığı farketmemek gibi bir şey. şaire ve şiire selamlar.
Bu şiir ile ilgili 32 tane yorum bulunmakta