Evren, tam 13.8 milyar yıl önce büyük bir gürültüyle kurulduğunda, aslında arkasında devasa bir kullanma kılavuzu bırakmıştı. Sorun şuydu, kılavuz galaksiler arası bir kargo hatası yüzünden biraz geç teslim edildi.
Her şey ilk mağara adamının kafasını kaldırıp gökyüzüne bakması ve "Şu parıldayan şeyler acaba avlayabileceğimiz dev geyikler mi, yoksa kafamıza düşecek taşlar mı?" diye düşünmesiyle başladı. Merak güzeldi ama hemen ardından gelen Sümerler işi biraz abartıp her şeyi kille kaplı tabletlere yazmaya başladılar. Muhtemelen ilk yazılı metinlerden biri, "Yıldızların konumuna baktım, bu yıl da vergiler çok yüksek" şeklindeydi.
Antik Yunanlılar ise olaya biraz daha felsefi yaklaştı. Filozoflar, sırtlarında dökümlü togalarıyla meydanlarda yürüyüp, "Madde nedir? Biz kimiz? Acaba atom dediğimiz şey küçük görünmez bilyeler mi?" diye sorarken aslında sadece akşam ne yiyeceklerini düşünüyorlardı. Derken araya Mısırlılar girdi; duvarlara hiyerogliflerle evrenin sırlarını yazdıklarını sandık ama aslında çoğu "Firavun bugün çok sinirli, suyuna gitmek lazım" uyarısıydı.
Gel.
Sadece gel işte.
Özledim.
Kokunu özledim,gel.
Şakaklarını özledim,gel.
Gitmek istersin ya bazen,
Gitmekle gidilmiyor.
Acı da kalıyor,
Güzel günler de kalıyor.
Unutulmuyor yara,
Unutulmuyor kokusu.
Gülmek diyorum, başka bir şey.
Bütün çirkinliğine inat sokakların,
denizin kahkahalarına eşlik etmek...
Bir çocuk masumluğuyla sıcacık,
safça ve tertemiz gülmek..
Yolunda gitmeyen işler arasında,
Dilimlenmiş bir gökyüzü kalır gözlerimde,
Sıralanmış dikey çizgilerin gölgesinde.
Bir yanda demirden soğuk bir sınır,
Öte yanda ruhu özgürlüğe çağıran o asır.
Haklısın aşk...
Gerek yok kavgaya gürültüye.
Tangır tungur sevdik de ne oldu?
Olanlar bize oldu.
Biz sevdik, bazen sevildik.
Ama gelen vurdu,
Bir hayal kurdum yine.
Dört duvar arasında bir pencere kenarı kadar huzurlu.
Çalındı kapım,
gel dedim, geldin.
Gir dedim, girdin.
Bedelini ödemediğin sınır sana ait değildir.
Hiçbir değerli şey gümrükten bedelsiz geçmez. Çünkü ait olduğun eski dünya ile varmak istediğin yeni "özgür" benliğin arasında görünmez ama katı sınırlar vardır. İç huzurun da sanıldığının aksine zahmetsiz bir lütuf değil, ciddi bir gümrük vergisi vardır. Birçoğumuz o sınır kapısına kadar gelir, içerideki huzurlu ülkeyi görür ama pasaportumuza kesilen o ağır faturayı görünce geri döneriz. Oysa huzur, bedeli peşin ödenen bir lükstür.
İşte o gümrük kapısında bizden tahsil edilmek istenen zorunlu kalemler:
1. Yalnızlık Payı (Özel Tüketim Vergisi)
Bir şehir yarattım hayalimde.
Bütün sokaklarında neşe.
Kaldırımlarda elma şekerleri, ağaçlarda kuşlar.
Bir yumak olmuş bütün çocuklar.
Caddelerde akıyorum çığlık çığlığa.
İnsan,
yaşadığı kadardır.
Yaşadığı kadar vardır.
Gördüğü kadardır
ve
öğrendiği kadardır.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!