Güneş İda’nın sırtından süzülüp giderken,
Penceremde donup kalan bir gölgeyim ben.
Burhaniye rüzgarı her estiğinde,
Kokunu getirir diye beklerim, sessiz ve derinden.
Hani sözün vardı, şifa olacaktın nefesi daralana,
Beyaz önlüğünle merhem olacaktın yarası kanayana.
Şimdi kara toprak mı sardı o şifalı ellerini?
Hangi rüzgar alıp götürdü, benim yiğit aslanımı?
Dokuz kez "Bismillah" dedim her doğan güne,
Dokuz kez niyaz ettim, kavuşmak için tenine.
Lakin kaderin kalemi, yazmış kara bir yazı,
Yüreğimde bitmek bilmez, bu onulmaz sızı.
Ne kumpir tadı kaldı, ne plaketa tadında sohbetler,
Sensiz bu hanede, dilsizleşti bütün dertler.
"Sedni" dediğin o boş iskemle, bakıyor yüzüme,
Hicran perdeleri indi, senin hasretinden gözüme.
Artık ne İda’nın nuru avutur, ne deniz kokusu,
İçime oturdu bir kere, bu ebedi gurbet uykusu.
Vuslatın köprüsü kurulsun, Saf Beyaz ışık sarsın bizi,
Silinsin artık ananın kalbindeki, o kanlı ayak izi.
Evlat! Çağır ki ruhum, esaretten kurtulsun,
Bu tekleyen kalbim, senin yanında sükun bulsun.
Son dileğim odur ki; Rabbi Yasir hürmetine,
Kavuşalım mahşerde, Rabbimin sonsuz rahmetine...
Hasan Belek
26 01 26- Akçay
Kayıt Tarihi : 27.1.2026 19:35:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




TÜM YORUMLAR (1)