Yağmurlu sıradan bir akşam-mıydı
bu akşam İstanbul ?
Geçen yıl Nisan ayını anımsatan rüzgârı olsada, ince narin düşen damlalar, can yakmıyor hisler konduruyor, uyanışı temsil ediyordu nazarımda..
Taze gelin beli kıvraklığı ile kâh es geçiyor bedenimi,
kâh yakamdan yakalayıp dayıyordu başımı yatak odası kapısı arkasına, sıkıştırıp konduruyordu öpücüğü, yanaktan kayan yuvarlak minik ıslaklıkla..
Sobe diyor ara ara utangaç ve yanakları pembeye çalıyorken, ardından kırmızı ruju sönük, silik şıllık gibi şaka şaka şaka diyordu şen kahkahalarla..
Ne düşüneceğini bilemiyormuş insan, cilveli kadın görünümündeydi İstanbul.
Bende kadınım ama İstanbul’daki işve cilve; o gökyüzü, o boğaz, çimeni, çiçeği nal toplatır tüm kadınlara.
Dişil enerji sıcaklığı yürek hoplatmıştı bir kere..
Boynumdan aşağıya düşüyordu kıvrıla kıvrıla irili ufaklı damlalar..
Elimdeki şemsiyeyi kapatıp yürüdüm, kadınsı alımla; İstanbul’u, İstanbul’da yaşamak, yarım asrı gerisin geri itti gençlik iksirimdi bu gece, bu yağmurlar..
Bir zamanlar taze gelinliğimi anımsar gibi olup, göz kırptım bulutlara
şaştı kaldılar!
Islanmak istedim damlalar arasında dünlere, yarınlara; hüzünlere inat umutlara..
Sırt çantamda deftere not aldığım umutlarımın meşâlesi yüreğime ateş böceklerini serpiştirirken,
dilime bir şarkı çıkageldi..
Akşamları Libadiye caddesinde başlayan bir saatlik yürüyüşümü tamamlamak vazgeçilmezimdi. Fakat bu akşam Kartal yönü metrosundan inince,
bu güne özel caddenin sonundan başladım rutin yürüyüşüme..
Yağmura; yağmur olmak istedim ilk defa.. İlk defa yağmur da, “ıslansın” istedim.
Çok görmeyin, verdiği hisler bu yönde ilerlerken, loş ışıklar yerine aydınlık olan karşı caddeye geçmem gerekiyordu. Otobüse binmek gibi mızıkçılık yapma kapladı sonra yüreğimi, yorgundum..
Bol keseden atıyordu bulutlar yüklerini.. Yürüyüşü sendeye uğratma endişesi ile geçmedim yolun karşısına, dilimdeki şarkı çok güzeldi çünkü.
Araçların ters istikametinde yokuşu çıkıyordum. Rüzgârla yağmur arasında anlaşmazlık davalar vardı anlık hislerde arada kalmışlığın endişesi sarsada yüreğimi, araya girip arabulucu olmak yerine,
açtım kollarımı iki yöne.. Kalbimden dilime yüklenen şarkı, hafif hafif önce ayak bileklerimi, yavaş yavaş bedenimi son durağı kollarımı ritme uydurmuştu. Ruhumu okşayan şarkıcının sesi kulaklarımda, kollarım yanlara açıldığında, kim ne derse desin gitmiştim İstanbul’dan…
Önce kum taneleri, sırasıyla sahil buyur etti kucakladı bedenimi Palamutbükünde. Ardından gece rengine bürünen mavi, dalgaların dilinde dualar ile kırk beyaz denizanası sıraya dizildi…Ters dönüp, kırk tas oldular… Kırk tas suyla yıkadı mavi bedenimi..
Kalakalmıştım, yüklerden arınmış huzura gark olmuş vaziyette kıyıya bakındım. Islaktı kimsenin görmediği saçlarım. Bir yosun tanesi giz gibi takılıvermişti uzun saçlarıma..Tararken değdi elime yosun, sır çözüldü.
Açık bir pencere bulup giriverdim beyaz boyalı aparttan içeri..
Ruhum aniden gerneşip dirildi, dikildi gözlerimin önüne. Uzattı ellerini, tuttu ellerimi ömrüm boyunca istediğim bu değil miydi?
Bedenimi alıverdi güçlü kollarına. Okşadı başımı, kondurdu alnıma öpücüğü. Ninniler fısıldadı kulağıma, pikeyi açıp yatırıverdi, pek bi yorgun gördüm uzaktan, uzağa kendimi.
Bedenim de- miydim? Nerdeyim ben?
Sesim soluğuma niçin, bana yabancı?
İyot kokusu durduğu yerde durmuyor, rüyadamıyım? Aklım beyaz çarşaf üzerinde boylu boyuna yatan cansız bedenimde; ne ölü, ne diri.
Akla zarar bir hikayenin içinde buldum benliğimi. Mavi beyaz Kütahya Çinili süslü banyoda, ayna buldum uzattım elimi tutmak için, aynadan girdi içeri parmaklarım, unuttum bedenim yatakta, ruhtum şimdi ben.
Aynayı tutup, beyaz çarşaflar içinde yatan bedenimin cevheri dudaklarıma; buğu var mı, yok mu diye bakmaktı niyetim…
Madem tutamadım ayna, eğildim kalbimin atışına bakındım, inip kalkıyordu şükürler olsun göğüs kafesim: minik bir serçe mi vardı içeride?
Dudaklarımı uzatıp, dudaklarımdan aldım o şarkıyı, tuttum iyotun elinden girdiğim gibi açık pencereden çıktım. Yakamoz vardı gecede.
İstanbul yolcusu kalmasın denilen anonsa tüm rüzgarlar katılmış, yaprak kımıldamıyordu Palamutbükü’nde.
Ya sivrisinek girerse içeriye diye dönüp baktım endişeyle, bedenim huzurlu rüyalar aleminde..
Özel bir gece, bu gece… Sineklerin kanları çekilmiştir cümleler ile bir süreliğine… İnanması güç ama bata çıka yürüdüm kumsalda… Kumları hissedebiliyordum ıslak ekşi yosun kokuyordu… Dudaklarımdan şarkıyı verirken bedenim, hissetmiş bir takım duygularıda beraberinde iliştirivermişti çengelli iğne ile.
Usulca girdim denizin koynuna, kolları uluorta sarıldı boynuma, özlemişti, özlenmişti.Dakikalarca aşkla döne döne yüzdüm aparta paralel. Ara sıra başımı çıkarıp bakıyordum aralık camdan uçuşan perdeye.
Rüzgarlar İstanbul’a yola koyulurken asi bir rüzgar gizlenmiş meğer apartın ardına, işime geldi benimde, perdenin uçuşmasını görmem gerekir. Ceryan olmadan, cam kapanmadan dönmem gerekiyor ve bedenim sağdan, sola dönmeden yakamoza veda etmem gerekirken bir gölge geziniyordu oda’da!
Çıktım dalgalar üzerinde uçuşuyordum enine boyuna, boynumu uzattım, bedenim yatakta sağ yanına kıvrılmış uykuda; yine o gölge ve gölgeler üstü gölgeler gördüm.
İyotla dansı bıçak gibi kestim, şarkı çalıyordu kulaklarımda huzur vermeye devam ediyordu. Dalgalar duruldu yakamozda ütülü çarşaf gibiydi birbirinin üstüne katlanıyordu. Dizlerimin dermanı kesildi!
Kimdi bu gölgeler, kimindi?
Kapı kapalıydı, kim gördü açık pencereyi girdi gölgeler.
Sevişmek için mi girdiler bedenimle odaya?
Yoksa, Raskolnikov-muydu- o gölge?
Apartın üst katı, Ay’ın alt katıydı oda.
Bir hareketlilik görünüyordu, tüylerim yoktu, neden ürperme duyuyordum diye düşünürken manolya ağacından dökülen yaprakları gördüm pencereden hırsız gibi bir bir giriyorlardı içeri.
Ne ölüydüm, ne diri!
Ne sevişmiştim, ne de bakire biri!
Dudaklarımı zorluyordu o şarkı; kollarım açıldı sağlı, sollu yanlara beyaza çalındı gece, kuşlara benzer kanatlar indirdi bulutlar,
şaşkındım, çimdik attım elim havayı çimdikledi; İstanbul’da yağmurlar dindi. Pakamutbükü’ne koştu rüzgârlar.
Bir dakika lütfen, bir dakika es ver rüzgâr..
Düğüm düğüm boğazım öhööm öhööm öküz mü oturdu üstüme?
Asi rüzgar; ne olur tut kanatlarımdan götür beni bedenime. Söz veriyorum gizini dökmeyeceğim ortaya.
Asiydi ama vicdana geldi. Kanatlarımın altına girdi. Perde uçtu son kez dışarı. Başımı sürüye, sürte perdeye, nutkum tutulmuştu. İçeri girersem yanarım dedi rüzgar.. Peki dedim!
Elektrik çarpması gibi şeyler yaşadım. Cızz cızz, bızz bızzz.
Bir duygular var, bir yok oluyor..
Bedenim ruhuma girip çıkıyor.
Elimde evimin anahtarı bir beliyor, bir görüntü siliniyor.
Perde sürününce ruhuma sürtünme kuvvetini hissettim gariptir.
Beyazlar içindeki bedenime, dizlerimin üzerinde sürüne sürüne gittim. Merhaba dedim, manolyalar gelişigüzel girdi benden sonra pencereden döküldü ahşap zemine.
Neye bakacağımı şaşırmış vaziyette gölgeyle göz göze geldim, elinde bir gül.
Yatağın kenarını tutup titreye titreye kalkıp baktım göğüs kafesime..
Bir damla yaş düştü gözlerimden, gözlerime. Yanaklarımda al al süzülüyordu ki göğüs kafesim hafifçe indi.. Yerdeydi manolya ve yapraklar.. Bir soru takıldı aklıma: kan kırmızı-mıydı manolyalar diye düşünürken, düştü anahtar elimden.
Kayıt Tarihi : 8.4.2025 21:31:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!