Ahir-i harb geldi üstadım
Beline iman kılıcını tak
Eline haya kalkanını al
Edebten ördüğün zırhını giy
Sür atını ıssızlığa
Ankara'da bir bankta oturuyorum
Soğuktan donuyor kanım
Nasıl yaşıyor canımdan ayrı canım
Bilmiyorum
Yine hüsranla kapına geldim
Döktüğüm gözyaşımı biriktirdim
Abdestimi almaya geldim
Aklımdaki önyargıları yendim
Kaçıp gitsem başka diyarlara
Zalim nefsim yine bulur beni orda
Yer yarılsa da girsem içine
Zalim nefsim yine bulur beni orda
Mektup
Ilık bir yaz gecesinde yazıyorum sana
Elimde eski yazıdan bir defter var
Bir hazan daha geçiyor.
Lakin sendeki fırtına hala dinmedi.
Nefsine vicdanın yağmuru yağıyor.
Yağmurlar birikip koca bir sele dönüsüyor.
Ne nefis bırakıyor ortada nede gönül.
Sonra yer suyunu çekiyor.
Gönlünün kırıkları dilini kesti
Söyleyemediklerini yazdıklarınla
anlatmaya çalıştın
Sen yazarken kendini hakim
zannedenler hüküm verip kalemini kırdı
Büyükler sana hep küçüktü
Bir yol ördüm kaşının tellerinden
Bırakırım, düşerim diye gözlerinden
Seferdeyim. Deniz senin sözlerinden
Ab-ı hayat sensin. İçtim ellerinden
Kıskanırım seni, saklı gönlümdesin
Yıkasa yağmur kirlenen kalbimi
Akıtır mı üstündeki derdimi
Bir silsile cevapsız soru
Derdimi kime açayım katipoğlu
Herkes kapılmış bir rüyaya
Şu, bunu der
Bu, şunu der
Sâhi, ne fark eder
Kim ne ederse eder
Mühim olan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!