İbrahim Sadri’li zamanlardı,
“On Yedi Yaşımdı”,
o zamanlardı,
aşka dair tezler yazmaya başladığım,
“Fuzuli” geçen zamanlardı,
Yasak bir aşk gibi,
Asırlık ağacın altında oturmak,
Göğe bakmak ve şiirler yazmak…
Oysa ben asırlık ağacın dallarına,
Dikmişim gözlerimi…
Yine aylardan kasım…
Yine pencerelerin ardında ruhumu üşüten rüzgârlar esiyor…
Bir zamanlar yeşil olan yapraklar sararıp düşmüş dallarından,
Çiçekler solmuş,
Kuşlar göçmüş,
Göçmek üzere geldik,
Haydi toplanın gidiyoruz,
Hep baharlara göçüyoruz,
Bülbüllerin,
Sevdaların,
Rüzgarların,
Çok küçük yaşlarda,
Zanaat öğrensin diye,
Eski çarşıda sokakları arşınlarken,
Demirin, kor ateşle terbiye edildiğini izledim uzunca…
O gun bir iş bulamadık, ama
Bugün zamanın son demlerindesin ağla ey dünya,
Sen sana biçilen ömrün sonundasın ey dünya.
Sen de ben de aynı keder, aynı elem ey dünya,
Ne fark eder artık ha varsın ha yok ey dünya.
Kalem…
Ne olur, anla beni,
Ne olur, anlat olup biteni…
Yaz iki cümle beni benden edeni…
Dilim söylemez oldu….
-Ömer Lütfi Mete Anısına
Eserler vardır,
Kaybolması muhtemel…
Sahiplenilmemiş…
Düğüm düğüm olmuş içim,
Derin sessizlik,
Uzun bekleyişler…
İşlemez olmuş kum saati,
Akmaz zaman..
Kulağımda eski zamanlardan kalma aşina bir uğultudur,
Uzayan gecelerde sesi daha da artan…
Daha da üşüten insanı…
Üşüyen tüm insanlar adına…
Aşina bir uğultudur kulaklarda,
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!