Onu gördüğümde öğlen saat on ikiyi biraz geçiyordu
Topuklu ayakkabılarıyla tak tak diye koridorları inletiyordu
Endamına kurban olayım derler ya, öyle biri işte
Çok zarif, naif ve bir o kadar da gösterişliydi
Uzaktan bakıldığında ben buradayım diyordu hani
Yavaş yavaş yaklaşmaya çalıştığımda kapı kapanmıştı bile
Kilit vuramaz bendeki aşka
Gah oradayım gah burada
Gönül koymuşsam bu yola
Sen olmasan da giderim bir defa
Her aşkta çağlarım
Vur artık şu gönül teline
Belki Neşet gelir, belki Veysel
Kim bilir belki de bir Mahzuni…
Çalalım sazımızı göğün doruklarına
Vuralım yönümüzü semaya
Verme güzele gönül, verme!
Verdiğin zaman pişman olursun, iş işten geçer…
İçini acıtır, ah ettirir insana.
Çabası büyük olur; koşarsın tüm gayretinle, soluk alamamacasına…
Emek verir, süründürür seni arkasından…
Biraz güler, sonra yine devam eder…
Dert etmem kendime
Gülerim yine de
Neden, nasıl diye de sormam doğrusunu söylemek gerekirse
Beni bu dünyaya getirdiyse
Bir bildiği vardır derim
Benleydin her gün
Elin avuçlarımda
Hiç gitmezsin zannettim
Gittiğindi bildiğim
Hayal oldun şimdi
harabeye dönmüş bir ömür
denizin bir köşesinde
suskun yatan bir kayık misali
virane olmuş, çökmüş
oradan oraya savrulan
Ölmek için yok olmak mı gerekir?
Yoksan zaten ölmüş değil miyimdir?
Seni hissetmiyorsam
Seninle uyumuyorsam
Sevdan için yok olmuyor yahut olamıyorsam
Aşkın acısını çekmemiş
Hep güzelliklerini bilmiş
Beni nerden bilebilir
O kendi kendine gidebilir
Aşkını kime vermiş ki
Dön, beni de götür,
Nereye gidiyorsan…
İster bilinmezliğe, istersen hiçliğe…
Senleyse gidilecek yer; önemli değil neresi olursa…
Sonunu düşünmem…
Adı gurbet olsun ya da ölüm olsun, ne fark eder?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!