Beden gider ruh kalır
Toprak aslını hatırlar yarılır
Özünde su olur bedende
Bir gün o da yok olur gider
Yüzümü sürerim dergaha
Uçuyorum…
Bir kuşun kanadında gibi
Sessiz bir çığlık atıyorum
Dağın doruklarında sanki
Öyle bir haldeyim ki
Onu gördüğümde öğlen saat on ikiyi biraz geçiyordu
Topuklu ayakkabılarıyla tak tak diye koridorları inletiyordu
Endamına kurban olayım derler ya, öyle biri işte
Çok zarif, naif ve bir o kadar da gösterişliydi
Uzaktan bakıldığında ben buradayım diyordu hani
Yavaş yavaş yaklaşmaya çalıştığımda kapı kapanmıştı bile
Kilit vuramaz bendeki aşka
Gah oradayım gah burada
Gönül koymuşsam bu yola
Sen olmasan da giderim bir defa
Her aşkta çağlarım
Vur artık şu gönül teline
Belki Neşet gelir, belki Veysel
Kim bilir belki de bir Mahzuni…
Çalalım sazımızı göğün doruklarına
Vuralım yönümüzü semaya
Verme güzele gönül, verme!
Verdiğin zaman pişman olursun, iş işten geçer…
İçini acıtır, ah ettirir insana.
Çabası büyük olur; koşarsın tüm gayretinle, soluk alamamacasına…
Emek verir, süründürür seni arkasından…
Biraz güler, sonra yine devam eder…
Dert etmem kendime
Gülerim yine de
Neden, nasıl diye de sormam doğrusunu söylemek gerekirse
Beni bu dünyaya getirdiyse
Bir bildiği vardır derim
Benleydin her gün
Elin avuçlarımda
Hiç gitmezsin zannettim
Gittiğindi bildiğim
Hayal oldun şimdi
Bir ömür daha son nefesini verdi Mevla'ya
Oğlunu, kızını bıraktı arkada
Bir eş bıraktı ağlayan
Candan sarıldıklarını bıraktı
O canlar da açtılar ellerini semaya
harabeye dönmüş bir ömür
denizin bir köşesinde
suskun yatan bir kayık misali
virane olmuş, çökmüş
oradan oraya savrulan




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!