I.Kısım
Ağır, ağır indi ahşap merdivenlerden. Hatıralarının tüm ağırlığını, koltuğunun altına sıkıştırmıştı. Topu topu dört albümdü. Merdivenin tırabzanlarına tutunarak inmek artık gücüne gidiyordu. Yaşamla ölüm arasında gelip gitmeleri çoğalmıştı. Bu yaşta bu kadar sıkıntı…
Enver bey, kaç sene oldu diye düşündü. Belki yirmi, belki de kırk yıl olmuştu. Zihni bu kadar geçmişe gitmeye el vermiyordu. Yalnız, çocukluğu dün yaşanmış gibi beyninin içinde dolaşıp duruyordu. Yavaş yavaş ilerledi. Koltuğun ucundan yardım alarak, iskemlesine oturdu. Eski bir kaset çıkardı, çekmeceden. Aslında çok eski sayılmazdı ama içindekiler eskiydi. Minur Nurettin’den şarkılar yazıyordu kasetin üzerinde. Torunun el yazısıydı. Dedesi için o doldurmuştu. Arkasına doğru yaslandı. Ciğerlerinden gelen bir sesle –oh! - çekti.
Hic uykum yok
Daha lafiniza karisacagim
Ortaligi dagitacagim
Televizyonu kapatacagim
Aycicegi resmi yapacagim daha
Sevgili Erdoğan Bey, güzel hikâyenizde adeta kendimi yaşar gibi oldum.Elbette detay farklılıklar var ama, şöyle bir geriden günümüze doğru baktığımda;sizin için, 'acaba beni tanıyor mu ne?' , diyesim geldi.Elinize, gönlünüze sağlık.Bilmem hikâyenin sonunda Enver Bey'i öldürecek misiniz? Ama bilesiniz ki; 'Allah daha doğrusunu bilir...' benim henüz ölmeye niyetim yok, bazı rahatsızlıklarım olsa da; henüz burada ve yaşama gayreti içindeyim.Çalışmak, çevreme ve okurlarıma yardımcı olmak bana doyurucu bir haz, ayrıca yaşama gücü veriyor.Allah'dan hikâye kahramanına da, sana da, (kendimiz dahil) herkese sağlıklı, huzurlu ve mutlu ömürler diliyorum...Gözlerinizden öperek...Enver Özçağlayan
HER INSAN IN FIKRI FIKIR DOGURUR! CEKINMENIZE GEREK YOK BENDE HOSGÖRÜ BOLDUR :))) SEVGILER
Sürükledi güzel öykünüz. Tebrikler kardeşim, sevgilerimle.
Bana şu anda yaşı seksene yaklaşan, hasta babamı hatırlatan güzel bir öykü...Devamını sabırsızlıkla bekleyeceğim...Kutluyorum...
'Biz gülümseyen gözlerde, tefekkür eden zihinlerde ve gönüllere sunulan sözlerde bulduk' ömrümüzün en mânâlı ve değerli yanlarını.
Biz BU GEMİNİN yolcuları, sevgi ve hürmet iklimine olan yolculuğumuzu sonsuza dek sürdüreceğiz İnşallah.
Tebrikler.
selamlar
siirlerinizdeki basari düz yazi(hikayelerinizde,de)görülebiliyor sevgili Erdogan!
Heyecan verici bir öykü. Devamını yine merakla bekleyeceğim...
Tebrikler kardeşim...
Sevgi ve saygı ile...
ben okumakta geç kaldım ama iki bölümü birden okumuş oldum..:)) Şiirin dışında da başarılı olduğunu gösteriyorsun Erdoğan kutlarım sen
sevgiler
Merhaba değerli edebiyat dostu…
Evvelâ, bu tür bir mensur çalışmaya başladığınız için teşekkür eder, başarılı olmanızı dilerim.
Öncelikle şu görüşü karşılaştığım örnekler doğrultusunda kabul etmiş biri olarak söyleyebilirim ki, düzyazı şiirden çok daha zor sonuçlandırılan bir edebiyat dalıdır ve en azından işlenen konu hakkında yeterli bir birikim ister. Bazen işin edebiyat ve dil kısmından geçer not alacak bir ürün ortaya koyarız bazen de bunların ikisi de yoktur; ama hayat tecrübesi ön plana çıkar. En kusursuz olanı, bütün yönlerden en iyiye yaklaşılmış ürünlerdir. Bu da çok okuyup az yazmakla olur. Bir meyve ağacını örnek alın: Ağacın gövdesi, tartsanız 300 kilogram gelir. Buna karşılık verdiği meyve bir sezonda 50 kilogramı geçmez. Velhasıl, bir meyve ağacı sabrıyla büyümek, mevsimini beklemek ve “Ver!” denilince meyve vermek gerekir. İster istemez verirsiniz zaten.
Çalışmanıza gelince… Bu iki kısmı göz önüne alınca ilk olarak bir hikaye değil, bir roman gibi duruyor. Çünkü, hikaye daha özdür ve normal hacimdeki birkaç paragraftan sonra öykünün konusuna göre ruh haliniz değişir; ya heyecanlanırsınız ya hüzünlenirsiniz ya da aklınızda “Sonu acaba nasıl bitecek?” gibi soru fikirleri belirir. Çalışmanızda yirmiye yaklaşmış bir paragraf sayısı görüyorum; ama düşüncem odur ki, siz bile bu çalışmanın ne sonunu kestirebiliyorsunuz ne de ileriki bölümlere dair işaretler veriyorsunuz... Ya da ben günün yoğunluğundan kaynaklanan bir “abandone” pozisyonunda olduğum için anlayamadım.
Güzel başlamışsınız… Halkımız tarafından çok tutulan dizi filmler gibi: kişi önce aynada görünür ama izleyici farkında değildir. Kamera çevrilince gerçek görüntü yansır ekrana. Yahut önce telaffuz edilemeyen bir betimleme diyelim. Bu arada “ahşap merdivenler” tamlaması çok kullanılan ama asâletini kaybetmeyen bir tamlamadır romanlarda. Eskitilemeyen yani...
Hikaye ve romanların en dikkat edilmesi gereken yönlerinden biri de, imha ettiğim çalışmalarımdan ders aldığım kadarıyla, anlatılanların asla bir biriyle çelişmemesi gerektiğidir. Meselâ kendi içinde çelişen bir durum var. 1900 - 1981 tarihleri arasında yaşayan Münir Nurettin ismi ile “kaset” kelimesi pek uyuşmuyor. “Plaklardan kasetlere geçirilmiş” havası verilmek istense bile, fikrimce kaset olmamalı… Ayrıca Minur Nurettin midir yoksa Münir Nurettin midir, araştırmanızı öneririm.
Noktalama işaretlerinin, özellikle nokta ve virgülün, çok kullanılması okuyucuyu yorar düşüncesindeyim. Hele ki nokta… Bu hataya ben de çok düşerdim ama virgül yönünden… Siz noktalarla çok bölmüşsünüz . Bir kelimelik cümle kurulabilir elbette. Fakat “Yenmesi helal olan her yiyeceği biz de yiyeceğiz.” Görüşünü benimsemek yerine “Koyulmasında sakınca olmayan noktalama işaretlerini koymasak da olur mu?” sorusunun cevabını aramak gerekir, düşüncesindeyim. Kendini ırmağın akışına bırakan bir balık pozisyonuna düşer bazen eli kalem tutanlar. Okuyucunun da aynı hâl içinde okumasını istiyorsanız noktalama işaretlerini yalnızca mecbur kaldığınız yerlerde kullanın. Yani daha çok, anlam kaymasını engellemek amacıyla…
Hep kara kara düşünmüşümdür: “Bu romanda insanlar yaşıyor. Bu bir bilimkurgu değil ki hayal gücümü sınırlamayayım. Gece olacak insanlar uyuyacak, sabah olacak kalkacak… Bunu romanıma nasıl yansıtmalıyım?” Bu durumlarda, yani zaman atlamak istediğiniz yerlerde, ne derece edebîdir bilmem ama, (* * *) gibi bir şekil koyabilirsiniz. Ve sabah olacak... Tıpkı çalışmanızın ilk cümlelerinde olduğu gibi betimlemelerle başlayabilirsiniz… Bunun en güzel örneklerini sabah manzarası betimlemelerinde verebilirsiniz. Ayrıca betimlemeleri paragraf aralarında bırakmamanızı öneririm.
Çalışmanızın konusu… İlk olarak söyleyeceğim, gerçek zamanları yazmaktan kaçınmamanız gerektiğidir. Şu zamanlarda okuyabileceğiniz bir yazı metninde 2007 tarihine ya geleceğe dair yapılan plan metinlerinde rastlarsınız ya da düğün davetiyesi kataloglarındaki göstermelik ürünlerin üzerinde… Gerçek bir tarih kullanın. Hatta, tarih dersi havası vermemek kaydıyla konuyu biraz da tarihî olaylarla besleyebilirsiniz. Bu dediğim, sizin çalışmanızda geçen “Oysa Enver Kıbrıs Harekâtı düzenlenirken daha 42 yaşında genç bir siyasetçi ve içi vatan aşkı ile doluydu.” Cümlenizden farklı bir konudur; siz söylemeden ben söyleyeyim.
Aralara şiirler serpiştirmek, abartmamak kaydıyla, güzel bir hava verir mensur çalışmalara. Siz zaten bunu yapmamışsınız; fakat ileriki bölümlerde de kıvamında yapmanızda akıcılık bakımından sakıncası olmayacağını düşündüğüm için belirtiyorum.
Değersiz görüşlerimin sonlarına yaklaşırken hatırlatayım: Büyüklerimiz “Sarhoş ile siyasetçinin sözü aynı değerdedir; biri içkiliyken vaatler verip de uyanınca tutmazken, diğeri de seçim öncesi vaat verir de koltuğa oturunca vaatlerini tutmaz.” derlerdi. İlerleyen bölüm ve paragraflarda ne dozda siyaset kokusu vereceksiniz bilmem ama bence kesinlikle uzak durun. Ünlü olmayabilirsiniz belki; yani önemli olmayabilir şimdilik. Ama ilerisinde bu bir bağımlılık veya hastalık haline gelince, okurlarınızın sayısı, düğünde dernekte gezmek dururken bir hastaya bakmayı tercih edenlerin sayısı kadar olur. Unutmadan söyleyeyim; çalışmanızda siyaset kelimesi geçse de, henüz siyasî bir hava söz konusu değil. Lütfen böyle devam edin.
Son olarak bir tavsiyede bulunayım: Mutlaka okumuşsunuzdur aslında; fakat okumadıysanız kesinlikle öneririm Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu isimli kitabını. Benzeri özelliklerde olduğunu öğrendiğiniz kitapları da elbette… Bu tavsiyem, hem çalışmanızda biraz bahsettiğim kitaba benzer bir hava gördüğüm için hem de ilk paragraflarımda belirttiğim meyve ağacı örneğini daha iyi anlayabilmeniz ve kendinizi yetiştirmeniz içindir.
Bu onurlu çalışmanızın devamını okumak da nasip olur inşallah.
Başarılı çalışmalara imza atmanızı dilerim.
En Derûnî saygı ve sevgilerimle…
Abdulkadir Öğdüm
Albüme sıkışan hayat
Koskoca bir hayatı sıkıştırdım albüme
Baktıkça gözlerimden süzülür ince yaşlar
Yaşlılığı hiçbir an yakıştırmam kendime
Lakin vücutta bazı arızalarım başlar.
Ayaklarım taşımak istemese de beni
Yinede yüklüyorum bu ihtiyar bedeni
Getirmek mümkün değil bırakıp ta gideni
Hep arar dururum da yanımda yok gardaşlar
Albümden çıkardığım resimlere bakarım
O gençlik günlerimi iç çekerek anarım
Boşa geçen ömrümün yıllarına yanarım
Ayağıma vuruyor yürürken küçük taşlar.
COŞARİ’ der yalnızım yok yanımda yoldaşım
Beni erken terk ettin sen hayat arkadaşım
Küçük torunlar oldu dertleşecek haldaşım
Benim uzun hikâyem bittiği yerden başlar.
Konu beni çok etkiledi Erdoğan.
Bu şiir ile ilgili 14 tane yorum bulunmakta