Yandı gönlüm pare pare Hüseyin'ime.
Hak için kılıç kuşanmış o yiğidime.
Resûlullah'ın cennet kokulu reyhanına.
Nasıl kıydınız zalimler, bu vahşet neden?
Kimse Bilmiyor
Kimse bilmiyor, geceler duvar gibi geliyor üstüme.
Bilmiyorlar içimde taşıdığım binlerce yarayı ve seni.
Soruyorum kendime, neden bu kadar büyük sevgim?
Bilmiyorum; belki de hiç öğrenemeyeceğiz bu bilmeceyi.
Kırık bir kalemle başladı her şey.
Dökülen her kâtre gözyaşıyla yıllandı.
Adım adım uzaklaştı, önce; son nefeste yakınlaştı.
Ölümün sâdece başlangıç olduğunu anlattı.
Neden içimi acıtıyor bu kadar?
Neden dağlara vurmak istiyorum kendimi?
Kırk yaşıma mı geldim sahiden ben,
Hâlâ melankolik, umutsuz bir aşk avcısı.
Gülün bülbüle mi, bülbülün güle mi âşık olduğundan bana ne...
Sahi, mısralara sığar mı aşk?
Gökyüzünden düşen gökkuşağına...
Kerem'in yandığı ateşle boy ölçülebilir mi?
Kırsalda koşan yılkıların huzuruna ulaşabilir mi?
Sevgili diye başladı şair.
Sevgiliye yazılmış binlerce dizeyi anlattı.
Kimi lâl oldu, kimi hayâsızca şakıyan bülbül.
Sevgili diye başladı ve sevgili diye sustu.
Ve sen geldin aklıma.
Akasya çiçeklerinin kokusu altında.
Şiirlerin satır aralarında.
Anne ceylanın hüzünlü bakışında.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!