Kur'an-ı Kerim, Allah'a ortak koşmayı en büyük günah olarak tanımlamaktadır. Nisa Suresi 48. ayette şöyle buyrulmaktadır: "Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar ve Allah'a ortak koşan gerçekten büyük bir iftira etmiştir." Bu ayetten açıkça anlaşıldığı üzere, Allah'ın en büyük azabının şirk koşanlara yönelik olduğu belirtilmektedir. Şirk, insanın Allah'tan başka bir varlığı O'na eş koşması, yani uluhiyet ve Tanrı'lıkta ortak kabul etmesidir. Bu bağlamda, Allah'ın bağışlamayacağını açıkça ifade ettiği tek günah şirk iken, diğer günahların bağışlanmasının mümkün olduğu belirtilmektedir. Ancak bazı hadislerde, bu Kur'ani ilkeye aykırı ifadelerle karşılaşılmaktadır. Buhari'de yer alan bir hadiste şöyle denilmektedir: "Cehennemde en şiddetli azaba uğratılacak kişiler ressamlardır." Bu hadis, Kur'an'ın açık hükmü ile çelişmektedir. Eğer en büyük günah Allah'a ortak koşmaksa, en büyük azaba uğrayacak olanların da müşrikler (şirk koşanlar) olması gerekir. Ressamların en büyük azaba uğrayacak kişiler olarak gösterilmesi, doğrudan bu Kur'ani ilkeyi ihlal etmektedir. Ayrıca, bu hadis birçok mantıksal soruyu da beraberinde getirmektedir.
1. Eğer ressamlar en şiddetli azaba uğrayacaksa, fotoğrafçılar ve grafik tasarımcılar gibi sanatsal işler yapanlar ne olacak?
2. Fotoğraf makinelerini, yapay zeka araçlarını ve bu araçları geliştirenleri bu hükme dahil etmek gerekmez mi?
3. Telefonlarla fotoğraf çeken insanlar ve bu telefonları üreten mühendisler de bu kapsama girer mi?
4) Evleri boyayanları, duvarlar üzerine resim yapanları bu hükme dahil etmek gerekmez mi?
Bu mantık silsilesi, ilgili hadisin uygulanabilirliğini ve doğruluğunu sorgulatmaktadır. Ayrıca, Hafız Zehebi'nin Büyük Günahlar kitabında yer alan bir başka hadise göre, en şiddetli azaba uğrayacaklar satranç oynayanlardır. Bir hadisin ressamları, diğerinin ise satranç oynayanları hedef alması, hadisler arasında birbiriyle çelişen ifadelerin bulunduğunu göstermektedir. Kur'an'da hiçbir ayette ressamların ya da satranç oynayanların cehennemde en şiddetli azaba uğrayacakları belirtilmemiştir. Bu tür rivayetlerin Kur'an'ın temel öğretilerine aykırı olduğu açıkça görülmektedir. Kur'an, Allah'ın sözüdür ve değişmezdir. En'am Suresi 34. ayette belirtildiği üzere "Allah'ın kelimelerini değiştirebilecek yoktur." Bu nedenle, Buhari'deki ve diğer kaynaklardaki bu tür hadislerin, Kur'an ile uyumlu olmayan uydurma rivayetler olduğu açıktır. Kur'an, insanların düşünce ve sanat faaliyetlerini yasaklayan veya kınayan hiçbir ifadeye yer vermemektedir. Tarih boyunca, dini inançları ve uygulamaları kontrol altına almak isteyen münafıklar ve çeşitli çıkar grupları, hadis uydurarak toplumları manipüle etmeye çalışmıştır. Buhari gibi kaynaklarda yer alan bazı hadislerin Kur'an ile çeliştiği açıktır. Bu durum, hadislerin güvenilirliğini sorgulamamıza yol açar. Kur'an, Allah'ın kelamıdır ve İslam için yeterli kaynaktır. Allah'ın affetmeyeceği tek günah şirktir. Bunun dışında, insanların sanat ve bilim gibi faaliyetlerini kınayan bir ayet bulunmamaktadır. Aksine, Kur'an insanları düşünmeye, öğrenmeye teşvik eder. "De ki: Bilenlerle bilmeyenler eşit midir? Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alır." (Zümer Suresi 9) Hadisleri reddetmek her Müslümanın görevidir. Din, Kur'an'ın rehberliğinde yaşanmalı, mantık ve hikmetle desteklenmelidir. Bu bağlamda, ressamları, fotoğrafçıları ya da diğer sanatsal işleri yapan insanları cehennemin en ağır azabıyla ilişkilendiren hadislerin Kur'an ile bağdaşmadığını açıkça söylemek gerekir.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta