En Çok Kendimden Ürktüm Şiiri - Ayşe Tanman

Ayşe Tanman
7

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

En Çok Kendimden Ürktüm

Yalnızlık,
İnsana sonradan eklenmiş bir uzuv gibi,
Vücudun kabul ediyor ama
Ruhun sürekli reddediyor onu.
Ama ona rağmen iç organın gibi çalışıyor,
Mermer gibi soğuk oluyor duyguların.
Soğuk sadece taşta değil,
Duvarlardan sızıyor,
Sonra oradan sürüne sürüne çıkıyor,
Ayaklarına, ruhuna dolanıp,
Kemiklerinin içine yerleşiyor sinsice,
Adınla hitap ediyor sana geceleri.
En çok o zaman ürperiyorsun kendi sesine.
Merdiven boşluğu gibi için,
Hayatın provasız sahnesi gibi.
Düşündükçe daha aşağı çekiyor seni,
Hızlı hızlı düşüyorsun en geriye,
Her şeyi elinle yakalayıp değiştirebilmek umuduyla.
O derinden çıkmak istiyorsun,
Gücün yetmiyor.
Yukarı çıkmak yorgunluk,
Aşağı inmek vazgeçiş geliyor.
Ne yukarıda hayat var,
Ne de aşağıda kesin bir son.
Ben mi?
Hayatı boyunca
Orta katta kalmış bir insanım ben hep, biliyor musun,
Ne tam yaşayan,
Ne de ölmeye cesareti olan bir korkak sadece.
Her gece yaşamla ölüm arası bir boşlukta buluyorum kendimi.
Sigaramın ucu karanlığıma saplanmış tek yıldızım.
Gecenin ortasında küçük bir kalp gibi atıyor.
Her nefeste biraz hayat giriyor içime sanki,
Biliyorum o çektiğim şeyin umut olmadığını ben de.
Ve burnumdaki yanık kokusunun benden geldiğini...
Her duman verişimde,
Küçük bir ölüm çıkıyor benden.
Korku!
Artık peşimi takip etmiyor, içime oturmuş benimle yaşıyor.
Ensemde nefes alan görünmez bir yüz.
“İnsan” diyor,
“En çok kendinden ürker.”
Korkma kendinden,
Korkma!
Ve sessizlik, o binanın gerçek sahibi geliyor o anda.
Adımlarımı, nefeslerimi sayıyor adeta,
Bir cesedin dili kadar keskin bir sessizlik.
Nabzımın nerede yavaşladığını çok iyi biliyor.
Sonra içimde bir çocuk sesi bozuyor sessizliği.
Varlığı bile yetiyor seni acımaya,
Daha fazla yaralayıp uçuruma atmaya.
Ne ağlıyor, ne gülüyor ama çok tanıdık.
Üşümek sarıyor her yerimi,
Sadece
Ellerinin, ayaklarının, burnunun üşümesi değil bu.
Birinin gelmeyeceğini bilmek,
O çok sevdiğin sesi bir daha duyamamak,
O çok sevdiğin yüzü bir daha görememek korkusu bu,
Sesinin artık hiçbir merdivende yankılanmayacağını anlamak sadece.
Hayat mı?
Bu boşluğa düşerken,
Yani kendi uçurumlarına gün gün dibe gittiğini hissettiğinde,
Olmayacağını kesin bildiğin o küçük umuda,
Yani korkuluklara tutunma refleksiyken,
Bir anda avuç içlerinin kesilmesi.
Ve kendini bıraktığında artık,
Ellerinin boşlukta kalması.
Ve hatta bunu yaparken bazen kahkaha da atabilirken,
Bakarken herkese sevgiyle.
Ve herkes inanırken senin yaşadığına,
Bir tek senin bilmen cesedini nerede bıraktığını.
Gelelim ölüme,
Ölüm,
Belki de ilk kez korkmayacağımız,
İlk kez yalnız kalmayacağımız,
Yalnızlık hissetmeyeceğimiz,
Ve bir daha asla
Üşümeyeceğimiz,
Kimseyi beklemeyeceğimiz,
Kimsenin adını duyup bir daha üzülmeyeceğimiz tek yer benim için.
Herkesin artık ben bir şey vermeden,
Belki de ilk kez çok seveceği tek yer.
Ve insan,
Bu çukurdan sağ çıkabilenlere insan diyoruz tabii ki.
Ben neyim bilmemekle birlikte...
Yani ben, yani sen, yani biz, yani onlar
Kahretsin!
Bizler hep yalnız olmaya,
Yalnız bırakılmaya, sevgisiz ölmeye mahkûm edilmiş varlıklar,
Mermerle et arasında sıkışmış, bir yankıdan ibaretiz aslında, anlıyor musun.
Mermerle et arasına sıkışmış bir yankıyız sadece.
Sadece bir yankı...

20 Ocak 2026

Ayşe Tanman
Kayıt Tarihi : 26.1.2026 14:33:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!