Gönül heybemizde dertle barıştık,
Dünya çarkına çomak soktukta geldik!
Biz ne hile bildik, ne de yalan konuştuk,
Ömrü bir sevdanın narına yaktıkta geldik!
Yalanı dolanı sığdırmadık deryaya,
Yüce dağ başında yandım kavruldum,
Külümü yele verdim,tozla savruldum.
Hakikat yolunda kaç kez devrildim,
Feryat ettim,sesim duymaz oldular;
Haykırdım, haykırdım, anlamadılar.
Bak ben büyüdüm baba,
Artık dizlerim kanamıyor düştüğümde.
Sokak lambaları yanınca eve koşmuyorum,
Karanlıktan korkmayı çoktan bıraktım.
Ama bazen, sadece bazen,
Yine çocuk olup elini tutasım geliyor.
Akıl satma pazarda müşteri bulamazsın,
Kendi söküğünü dahi inan dikemezsin.
El kapısında gezip huzur aramazsın,
Bırak elin derdini, bak kendi işine.
Kimi yemiş,ne içmiş, nereye gitmiş?
Yürüdüm dünyanın tozlu yolunda,
Nice boş kovanlar,ballar gördüm.
Gezdim şu âlemin sağında solunda,
Meyvesiz ağaçlar, dallar gördüm.
Kimi ipek giymiş,içi boş kovan,
Bu çağın dar kalıplarına sığmadım,
Gömleğimi dar biçen ellere isyanım var.
Gönlümü bir sonsuz deryaya kıldım da,
Onu bir damla suya hapsedenlere isyanım var.
Siz "yasak"dersiniz,ben "aşk" derim,
Dikeni bende gülü sende mi?
Yıkıp geçmek her an dilinde mi?
Dünya denen şu çark elinde mi?
Beni ağlatmaya kimin hakkı var?
Öyle yağma yok, can bu, taş değil!
Gönül kapına bağladım özümü,
Bir kemik misali attın sözümü.
Görmez oldu dünya malın gözümü,
Ben sana köpek gibi aşıktım be!
Kapında kul oldum, sadakat bende,
Dünya yükü bindi garip sırtıma,
Yine de eğilmem, dik durdum anne.
Girdik bin bir türlü boran fırtına,
Küllerimden yine doğdum annem.
Yandım da tutuştum Leyla misali,
Öyle bakma çocuk, içim gidiyor,
Erimiş karlarín seli gibisin .
Bakışın bağrımı delip geçiyor ,
Gurbet elde eden yel gibisin .
Yüzünde bin yıllık kederin izi,
Sanki siteminle yaktın sen bizi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!