Zamanın devasa dişlileri arasında öğütülen o son kırıntı,
Artık bir takvim yaprağı değil, boşluğa asılı kirli bir yelkendir.
Gözbebeklerinde sönen o kadim kandilin yağı bitti;
Şimdi ruh, kendi mahzeninde unutulmuş paslı bir anahtar,
kendi kapısını açmaya mecali kalmamış, soğuk bir demir parçasıdır.
Hücrelerimde bir veda ayini düzenliyor hatıraların hayaletleri,
Sessizliğin sesi kaldı bende,
Gülüşünle dolu odalarda.
Sen gittin, ama gidişin duruyor hâlâ.
Kapının kolunda, aynanın buğusunda…
Bir “hoşça kal” bile değmedi dudağına,
Yapmayı ertelediğin şeyler kurcalar zihnini,
kaçmakla ilgili planlar kurarsın düşüncelerinden!
Önden gidenlerin acısı, geride kalacakların telaşı…
Tebessüme fake atan melanet, bilmem kaç asırlık lanet.
Geçti zaman doldu süre, feleğe meydan okunmaz!
Gökyüzü pas renginde şimdi,
güneş; sönmüş bir lambanın yorgun parıltısı,
ufuk; kurşun rengi bir sessizliğe gömülü.
Rüzgâr; betonun damarlarında sürünen
bir yankı sadece…
Anlamını kaybetmiş duaların uğultusu gibi.
Şehrin damarlarında dolaşan o kimsesiz ıslık,
yine ufku kızıla boyadı; batan gün kana benzerken her akşam üstü,
kaldırımların omzuna yıkılıyor bu yorgun şehir.
Gökyüzü, bir akşam güneşinin son nefesini ciğerlerine çekip,
bulutlardan dökülen mahzun bir çeşme gibi akıyor rüyalarıma.
Kimse görmüyor, kimse duymuyor bu sessiz ihtilali..
Yirmidokuz mayısının sabahı, yıl 1453...
Ordusunun başında genç sultan II. Mehmet.
Gözü, Bizansın en görkemli şehrinin ''aşılmaz'' denilen surlarında.
Ruhunun derinliklerinden dökülen imanla yoğrulmuş bir cümle;
''Ey Konstantiniyye, ya sen beni alırsın, ya ben seni...''
Elliüç gündür kuşatmada Osmanlı Ordusu!
Gece oldu yine,
sessizlik kapladı içimin duvarlarını…
Ne bir ses, ne de bir nefes…
Sadece ben ve kırık dökük zaman.
Penceremde titreyen ay ışığı, gözyaşımın yerini biliyor artık.
Yıldızlar bile sormuyor neden solduğumu,
Sevmek istiyorsan bir kadını;
Yüreğini sustur önce, sonra dinle onun yüreğini,
Sözlerine değil, sessizliğine kulak ver,
Gözlerindeki fırtınayı oku,
Bir bakışta bütün ömrünü görebiliyorsan…
Senin inanmadığın şeylere dönmüyor benim dilim…
En zayıf halinde bile ararım milyarlarca istinad.
Ne yaptıysam olduramadım, düzelmedi nazarında sicilim…
Hep sana dönüktü oysa, benliğime muntazzır fikriyat.
Sükûtumun lisanında yandı nice asır, nice melâl,
Yaranın içinde Yaradanı görmenin adıdır sabır.
Acının ortasında sessizce durmanın,
ve gözyaşını kalbine akıtmanın adıdır.
Her sızıda bir hikmet,
her bekleyişte bir emanet gizlidir.
Bir çiçeğin taşın altında açmasıdır bazen.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!