Harput Kalesi’nin dik kayalarından bakarım gürbüz şehre,
Elazığ’ın bağlarında demlenir Gakgoşların mert sevdası.
Eğri Minare’nin zamana meydan okuyan o dik duruşu gibi,
Çayda Çıra’nın mum ışıkları aydınlatır zifiri geceleri.
"Hüseynik’ten çıktım şeher yoluna" ağıtı yakar içimi buralarda,
Hazar Gölü’nin mavi sularına vurur bu kentin çileli geçmişi!
Keban Barajı’nın devasa gövdesinde şahlanır Fırat’ın gücü,
Buzluk Mağarası’nın dondurucu ayazı işliyor kemiklerime.
Cami-i Kebir’in avlusunda dualar edilir memleketin huzuruna,
Gakgoşluk bir unvan değil, bir duruştur, bir adamlık abidesidir!
Ağın’ın leblebi kokulu yollarından geçerken akşamüstü,
Toprağın cömertliği sarar insanı buram buram!
Baskil’in kayısı bahçelerine düşer gölgesi Harput dağlarının,
Sivrice’nin rüzgarı fısıldar eski sevdalıların hikayesini.
Kürsübaşı sohbetlerinde sazın teline vurulunca bamyalar,
İçindeki o eski hüzün dağılır, yerini mertliğe bırakır.
Gözün aydın olsun ey Harput’un yetim kalmış kalesi,
Senin evlatların unutmaz bu toprağın kudsiyetini!
Gakgoşun meclisinde söz namustur, dostluk ise ömürlük yemin,
Bir sevdalandı mı Harput’un yiğidi, fırtına kopsa dönmez yolundan.
Şehreküstü’nün taş küçelerinden yükselir o kadim edebin sesi,
Bir lokma ekmeğini paylaşmak için çırpınır, garibe yurt eyler bağrını.
Fırat’ın asi suları bile saygıyla eğilir bu mertliğin önünde,
Elazığ dediğin; bileği bükülmez, sevdası diz çökmez adamlar diyarıdır!
Kayıt Tarihi : 28.08.2026 01:52:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!