Renk sarhoşluğunda kaybolurken,
bu kentin dorukları,
dolaşır mı hüzün rüzgârları saçlarınızda…
Anımsar mısınız günahkâr anılarınızı
geçmiş yıllara başkaldırarak.
Bir pişmanlık çırpınır mı yüreğinizde?
Umutlarınız karardıkça
özlemleriniz mi yanar sokak lambalarında…
Herkes evine çekildiğinde
bir şeyler kaybolur mu içinizde
anlatamadığınız…
Kaç kez aldatıldınız
alın yazınızla bile…
Kaç mevsim kaç yıl beklediniz de duraklarda,
Tanımadığınız, ama ölesiye sevdiğiniz
o acımasız sevgili
bir kez olsun geldi mi?
Sever miydiniz yağmur sonralarında
toprak kokusunu?
Uğurunuz var mıydı sayılardan
veya renklerden...
Tanrıdan dilediğiniz oldu mu?
Zamanın durdurulmasını
Ve güneşin battığı yerden
yeniden doğdurulmasını…
Yüreğinizde yorgun adımlar
düşüncelerinizde ırak bir yolculuk mu başladı…
Her gün biraz daha azalan yaşam süresinden,
aksine artan acı ve kederden
ürperip korkuyor musunuz?
Şarkılar en tatlı ve en umulmadık yerde bitiyor
dinleyip duyuyor musunuz?
1960/ANKARA
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta