Dört duvar içinde yaşıyorum tüm mevsimleri...
Bir zamanlar günü karşılarken
dokunduğum
tüm ışıklar, renkler,
ruhuma değen dokunuşlar ,
birer yansıma şimdi.
Yatağım camın yanı...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Öncelikle böylesi duyarlı ve merhametli bir evlat yetiştirdiğiniz için sizi tebrik ediyorum, bir tebrikte küçük hanıma canı gönülden yaşlılara yardımcı olduğu için, Allah sağlıklı huzurlu ve mutlu bir ömür nasib etsin, iyi ve merhametli kullarıyla karşılaştırsın sizlere bağışlasın dilerim...
Ve o can alıcı soru " ''Anne, yaşlılık mı daha zor, yalnız bırakılmışlık mı?''
Bir gün gelecek ve bizlerde yaşlanacağız doğanın kanunu bu, sorunun cevabına gelince sanırım "yaşlıklılıkta yalnızlık zor olan" hele bir de bir huzur evinde yalnız bırakılmışsan, gözün yolda kulağın sesteyse, içim buruldu şiirinizi okurken inanın, farkındalık yaratan özel bir şiirdi, güne gelmeyi hakeden, sizi ve şiirinizi can-ı gönülden kutluyor Fulya Hanım sevgiler...
Günün şiiri seçilen güzel şiirinizi ve sizi kutluyorum Fulya Hanım.SAYGILARIMLA...
İnanmaktan hiç geçmedim
Bilirim.. Burada unutmazlar beni...
Gelirler!
Zaten hayatta tutan bu ümit değil miydi
Bilirim gelecekler!
İnancımızdır bizi ayakta tutan herşeye rağmen.. Çok güzel bir şiir okudum kutluyorum Fulya hanım ..Sevgilerimle
zaman denen çukurda debelenip duruyoruz işte... telaşlarımız koşuşturmacalarımız o kadar çok ki.. hem bekliyoruz hem bekletiyoruz farkında bile olmadan bazen.. yaşamın çok içindeyken anlaşılmıyor belki... yaşamı camdan seyrederken fark ediyoruz belki de... yüreğimiz çığlık atarken...
güne çok yakışmış şiir.
sevgiyle..
Fulya Hanım günün seçkisine yakışan şiirinizi ve sizi tebrik ediyorum..
Nicelerine inşallah..
Saygı ve sevgilerimle...
Zamanından önce istersek beklediğimizle birlikte zaman da kaybederiz...Her şeyin bir vakti var hayatta...Vakti gelmeden bir yaprak bile düşmez dalından...
Beklentiler ve beklediklerimiz bizi biraz yorar...Çoğu bu sebeple beklemekten vazgeçeriz.
Sözünü yutan değil tutan insanlardan beklentilerimiz olmalı o da bize gelsin.
Yoksa hayal kırıklığı kayıplar verdirir.
Hayatın çoğu acıdır..Önemli olan acı çekmeye değer birini bulmak ve bekleyebilmektir.
Şiirde bu umudu yeşertmiş...
Kutlarım güne düşmesini ve usta kalemi...Saygılarımla.
Beklentilerimiz hep mutluluk adına ve umut yüklü olduğu sürece, beklemeye değer.... Her şeye rağmen değer....
Daha önce çok beğenerek okuduğum bu güzel şiiri 'Günün Şiiri' seçilmesinden dolayı, Sevgili Şairimiz Fulya Hanım'ı da güçlü kaleminden dolayı içtenlikle kutlarım....
Daha nicelerine....
Saygılarımla....
"Beklentilerdir insanı yaşatan..... Var eden, hayat bağlayan...
Umuttur yaşamın kuru dalları yemyeşil gösteren... O kuru dallarda tomurcuklar hayal ettiren... İnsanı yüreği yaşatır, güzel anıların tekrar yaşanacağını zanneden o yüreği yaşatır...
Bazen o kadar inanır ki insan buna, gerçekleri görmezden gelir ve saplanır kalır... işte o zaman gerçek hayattan kopuşlar başlar... Oysa, gerçek, bütün haşmetiyle karşısında durmakta, ve onu görmesi için beklemektedir... sabırla ve inatla...
Şiir bu duyguları çok akıcı bir dille okuyanı ikna etmeye, beklentilerinin gerçekleştiği sanrısının ikna edici yaklaşımıyla işlenmiş...
Çok ders alınası yaklaşımlar var.... Kutlarım Fulya Hanım.... Sevgilerimle...."
Öykü şiirlerin en güzel tarafı olayı veya olayları anlatırken öğüt veren, nasihat eden tarafının ağır basması, insanı güzele, doğruya yönlendirmesi...
Güne düşmeyi çoktan hak eden bu güzel öğüt dolu şiiri yeniden okumanın hazı ile Fulya Hanımın kalemini bir kez daha tüm kalbimle kutluyorum...
Şiiri güne taşıyan seçki kuruluna teşekkür ve Saygılarımla...
Günün şiiri olarak okumaktan büyük keyif aldım. tebrik eder, başarılarınızın devamını dilerim.
Duydunuz mu ?
_Duyduk mu acaba? diyor yüreğim, değerli şair Gülten Akın 'ın ;
*Ah, kimselerin vakti yok /Durup ince şeyleri anlamaya * diyen dizelerini düşünerek...
Yaşlılık ve yalnızlık düşündüm bir an ikisi birlikteyse zor hem de çok zor. Elin ayağın tutarken yalnızlık az çok çekilir olur , en azından doğaya atarsın kendini, kuşla kanat olur uçarsın... Bir çiçeğin kokusu sevinç verir,okşadığın bir kedinin gözlerine bakışında sevgiyi anımsatır... Ama kendini taşıyamamak yok mu ,işte orada yalnızlık çekilmez olur...
Bunu kendi babamdan biliyorum, arkadaşları ölüp gittiğinde , *uzun yaşamak hiç şans değil , yarenlik edecek , ortak anıları konuşacak kimseler kalmıyor* diye sızlanırdı.
Ben de kaç kez dinlediğim askerlik anılarından medet umar, ' Baba, hani sen askerdeyken ...' ile başlayan soru cümleleri kurardım , başlardı anlatmaya gözleri ışıl ışıl.
Ne güzeldin şiir sen, dilerim tüm yaşlıların kapıları çalınır da, kaderleriyle,kederleriyle tek başlarına kalmazlar...
Fulya Hanım öncelikle kızınız duyarlılığını yürekten kutluyorum. Ne derler ,' armut dibine düşer'... Sonra da sizi canı gönülden teşekkür ediyorum.Kaleminiz hep yazsın. Yol açıklığı dileğimle , sevgiler.
Bu şiir ile ilgili 26 tane yorum bulunmakta