Düşünüyorum
Her evlat babasını sever ben de seviyorum, ben de sevdim. Ama babamı seviyorum diye babamdan korkmuyorum da diyemem. Babamdan korkuyorum çünkü benim yanlış yapma ihtimalim var. Yanlışı zaten yanlış olarak bilsem yapmamaya çalışırım, ama babam yanlışın ne olduğunu biliyor, o nedenle babama göre yanlış olan bana doğru gelebilir. Ben baba olana kadar bu şekilde babamdı çok seviyordum ama aynı zaman da korkuyordum da, korkmam onu sevmeme engel değil, hele yanlışlarımın sonucunun canımı acıtmasıyla, korkum babama olan sevgimi katlayarak artırmaya başlar.
Ben baba olduktan sonra bu defa korkunun yerini mahcubiyet duygusu alır. Babamdan artık korkmuyorum, çünkü ceza alacak yaşımı aştım, ama mahcubiyet duygusu onun gibi olamama halen eksiklerimin var olması, babama karşı beni mahcup konumuna getirmektedir. Babayı sevmek kadar babadan korkmak da o kadar doğaldır.
Allah”ı seviyorum, onun var olduğunu bilmek, varlığımı ve varlığımı devam ettirecek her şeyi bana ihsan eden olduğunun farkına varmak, sevgimi sonsuz kılmaktadır. Allah”ı seviyorum, hem de her şeyden çok, neden mi, varlık adına her ne tanıyor ve biliyorsam, hepsinden çok. Annemden babamdan çok, evlatlarımdan çok, paradan puldan çok, hatta hatta kendimden çok seviyorum. Çünkü biliyorum ki hiçbir şey yokken de o vardı, her şey yok olunca o yine var olacak. İnsan ve Cinler düşünebilen varlıklardır. Diğer varlıkların varlıklarını sürdürmeleri genlerine nakşedilmiş fıtrat çerçevesindedir. Varlıkların var edicisi ile mukayese edilebilecek hiçbir varlık yoktur. O halde ben beni de var ettiği bu varlık âleminde var eden Allah”ı nasıl sevmem. Varlıkları var eden var”ın sevgisi nasıl yaratılmışlara duyulan sevgiyle bir olur. O sevgi tüm yaratılmışlara duyulan sevginin fevkinde olması gerekir düşünen veya düşünebilen varlıklar için.
Allah”tan korkuyorum da, korkmam sevgime engel olamaz ve olmamalıdır. Eğer insan olduğumun farkındaysam, yaratıcının yarattığı varlık olarak kendimi kabul ediyor veya edebiliyorsam sevmem kadar korkmam da doğaldır. Çünkü ben insanım, hata yapma olasılığım yüksek, hata yapan veya yapması muhtemel bir varlığın kendisine ihsan edilen ikramlar karşısında, yaratıcının yaratırken yaratma gayesini belirlediği varlığın gayesi dışına çıkması en azından düşünen veya düşünebilen insan için korkunun, mahcubiyetin, nankörlüğün bir yansıması olarak ortaya çıkması şeklinde görülebilir.
Seviyorum dediğim her ne varsa, hepsi birer birer dünyamdan çekilmekte, bazen de ben onların dünyasından isteyerek veya istemeyerek çıkmaktayım. Dünyamı var eden ve dünyamdan hiç çıkmayan, benim de o dünyadan çıkma ihtimalimin sıfır olduğu bir var üstü var”ı nasıl sevmem.
Descartes”in de dediği gibi ”Düşünüyorum o halde varım” düşünebildiğim için Allah”ı seviyorum, düşünebildiğim için Allah”tan korkuyorum.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta