DÜŞ ŞİİRLERİ

DÜŞ ŞİİRLERİ

Volkan Yelken

hadi düş peşime demiştim de,
düş peşinde değilim demiştin.
geçde olsa öğrendim,
düşlerin, düşlerim değilmiş...
..

Devamını Oku
Lale Uğur

Düş' ün birinde bir sev' i çaldım...
Düş bittiğinde..
Sevi' siz sensiz kaldım...

(Kasım 2000 / İstanbul)
..

Devamını Oku
Hande Yurdakul

Ne kalmadı ki bende
Senin ile geleceğime düş dedim
düş/ tü şüphesiz.
..

Devamını Oku
Abdullah Özen

ilim,ALLAH'ın ALİM sıfatı,dost
adem(as) ile yaydı tüm kullara
muhammet(sav) mirasımdır dedi
çin'de de olsa ara,düş yollara

ıkra dedi kur'an deme nerden bilem
deniz mürekkep olsa yazamaz kalem
..

Devamını Oku
Yasemin Sezer Tulgar

Müjdelerin hevesi kursakta
Şiir doruktaysa

İyi tarafından bakmak
Düş en düş saymak
Lazım

..

Devamını Oku
Umut Gürses

La Mekan'ın Elinden Cıktı Yola
Erkan Olan yerlere Aşkı Dola
Versin Gülyüzlü Gönüllerde Mola
Ya Hızır Ya Hızır Bize DÜş Oldun

Anda Gel Deyince Anda gelirsin
Derde düşenlere Derman Edersin
..

Devamını Oku
Mutlu Esfer Fırat

Ben hasreti böl/ük böl/ük dağlardan taş/ıdım
Bağrıma paslı bir hançer misali saplanan
Yorgun kalmış hislerin
Hep bir umutla direndiğini düş/ledim
Oysa sevgili
Ben sana gelmek için
Her mevsime ayak uyduran
..

Devamını Oku
Kadriye Çışan

Düşündüm de! Aslında düşünmeye çalıştım da
Düşünmekten yoruldum, Yorulmaktan düşündüm
Düş müydüm, düşün müydüm
Düş mü görüyordum
.......
..

Devamını Oku
Mehmet Bayram Amasya

İnanmadın bi türlü sana olan aşkımı
Benim gibi bir sevdaya düş de gör
Akıtır geceler boyu gözünden yaşı
Aşkın ateşine bi düş de gör

Ne günün gün olur
Nede geceler sabah olur
..

Devamını Oku
Bahattin Tonbul

Yediğin kalbi dokur, acın içimdedir yar
Geceleri karanlık, yaralı uykularda
Sevdan içimde ki kor, saplanmışsa o diyar
Bir düş enkazıyım ben, görülmez kuytularda

Gün olur ağlayacak, bensiz geçen o yıllar
Saçlarında kırlaşmış, önüne düşen kıllar
..

Devamını Oku
Emine Sönmez

A N L A R S I N

Kalbimin dili yok ki, sana nasıl anlatsın,
Kanında dolaşırken, içinden nasıl atsın,
Hep kaçıp saklanırsın, görulmeyen muratsın,
Dilerim, benim gibi ateşe düş, anlarsın.

..

Devamını Oku
İkram Gökhan Akcebe

Nerede yaşıyorsa
Oranın rengi olurmuş insanın içinde
İşte bu yüzden güzelim
Acı görüyorsun gülümsememde.

Bir an yokluğuma düş
Elektrik, su, yol yok!
..

Devamını Oku
Arzu Eylem

“Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka…”(Cemal Süreya)

Eylül

Furuğ Ferruhzad’a

Saatlerce masanın üstündeki telefona baktı. Elleri koynunda… düşündü… düşündü… ve nihayet düş/ürdü… koynundan… ellerini… Bir de sıkı sıkıya tuttuğu yeşillerini.
..

Devamını Oku
Mehmet Zeki Akdağ

Tasasız bir türkü söyle
Coşku sarsın dorukları
Umutla gülsün gözlerin
Yok olsun düş kırıkları.

Şarkıları ağlatmasın
Güzel günler hiç bitmesin
..

Devamını Oku
Hasan Karahisar

DÜŞ DE GÖR

Kral etmiş seni dünya
Sen hele bir düş de gör
Dersen; “Ben neydim dün ya! ”
Sevenlerin düşde gör.

..

Devamını Oku
Aysel Bektaş

Akşamın karanlıgına karıştım yine tam düş zamanı
Penceremden bakıyorum ufka
Düşler ülkesine yolculuğum olsa diyorum
Benim düşüm pembe panjuru olmasada bir evimin olduğu
Penceremde yediverenlerin sarktıgı
Güneşin yüregime dokundugu bol ışıklı odalar
Huzurun ortak sevginin yoldaş olduğu bir ev
..

Devamını Oku
Olgun Ekinci

......... Sinsi ve hain geceden gün gibi içime düşen ve yayılan düşsel kırıntıların esintisinden kahroluyor ve yol arıyor, ışık bakıyorum ufacıkta olsa seni görmek, düşleri temizlemek için. Öyle kırılgan ve öyle sinsi ki, düş denilen olgu, silip atmak istiyorum...

......... Evin içinde geceden yankılanan düş seslerim adeta duvarlardan bana bakıyor, ben ise uyku ve gecenin mahmurluğuna sersemleşmemi ekliyor, balkondan savurmak istiyorum sabahın köründe taşıt bekleyen insanlara korna çalarak ilerleyen dolmuş şoförüne ve çıkardığı onca gürültüye... Sus be adam...

......... Vedalara uzanan yansımaları silmek, sifonla şehrin kirli sularına gömmek için yüzümü yıkıyor, yıkıyor ve aynada akseden yüzümün kirli sakallarına da yansıyan kır renklerin çoğalmasını izliyorum, kendimden yanak alarak... Esrik gecelerimin sabahında tanımaz ifadeyle süzdüğüm yüzüm, yarı yabancı yarı tanıdık geliyor sevgili... Neden düşlerime geldiğinde öyle hoyrat, öyle acımasız ve zalimsin? Sanki uzaklardan bir yerden Ferdi Tayfur’un yıllar önce söylediği o arabesk şarkı çalıyor: Tanrım nasıl sevdim böyle zalimi.

......... Tut ki zalimsin, şose boylarında düdüğü bozuk eski bir şimendiferin altında kalarak ölmektense, iğneli sözlerinin üzerinde Hint fakiri gibi oturmak daha güzel sevgili ama bil ki platonik değil o dikenler... Hint okyanusunun gizemli mavi derinliklerindeki yosunlar bile sen kadar zalim değil sevgili, dokununca öyle sarmalıyor, öyle okşuyor ki uzak ülkede piyano çalan ellerin sahibinin ben olduğu hissini veriyor...
..

Devamını Oku
Kemal Kabcık

“Yeni Bir Başlangıç İçin Daima İmkan Sunar Yaşam! ...”

Erdemli olanlar yaşadığı çağdan sorumlu olan imiş! . Sen hangi sorumluluğu alabilirsin kendince, hiç düşündün mü kardeş? . Düşünen ve düş kuranların amacı; hem kendini muhafazayı hem de sevenlerinin muhafazasını aynı anda düşünme çabası içerisinde, seven ile sevilenin yolunu daima açık tutabilme hassasiyetiyle aşkı yaşar ve yaşatır! . Bir paylaşımın duyarlılık çizgisinin keşfiyle başlar insanlık ve insanlığı sürdürüp-sürdürmemek, paylaşıp-paylaşmamak insanın hür iradesindedir! . Paylaşımcı olamamışsan; bir vesveseye kapılman sonucu olabilir! . Nedir seni paylaşımcılıktan yana alıkoyan? . Paylaşımcı olamamışsan; erdem yükü insanlara ait, gerçekçi ve basit yolu keşfedememiş olmandan dolayıdır! . Erdem yolunda ilerleyenler birbirlerini anlar ve dert edinilen ile çare edinilen de hep aynıdır! . Sen hangi bencilliğin yol sapağında, erdemlilikten yana ayrı düştün ve sadece kendi benliğini düşünerek, toplumdan da sıyrıldın ve hem kendine ve hem de sevenlerine üzüntü kaynağı oldun kendini düşünmediğin sürece! . İçe kapanıklıkla paylaşamadığın tüm insani kültüre ait değerler, içe kapanıklığın ölümü ile toprak altına girer ve paylaşılamayan tecrübe birikimlerinde, gelecek kuşakların eğimine esas olabilecek, iyi, güzel ve doğru ayrıntılardan mahrum kalabilecektir! .

"Yaşamak ve Yaşatmak İçin Ne Beklersiniz; Biraz Düş ve Biraz Düşünce ile İnsan! ."
..

Devamını Oku
Kemal Kabcık

Yalnızlığın verdiği arayış; yine bir kitapçı dükkanının önünde duraklamıştı, kitap sevgisi yüzünden! . Bir türlü atamıyordu kalbinden kitap okuyabilme aşkını! . Okumanın vereceği umutlarla yüzleşmek istiyordu! . Düşünmek, düş kurmak ve yaşamak istiyordu insanlığı insanca! . Umut nakledebilmeyi de arzu ediyordu kalpten kalbe, gönülden gönüle! . İnsan insana yine yeniden bir kez daha umut ve yine yeniden bir kez daha başarı! . Ömür biter, yol bitmez! . Bir cümlenin umudu kalbe siner ve adımlar insan sokakları ve de vuslattır insanın beklentisi! . Yare kavuşmak ve sorumluluk ateşinde usul usul kendini bulmak ve adanmak yar bellenen güzelliğe! . Güzellikten bir beklediğimiz var hepimizin, peki ya güzelliğin bizden bir beklentisi var ise! . Beklediğini yaşamak mı istersin, beklenileni yaşatmak mı istersin? . İşte, yine düşünce durağı ve illaki biraz mantık ve çokça gönül vereceksin sevdiğine! . Birazcık alacak, kucak dolusu yansıyacaksın güzelliğe! . Bir anlık mutluluk için, asırlarca düşünmek olsa sevda, adanabildiğince ve kendi mutluluğunu en arkalara atabildiğince güzelliklerdeki umut senin, hayattaki heyecan senin ve hayat devam edecek yine son sıraya attığın ve adanmaların gereğinde ilk sırayı sevdiklerine verebildiğin sürece! . Bu da bir yaşam, bu da bir hayat ve var olmanın değil, var edebilmenin heyecanı sarıyor bedenimizi ve bir dost kalem yazdığı kitap ile yine yeniden bir kez daha motivasyon, yine yeniden bir kez daha umut oluveriyor kalplerimize! . Yürüdük ve yürüyeceğiz kaderimizin çizgisinde! . Kimi zaman bir kitapçı dükkanının vitrininde duraksama ve biraz düşünce gücü ve de biraz düş gücü ve yine yeniden bir kez daha hayata atılan azimli insan, yine umut ve yine huzur olacak insanlığa! . { Kaleme Alan: Kemal KABCIK - ANTALYA - 19.11.2012 06:50 }
..

Devamını Oku
Aziz Kerem Tuna

İki farklı dünya yaşadım ben. Birincisi hesapsızca, pervasızca, bencil bir ‘gitme dünyası’. Öğretmenim çok güçlüydü, öyle ki benim ‘gitme dünya’mın kurucusu oydu. Kurdu ve gitti. Yalnızlık ağır geldi bana, kalamadım bu dünyada. Sonradan öğrendim, gitme dünyası birisinin hep gittiği bir dünyaymış ve kurucusu da benim zannettiğim gibi o değilmiş, ‘gitme dünyası’nın kuranı, içinde kalanıymış, gün gelip çıkmadıkça bunun bir kapan olduğunu göremezmiş.

Sonra bir başka dünyayı yaşıyormuş insan, ‘unutamayanların dünyası’. İlk bu dünyayı ben kurdum sanmıştım, onda da yanılmışım. Bu dünya zaten hep varmış ve ‘gitme dünyası’nın mülteci kampıymış. Paramparça hayallerin toplanıp yakıldığı bir meydan varmış. Tüm düş kırıntılarını alabiliyorlarmış, ufak bir operasyonla. Tüm düş kırıntıları ise duygularına karışırmış meğer, alınan duygularınmış. Onların yerine uyanlar ise yalnızca sitem, yalnızlık ve kırgınlıkmış, sana uyacak yeni bir his topluluğu bulunana kadar. Çoğu zaman da uygun bir donör bulunamazmış. Öğrendim, yaşayarak.

Kırgınlık ekletmedim, düş kırıntılarımın yerine. Sitem de yok, bünyem kabul etmedi. Yeni dünyada bana yalnızca ‘yalnızlık’ yetti. İçimdeki umutsuzluk yan etkisiymiş, kanayan yaralarıma sürdüğüm ilaçların. En garibi de kimseye rastlamıyorsun bu yeni dünyada, içine girince ise hiç garipsemiyorsun bunu. Saklambaç oynarken bir köşeye saklanıp, kurt olmadan çıkmak istemeyen bir çocuk gibi saklanıyorsun, yeni hislerden, hayallerden. Ben bir aynanın içine sakladım kendimi. Sonra da kırdım aynayı içerden, bakmak kimsenin aklına gelmesin diye.

Soğukmuş saklambaç oyununun köşeleri, evet köşeliymiş saklambaç, her köşede biraz daha soğuyormuş insan hayattan. Küçük, kapaksız bir soba buldum bir duvar dibinde. Isınırım diye yaklaştım, soba kıvılcımlar saçarken çevresine. Gördüm ki ateşi ısıtmaz, yalnızca yakarmış. Her köşeden acaba sobelenir miyim diye gizli gizli bakarken, kırdığım aynaya geri döndüm ve ebe ortalıklarda yoktu. Gittim sobe dedim, cam kırıkları elime batarken. Canım acıdı, kızdım, çıkmak istedim aynanın içinden, daha çok kanadım, daha çok kızdım. Kendime kızdım, aynaya kızdım, ‘unutamayanların dünyası’na kızdım. Çıkmak istedim bu yeni sandığım, eski dünyadan. Verdiklerimizi alırız dedi, boşluktaki o ses. Al dedim istemiyorum, bir çocuk gibi ağlarken yaralarımın acısından.
..

Devamını Oku