Çıkmaz sokaklar Şiiri - İlyas Kaplan

İlyas Kaplan
1602

ŞİİR


16

TAKİPÇİ

Çıkmaz sokaklar

Ruhları esir almış nefsin o dar çemberi,
Zulmetle gölgelenmiş kalplerin her bir yeri.
Gözleri var, görmezler; kulaklar sağır, katı,
Yaldızlı saraylarda çürütmüşler hayatı.

Zaman bir canavar gibi kemirirken her anı,
Hangi su temizler ki üstümüzdeki kanı?
Ruhunu beton fildişi kulelere satanlar,
Söyleyin, nerede göğe el açan o adamlar?

Bir duruş gerek şimdi, dağları devirecek,
Bir secde ki, yeryüzünün çarkını çevirecek!

Bakın, aynalar bile küsmüş artık yüzünüze,
Bir mil çekilmiş sanki o kapalı gözünüze.
Bu gidiş hangi meçhule, bu telaş neye dair?
Vicdanların feryadı göğe yükseliyor zahir!

Fesat rüzgârı esiyor, her yanı sarmış gölge,
Vicdanlar esir düşmüş, akıl satılık mülke!
Hangi boyayla örtülür bu kalbi karalıklar?
Zulmetin koynunda huzur arıyor kalabalıklar...

Sokaklar birer dev gibi yutuyor nesilleri,
Kelimeler zincirli, lal eylemiş dilleri.
Eski bir şarkı gibi unutulmuş şanlı mazi,
Sorarım size: Hani nerede şehit, nerede gazi?

Gökler mi daraldı, yoksa ruhlar mı cüceleşti?
İnsan dedikleri varlık, Rabbiyle cebelleşti.
Herkes bir put dikmiş kendi göğsünün içine,
Bakmıyor kimse artık, bu gidişat niçin, niye!

Kalkın ey kemikler, doğrulun mezarlardan!
Medet ummayın artık bu sahte rüzgârlardan!

Ey yolcular! durun ve dinleyin bu derin sesi,
Kesilmeden insanlığın son mukaddes nefesi.
Bu cadde çıkmaz sokak, bu yol uçuruma çıkar,
Gökten inen bir tokat, elbet bu küfrü yıkar!

Durun ey insancıklar! burası son duraktır,
Bu çürüyen bedenden ruhu kurtarmak haktır.
Eğer uyanmazsanız bu uykudan bu gece,
Savrulup gideceğiz meçhule ebedice!

Son ihtardır bu feryat, bu çığlık son nefestir,
Gök kubbeyi sarsmayan her dava bir kafestir.
Dönün yüzünüzü göğe, bırakın bu girdabı,
Açın artık gözleri, yırtın karanlık afakı!

Sır kapısı aralanır, vakit daralırken tam,
Bu gidişe dur demezse, zifiridir her akşam!
Sokakları kuşatan bu mutantan hengâme,
Sorarım ey ahali, hangi kitaba uyar, hangi nizâma?

Durun dışardakiler! Sahte ışıklar sönecek,
Bu tersine dönen çark, elbet aslına dönecek!
Betonların altından fışkıracak o tohum,
Yıkılacak o an düzen, çözülecek o boğum!

Çile tezgâhından geçmeyen ham kalır, pişer mi?
Dünyaya meyleden can, hakikate erer mi?
Minareler uykuda, sessizliğe gömülmüş taşlar,
Gaflet uykusundan ne zaman uyanır bu başlar?

Herkes bir taht peşinde, altındaki zemin kayar,
Akıllılar delirdi, deliler gökte yıldız sayar.
Bu ne bitmez uykudur, bu ne ağır bir kâbus,
Konuş ey dilsiz dünya, nedendir bu derin pus?

Bir kıvılcım düşmeli, sineleri yakacak,
Bir nehir akmalı ki, kirleri yıkayacak!

İşte o gün gelecek, surlar bendinden taşacak,
Bu çıkmaz sokaklar son menziline ulaşacak.
Uyan ey insanoğlu, silkelen ve kendine gel,
Ya bu şafağa şahit ol, ya kör kuyuda kal!

Yorulma ey bezgin can, bu yol kutsal bir çiledir!
Karanlığın en koyusu, şafağa bir hiledir.
Varsın sussun ulu orta kalbi nasırlaşanlar,
Bizimle yürüyecek göğe hasret koşanlar!

Duvarlar örselensin, zincirler kopsun heman,
Bu mukaddes davanın harcını karacak iman.
Ne betonun soğuğu, ne paranın karası,
Söndüremez bu aşkı, kapanmaz can yarası.

Şimdi toprağa düşen o ilk tohum uyandı,
Yeryüzü baştan başa yeşil renge boyandı.
Korksun o zalim krallar, titresin zifiri gece,
Çözülsün dudaklarda o en muazzam hece!

Biz geliriz; rüzgârı arkamıza alarak,
Çıkmaz denen yolları birer birer aşarak!

Bakın ey insanlar! Artık yolumuz bellidir,
Bu ses, ötelerden gelen mutlak bir müjdedir.
Kaldırımlar şahittir bu şanlı yürüyüşe,
Leke sürdürmeyiz biz bu mukaddes düşe!

İşte bitti o kâbus, surlar yıkıldı bütünüyle,
Selam durun ey ahali, gelen bu yeni günle!
Gökte sancak açılmış, yer hazır durmuş şimdi,
Elan sorun bu millete: Bu destanı yazan kimdi?

redfer

İlyas Kaplan
Kayıt Tarihi : 1.07.2026 17:54:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!