Dualarımız Seninle // Ömer Lüfi Mete Ağa ...

Ali Rıza Atasoy
158

ŞİİR


12

TAKİPÇİ

Asli meşguliyet alanımın dışında “yazmak” anlamında şiirle uğraşmaya ilk kez onunla başladığımı söyleyebilirim. Daha önce birkaç söyleşide de dile getirdiğim gibi, ilk kez şiir yazmaya 1980-1984 yıllarında üniversite öğrencisi olarak bulunduğum Erzurum’da başlamıştım.O tarihlerde abonesi olduğum Ahmet Kabaklı hocanın Türk Edebiyatı Dergisinde “Sanat Fidanlığı” adında bir şiir köşesi vardı.Bu köşeyi Ömer Lütfi Mete yönetiyordu.Aynı dergide zaman zaman kendisinin de şiirleri yayınlanırdı ve onları büyük bir keyifle okurduk.Birçok şiirsever ve okuyucu gibi bendeniz de şiir denemelerimi bu köşeye gönderirdim.O yıllarda bazı ulusal gazetelerin şiir köşelerinde ve Türk Edebiyatı Dergisinin Sanat Fidanlığı köşesinde, bu ünlü edebiyat dergisinin iç sayfalarında birkaç şiirim yayımlanmıştı.Bunun üzerine artık bizim fakültede okul arkadaşlarım bana “şair” diye hitap etmeye başlamışlardı.O gün bugündür aradan geçen çeyrek asrı aşkın zaman diliminde görüştüğüm okul arkadaşlarımın ilk hitap sözcüğü halen “şair” olarak başlar. Daha önce de birkaç kez ifade etmiştim; bu durum bana her zaman büyük mutluluk vermiştir.Ve bu sıfatla hitap edilmekten, anılmaktan halen büyük mutluluk duymaktayım.Bunu saygıdeğer Ömer Lütfi Mete ağabeyimize borçlu olduğumu belirtmek isterim.

Bizim için üniversite öğrenciliği dönemi sona erip memlekete dönüş yaptıktan sonra, hayatın meşgalesi içinde “şiir yazmak” anlamında bir fetret devri başladı, birkaç yıl öncesine ve antoloji.com ile tanışıncaya kadar.İşte üniversite öğrenciliği dönemi bitttikten sonra hayata atıldığımız uzun yıllar boyunca da Ömer Lütfi Mete ismi bende saygıdeğer bir şair olarak kalmıştır.1990’lı yıllardan itibaren medyanın ve kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla birilikte özellikle televizyonlarda “Deli Yürek” ve “Kurtlar Vadisi” gibi seyirciyi ekranlara kilitleyen dizilerin arkasında senarist-söz yazarı olarak onun imzasını görmüş olmaktan kendi adıma ne kadar kıvanç duymuşumdur. İlerleyen yıllarda da yine televizyonlarda ve çeşitli medya araçlarında dini-siyasi-ekonomik ve sosyal konularla ilgili pek çok tartışma programında izlediğim bu Türk aydınına kendi adıma bir kez daha hayran olmuştum.Ve son birkaç yıldan beri de bir ulusal gazetedeki köşe yazılarını hiç kaçırmadan okumak bende bir tiryakilik halini almıştı.Böylesine on parmağında on marifet olan bu saygıdeğer Türk aydının, yıların birikimini o mütevazi ve aynı zamanda gözünü budaktan esirgemez tavrıyla kendi toplumuyla paylaşma çabası benim için her zaman takdire şayan olmuştur.

Yaklaşık bir ay kadar önce izinli ve tatil nedeniyle bulunduğum memleketim Ankara’nın Çamlıdere ilçesinde günlük gazetelere bir göz atmak ve tabi aynı zamanda Ömer Lütfi Mete ağabeyin köşesini okumak için Öğretmenevine çıkmıştım. Gazeteyi elime alır almaz Ömer Lütfi Mete ağabeyin bir kalp krizi geçirdiği ve hastaneye kaldırıldığı, durumunun ciddiyeti koruduğu haberiyle adeta şok olmuştum.İşte o ilk haberi okuduğum günden beri izin bitip görev mahalline dönünceye kadar, bu kıymetli vatan evladının sağlık durumuyla ilgili haberleri yeteri kadar takip edemedim.Bugün yine Öğretmenevinde gazeteleri elime alır alamaz, onun sağlık durumuna ilişkin bir haber olup olmadığına baktım.Halen İstanbul Doktor Siyami Ersek Eğitim Ve Araştırma Hastanesinde yoğun bakım halinin devam ettiği ve durumunun ciddiyeti koruduğu haberiyle bir kez daha acı duydum.Ve bununla ilgili olarak bugün bir ulusal yayın organında (Yeni Şafak Gazetesi) Ali Murat Güven imzasıyla yayımlanan aynı başlıklı aşağıdaki (Bu Şiirin Hikayesi) yazı adeta duygularıma tercüman olmuştur.Bu nedenle bu yazıyı siz değerli sanat dostları ve şiirseverlerle paylaşmak istedim.Saygıdeğer Ömer Lütfi Mete ağabeyime Cenab-ı Allah'tan acil şifalar diliyorum.Saygılarımla.17/08/2008 – ali rıza atasoy

Tamamını Oku
  • Yusuf Uyar
    Yusuf Uyar 19.10.2008 - 16:46

    herkese Allah sizler gibi hayırlı kardeşler nasip etsin bende duygularınıza ortak olmak istiyorum geçmiş olsun Allah şifalar versin herşey gönlünüzce olur inşaallah selam ve sevgilerimin kabulu ricasıyle

    Cevap Yaz
  • Sevilay Şahbaz
    Sevilay Şahbaz 29.08.2008 - 01:13

    MEVLAM ACİL ŞİFALAR NASİP ETSİN

    Cevap Yaz
  • Fikret Oğuztürk
    Fikret Oğuztürk 21.08.2008 - 01:14

    İLK DEFA NİZAM-I ALEM OCAKLARININ BASILI YAYIN ORGANINDA KEŞFETTİĞİM DOLU DOLU MERT BİR İNSAN ÖMER LÜTFÜ METE.

    RABBİM YARDIMCISI OLSUN.

    VEFA DOLU YÜREĞİNİZ DERT GÖRMESİN HOCAM.

    SELAM VE DUA İLE.

    Cevap Yaz
  • Ozan Sentezi
    Ozan Sentezi 18.08.2008 - 17:54

    İçtenliğinize yüreğimi katarak Ömer Lütfi Mete Ağabeyim için dua ediyorum.İnşallah tez zamanda sağlığına kavuşur. Ona İhtiyacı var bu milletin..
    Her iki yazıya da katılmamak mümkün değil..
    Mışlarla mişlerle ninni çalanlar feda edilmiş bir nesil için hiç bir şey yapmadılar yapanları da hain ılan ettiler..Ama ümıtsiz değiliz....Paylaşımınız için teşekkürler gönül dolusu selamlar
    Akar suyun önü kesilirse başka yatak bulur
    Zaman zaman, çok iyimser olduğumu söyleyenler oluyor. Onlara, başlarını günlük siyasetten çıkarıp, ileriye, ufka doğru bakmalarını söylüyorum. Buna rağmen bir şey göremiyorlarsa, o zaman da kendilerine bakmalarını, çünkü sorunun burada olabileceğini hatırlatıyorum.
    Görebilmek için sadece bakmak yetmeyebilir; ne aradığını da bilmek gerekir. Üslupsuz siyaset kavgalarının insanları körleştirdiği ortamlarda gerçeği, gösterildiği gibi değil, olduğu gibi görebilmek sanıldığı kadar kolay olmaz. Aradığını bilmek de yetmez. Eskiler, göz, imanın ışığında görür demişlerdir. Eğer kıbleniz yanlış ise, yani milli imanınız zayıf ise milletinize, kültürünüze olan inancınızı kaybetmiş, uyduluklarda dolaşıyorsanız, gözünüz görse de, karanlıkta bir şey göremezsiniz. Önce kıblenizi bu milletinkine çevirin; Türk milletinin gücüne inanın, Türk milletinin geleceğine inanın ve ona bağlanın. O zaman görmeye başlayacaksınız; o zaman gördükleriniz anlam kazanacaktır. Rahmetli Dündar Taşer çok yıllar önce, 'Türk milletinin tarihî sarkacı yukarıya dönmüştür, onu hiç kimse durduramaz.' demişti. Ben buna inananlardanım; gördüklerim de ona göredir. Keşke o da, yüz on ülkeden Türkçe yarışmak için toplanan şu çocukları görebilseydi...
    1990'lardan bu yana dünyamızın çehresi değişti, Türk dünyası gerçeği ortaya çıktı; dünyadaki sınırlar kırılmaya başladı; fakat bunun Türkiye için açtığı imkânların farkına varamayan yahut kırk yıllık alışkanlıklarından geçemeyenler, hangi merkezlerin pompaladığı belirsiz komplo teorileri yaveleyerek, kendi gönülleriyle birlikte milletin ufkunu da karartmaya başladılar. Her değişme toplum için ürkütücüdür. Değişmenin tehlikelerini abartarak toplumun karşısına çıkmak, onu iyice ürkütmek marifet değildir. Bir de değişmelerin getirdiği imkânlar vardır. Bu toplumun okumuşları bu imkânları kendi halkı için gösterip açmadıkça, ona yol yordam göstermedikçe, aydınlığa nasıl çıkılacaktır? Şunu, gönül gözü açık hiç kimse unutmamalıdır: Değişmenin getirdiği imkânlardan en iyi yararlanan, değişmeyi dizginleyip yön veren, yani atı sırtına almaya çalışan değil, ona binip dizginini kullananlar kazanacaktır. Deli at üstüme geliyor diye feryat ederek kaçan hiçbir binici tarihe ad bırakmamıştır. Yönü ne olursa olsun değişmeyi kendi başına bir değer zanneden kıblesizler de, toplumun intibakını -yani bir anlamda kendi kimliğine duyarsızlaşmasını- başarı diye alkışlar ve kolaylaştırmaya çalışırlar. Onlar vatansever duygular taşısalar da zihnî sefalet içindedirler. En iyileri, kimliksiz ve kişiliksiz bir refah toplumu olmayı ülkü olarak seçmiş gibidirler.
    Birincilerin eleştirileri niyet olarak, milli şuuru uyanık tutmak içindir; elbette ki baş üstündedir. Ancak, bu uyarılar milli hayatiyeti, toplumsal gerilimi, kendine inancı, gelecek ümit ve hayallerini kemirecek düzeyde ise milliyetçiler, her türden vatanseverler, bu toprağa ve bu bayrağa bağlı olanlar, geleceğini bu değerlerin istikbalinde görenler, orada durmalı ve iyice düşünmelidirler. Yıllardır yaşadığımız siyaset ortamında, bu idrak ve duyarlıklar içinde particilik yapmanın çok zor olduğunu biliyorum; ama başka bir ahlakî ve millî yol olduğunu da bilmiyorum. Siyaset yapacak olanların, sıradan insanlar olmanın üstüne çıkmaları gerektiğini de anlamış olalım. Milletin gelecek ümidini yıktıktan, kendine güvenini kaybettirdikten, onu, uluslararası güçlerin elinde musalladaki meyyit haline soktuktan sonra, alın, demokrasiniz de, çok partili rejiminiz de sizin olsun! Hayatı yapan, medeniyetleri kuran, toplumların hayat gerilimidir; siz onu 'Ört ki ölem' derecesine indirdikten sonra, o toplumdan ne bekleyebilirsiniz? Maddeten ve manen yerlerde sürünen insanlarla demokrasi olmayacağını, ümitsiz ve imansız hayat olmayacağını anlayamadıktan sonra, siz bu millete ne verebilirsiniz?
    Bir haftadır süren 6. Türkçe Olimpiyatları'nı bu duygu ve düşünceler içinde izledim. Dünyanın yüz on değişik ülkesinden gelmiş beyaz, siyah, sarı çocuklar bu milletin istikbalini haykırıyorlar, bu milletin yaşama ve büyüme iradesini dillendiriyorlardı. O güzel çocuklar, binlerce yıllık görkemli bir kültürün her renkten açan çiçekleri gibi göründüler. Onları seyrederken hayalimin sınırı yoktu. Bana bu güzellikleri yaşatan, ümitlerimizi kanatlandıran başarıların arkasında, Türk'ün temiz mayasını temsil eden Anadolu'nun sessiz ve gösterişsiz insanları vardı. Onlara olan şükran duygularımı ifade etmeye kalksam mübalağadan kurtulamayacağım; inanmak güzel şeydir, deyip geçeyim... Fakat, imanın yaratıcı kudretini, Yesevi'nin, Hacı Bektaş'ın 21. yüzyıldaki torunlarında görün ve iyice görün demekten de geri duramayacağım.
    Bir Moğol velisinin gülümseyen yumuk gözlerindeki, bir Afrikalı ananın kavruk yüzündeki ifadeyi anlamlandırmaya çalıştınız mı? Ben size söyleyeyim: Gördükleri karşılıksız sevginin, diğerkâmlığın, fedakârlıkların şaşkınlık ve inanmakta zorluk çeken ürkekliği var. Onlar bugüne kadar insanlığın hep kahpe yüzünü görmüşler; şimdi Anadolu'nun erenleriyle insanı ve hayatı yeniden kavramaya çalışıyorlar.
    Unutmayın; iyi bir Müslüman iyi bir insan demektir. Eğer bu insan Türk ise, insanlığı nefsinde cem etmiş olgun bir Türk demektir. Bu insan sevilmez mi, bu insana güvenilmez mi? Bu insanın altından kalkamayacağı yük var mıdır? Madagaskar'da görev yapan öğretmen, disipline etmekte zorlandıkları bir çocuğun okuldan atılmaması için annesinin döktüğü gözyaşlarını anlatıyor, 'Çocuk sizlerden ayrılırsa ne hale geleceğini siz bilemezsiniz.' diyor. Brezilyalı anne, Türk öğretmenlerin bu insan taraflarını anlatıyor ve eğitimin adını koyuyor, çocuklarımıza evrensel insanî değerleri kazandırıyorlar, diyor. Eğitim dediğiniz şeyin özü de çerçevesi de bu değil mi? At yarışlarına dönen eğitim hayatımızda noksan olan da bu değil mi? Bu evrensel değerlerin Türk üslubunda kazandırıldığını, çünkü eğitenlerin Anadolu çocukları olduğunu, bunun ne demeye geldiğini anlıyor musunuz?
    Beyaz gelinlik başlığı külahının altında bir papatya güzelliği ile sahneye çıkan Kırgız kızı, Sultan Murat Han'ın bestesi bir ilahi okudu: Uyan ey gözlerim, gafletten uyan! Ardından gök mavisi tüller içinde Kazak kızı, Necip Fazıl'ın Sakarya şiirini okudu; isyanım yine kabardı; ama Türkiye'nin sınırlarını çoktan aşmıştım... Cins şiirler böyledir, işaretleri değişir ama anlamlarını kaybetmezler... Sonra Kamboçyalı çocuk çıktı; Atabar türküsünü söyledi; salondaki en ağır taşlar bile yerinden oynadı, tempo tuttular. Bangladeşli çocuk şovmenlik yaptı, fıkraları ve üslubu ile herkesi güldürdü...
    Bunları izlerken düşündüm ki, bu güzellikler, Anadolu'da parlayan bir ışığın dünyadaki yansımalarıdır ve kim ne derse desin, bizim, bu ihtiyar dünyaya söyleyecek sözümüz vardır. Şevket Süreyya Aydemir, Enver Paşa'nın bayraktarı olduğu son Osmanlılar için, 'Yenilgi kabul etmeyen nesil' der. Evet, bu güzel sözü tekrarlayalım: Yenilgi kabul etmeyen toprak, Anadolu. Bütün Türk dünyasının burada atan kalbi, şimdi bütün dünyayı manen beslemek azmindedir... Yolunuz açık, bahtınız kutlu olsun güzel çocuklar! Ve, Allah yardımcınız olsun, yüzyılımızın, dünyamızın isimsiz kahramanları, aziz öğretmenler!

    Nevzat Kösoğlu

    1941-) Yazar, Erzurum'un İspir ilçesinde doğdu. Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Bir dönem parlamenterlik yaptı.

    ESERLERi:

    TÜRK DÜNYASI TARiHi ve TÜRK MEDENiYETi ÜZERiNE DÜŞÜNCELER

    Asır asır Türk tarihini, Türkiye ve diğer Türk sahalarının tarihleriyle birlikte ele alan eserde, her asrın sonunda geniş ve doyurucu bir değerlendirme ile sosyal meselelere bakılmaktadır.

    KiTAP ŞUURU

    Muhtelif makalelerden oluşmaktadır. Bunlar Türk Milleti'nin bugünkü problemlerine derinlemesine bakan bir Türk münevverinin araştırma-inceleme sonuçlarıdır.

    MiLLi KÜLTÜR ve KiMLiK

    Yazar, bu kitapta toplanmış yazılarıyla bir tarih ve kültür felsefesinin bakış açılarına istinaden, kültürümüzün dünkü, bugünkü durumlarını açıklamağa ve yarınlarla ilgili ipuçlarını yakalamağa çalışmaktadır.

    KONUŞMALAR

    'nun 1977-1980 arasında TBMM'nde yaptığı bazı konuşmaları ve Aralık 1981'de Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi'nde MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'ndaki Sorgu'sunu ve Savunma'sını içine almaktadır.

    TÜRK KİMLİûİ VE TÜRK DÜNYASI

    Türkiye bugün, tarihî kıblesine dönük bir iman hamlesi içinde görünmektedir. Bu açıdan bakıldığında, büyük zamanlar yaşamakta olduğumuz söylenebilir. Türk kültür coğrafyasının bütün alanları, tarihinin hiç bir döneminde olmadığı kadar birbirine açılmıştır; çok büyük ve güzel kültürel açılışlarının imkânları doğmuştur. Bu imkânları değerlendirebilmek için, bu iman hareketini alevlendirip genişletmek, böylece, toplumun kendine güvenini sağlayarak, kültürel yaratıcılığı beslemek gerekecektir. Eğer bu iman hamlesi, kıblesini kaybetmeden, zengin ve sağlıklı bir fikir muhtevasına ve çağdaş ve sağlıklı ölçülere sahip olamazsa geleneği, geleceğin malzemesi ve üslû»p örneği gibi görmeyip, mukaddeslerimiz arasına alırsa, kaybolmuş zamanları yaşamış olacağız.



    Cevap Yaz
  • Dursun Elmas
    Dursun Elmas 18.08.2008 - 17:01

    Okumayanlar varsa Ömer ağabeyin 'Çığlığın Ardı Çığlık' romanını mutlaka okumalarını tavsiye ederim.

    Ali MOROĞLU vefat etmemiş olsaydı kitap sinemaya aktarılacaktı. Ve başrollerini Ozan ARİF oyanayacaktı.

    Rabbimden tez günde sağlığına kavuşmasını niyaz ediyorum.

    Gösterdiğin vefa dolayısıyla teşekkür ediyorum Ali Rıza hocam.

    Selam ve dua ile.

    Cevap Yaz

Bu şiir ile ilgili 5 tane yorum bulunmakta