kendisi bu serüvende
zırhlarını kuşanmış,
sözleri keskin, bakışları siperli,
dört başı mamur bir donanımla
kaderin tam ortasında dimdik dururken.
ben,
rüzgara emanet bir yaprak gibi,
silahsız, çırılçıplak,
adını anınca ürperen
bir kalpten ibaretim yalnızca.
ay ışığı vuruyor hatıralara,
gümüşten bir hançer gibi
yarıklar açıyor geceme.
her anı,
kıyıya vuran dalga misali
geri çekilirken iz bırakıyor içimde.
içimde
ateşten denizler kabarıyor.
köpükleri hasret,
tuzu gözyaşı,
kıyıları yanık bir yalnızlık.
her çırpınışımda
daha da derinleşiyor çıkmaz,
sanki attığım her adım
kendi gölgeme çarpıp
geri dönüyor bana.
gecenin sesi bu,
sessizlik.
ama ne suskunluk bu.
kulaklarımda çınlayan
adının yankısı.
gece işte ,
dört başı mamur bir sensizlik.
her köşesi sana çıkan
ama hiçbirinde seni bulamadığım
karanlık bir şehir.
penceremde ay,
bir bekçi gibi nöbette,
yıldızlar tanık
yarım kalmış cümlelerime.
rüzgar, saçlarımı değil,
hatıralarımı savuruyor.
bir zamanlar
el ele yürüdüğümüz yollar
şimdi dikenli bir patika.
adımlarım kanıyor,
ama geri dönmek
yara kadar mümkün değil.
bilirim,
kendisi bu serüvende
hala güçlü, hala tam,
hala dört başı mamur
ben ise
eksik bir cümle,
noktası konmamış bir veda,
içinde sen geçen
ama sana varamayan
bir dua gibiyim.
sabah olur belki,
ateşten denizler durulur,
ay ışığı çekilir hatıralardan.
ama gece her gelişinde
yeniden kuruluyor içimde
o karanlık ülke.
ve ben her defasında
silahsız, çırılçıplak,
bir tek kalbimle
çıkıyorum karşısına
dört başı mamur
sensizliğin...
Kayıt Tarihi : 23.2.2026 20:00:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!