Sokak lambası yanınca biterdi bütün oyunlar,
Dizimizde yara izi, üstümüzde çamurdan izler.
Bir topun peşinde geçerdi en heyecanlı anlar,
Tozlu arsalar bizim için dünyalara bedeldi.
Salçalı ekmek kokusuyla dolardı bütün mahalle,
Bize dünyaları verirdi o küçücük bir gülümseme.
Misketlerin sesinde saklıydı bizim tüm servetimiz,
Baş üste duran kemik için ne büyük kavgalar ettik.
Saklambaçta sobelenmek en masum dertimizdi,
Ebe olunca sızlardı içimizde o çocuksu sancılar.
Taso koleksiyonu masada, her pakette ayrı umut,
Hayat o zamanlar ne kadar sade, ne kadar somuttu.
Barış Manço çıkınca televizyonun başına doluşurduk,
Pazar banyoları kokardı sabun ve tertemiz temizlik.
Siyah önlük, beyaz yaka, omuzlarda büyük bir gurur,
Andımız okunurken titrerdi her birimizin yüreği.
Susam Sokağı'ndaki dostlar en yakın sırdaşımızdı,
Çizgi filmler bitince çökerdi kalbe tatlı bir huzur.
Kasetlerin şeridi çıkınca kalemle itinayla sarardık,
Walkman pilleri bitmesin diye dualar ederdik her gün.
Kırtasiye vitrininde kokulu silgilere hayran bakardık,
Harçlıklar bitince hüzün kaplardı o minik dünyamızı.
Sanal bebek ölmesin diye uykumuzdan fedakârlık ettik,
Doksanlar demek, hayata en içten duygularla inanmaktı.
Bakkalın camında leblebi tozunun o unutulmaz tadı,
Patlayan şekerlerin dilimizdeki o eğlenceli neşesi.
Solo testte "bilgin" çıkmak en büyük başarıydı bize,
Tetris’te o beklenen çubuk, hayatın asıl mucizesiydi.
Tasoların kralı Megalar, ütülünce sızlardı içimiz,
O zamanlar her oyun, bizim en büyük gerçeğimizdi.
Atari salonlarında jeton sırası beklemek sabırdı,
Aduket sesleri yankılanırdı o loş ve küçük dükkânda.
Güllü bisküviyi çaya batırıp keyifle yemek lükstü,
Ruhumuza dolardı o zamanlar en taze, en saf nefesler.
İstop deyince havada asılı kalan o renkli çocukluk,
Şimdi bakınca sanki yaşanmış en güzel rüyaydı her şey.
Bayramlarda patlayan maytaplar, neşeli kız kaçıranlar,
Mantar tabancasının o keskin ve unutulmaz barut kokusu.
Komşu bahçesinden erik çalıp kaçan o haylaz çocuklar,
İçimizde hiç yoktu o zamanlar yarınların ağır korkusu.
Bisikletin jantına takılan o ses çıkaran renkli kartlar,
Sokaklarda yankılanırdı en özgür ve en hür duygular.
Çelik çomak oynarken unutulurdu her türlü çocuk derdi,
Sakızlardan çıkan o fal tadındaki kısa ve komik maniler.
Bir mahalle koca bir aile, herkes birbirine kol kanattı,
Gönüllerde açardı sevgi denilen o en güzel çiçekler.
Radyoda arkası yarınlar, büyük bir merakla dinlenirdi,
Doksanlar, hafızamızda hiç solmayacak olan bir resimdi.
Kar yağınca okul tatil haberi beklenen o heyecanlı sabah,
Soba üstünde kestane, demlikte buğulu ve sıcak bir çay.
Ekmek karnesi çoktan bitmiş ama huzur bakiydi bizde,
Gökyüzünde yıldızlar, penceremizde parlardı sarı bir ay.
Sobanın yanındaki mindere kıvrılıp huzurla uyumak,
Hayatın en büyük lüksüydü o sükunete doya doya bakmak.
Şimdi teknoloji var ama o ruhu arıyor insan her yerde,
Ekranlara hapsolmuş çocukluk, ne yazık ki dertli ve mahzun.
Gönlümüzde o yılların sönmeyen derin ve şanlı hatırası,
Hikâyemiz o günden bu yana, bazen hüzünlü bazen uzun.
Doksanlar bir masaldı, yaşandıkça kıymeti her an artan,
İçimizde yaşayan, bizi biz yapan o devasa ve eşsiz vatan.
Güven Küçük
Kayıt Tarihi : 16.3.2026 18:31:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!