Öyle bir sevdaya düştüm ki, Adı vuslat değil, adı yıkım. Tadı damağımda bir idam urganı, Zehir zıkkım sevgili, zehir zıkkım...
Gündüzü işkence, güneş bir kor gibi yakar, Gecesi hasret, karanlık üstüme mezar kazar. Söylesenize, hangi ölü benim kadar sitemkâr? Hangi neşter bu sancıyı kalbimden kazır?
Ben ki Mezarlıklar Şairi, tenhaların diliyim, Kendi cenazemde en önde giden deliyim. Bu sevda bir operasyondu, masada kaldım; Şimdi bu sessizliğin, bu yasın müellifiyim.
Merhamet sandığın, aslında bir pusu,
Kurudu vicdanın o berrak suyu.
"Çekmesin" dediğin yokluk değil bu,
Ruhunu sattığın bir dipsiz kuyu.
Küfür bir nakışmış, diline yer etmiş,
Evlat diye büyüttün, bir yılanı koynunda,
Vebali zincir olmuş, asılıdır boynunda.
"Yokluk görmesin" derken, edep bitti ruhunda,
Şimdi haysiyet can verir, o masanın başında.
Sen sustun ey baba, dünya alkış tutarken,
Kırın tüm sükûtun paslı kilitlerini, bugün masada ruh var!
Cerrahi bir öfkeyle daldım damarlarına, neşterimde kan değil, isyan var.
Yasalarınızın soğuk duvarlarına çarpıp geri dönen o sevda,
Şimdi bir anarşist gibi dikiliyor, kuşatılmış şehirlerin orta yerinde.
Sevmek; yasaklı bir bildiriyi elden ele gizlice yaymak gibi,
Açtım göğüs kafesini, bak içeri ne dolmuş,
Saplantı denen o ur, her yanını sarmış.
Sevda dediğin çiçek, daha açmadan solmuş,
Meğer o masum yüzün, ne yalanlar barındırmış.
Neşteri vurdum bugün, o sahte gülüşüne,
CAM KIRIKLARI VE GİZLİ YARA
Dün gibi taze, sızın dinmeyen, kanayan bir yara,
Kabuk bağlamaz gönül, hep aynı yerden açılır.
Sen hem eski sızımsın, hem daimi bir kara,
Yüreğimde gezinen o görünmez hançerdir, saklı kalır.
Cam kırıklarının boğazıma kaçması gibi
Gizli sevdan girmiş yüreğime
Nasilki boğazımda cam kırıklarıyla
Yutkunmak zor fakat mecburiyet ise
Sevdanla yaşamakta aynen öyle
Kapa kapıları Cemre, dışarıda dünya yansın,
Bugün benim doğum günüm, bırak sadece adın anılsın.
Kırk dört senelik bir enkazı getirdim, kapına bıraktım,
Ben her Mart başında, kendi içimdeki uçurumlardan sarktım.
Gel otur karşıma, dertleşelim; ne varsa dökülsün masaya,
ÇIĞLIK VE VEDA
Sağ yanım alçıda, buz tutmuş bir dağdır şimdi!
Koltuk değneğiyle çaresiz bir hayattır bu gidiş!
Dışarıya yasağım, yatağa mahkûm, bu ağır bir kış!
Ben, Doğuş Kılınç! Sesim size sağır mı, ey dost dediklerim?
Şimdi bu dört duvar, her şeyden, sizden ırak,
Çekinme hadi sende vur sırtımdan
Daima yalnızdı bu adam
Durma hadi sende sapla ihanetini
Ben ne kahpelikler görmüş adamım
Beni yıkarmı sandın
Onur olmayan dünyada




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!