Doğu Türkistan Şiiri - İbrahim Halil Bağ ...

İbrahim Halil Bağmancı
4

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Doğu Türkistan

Doğu Türkistan ağlar, gök bile duman,
Dağ taş şahidimdir bu sessiz ferman,
Zincire vurulmuş bir kadim vatan,
Adı haykırırken susturulan can.

Bir çocuk bakar ya göğe her zaman,
Eli titrer, duası olur umman,
Gözünde sürgün, dizinde zindan,
Masumiyeti suç sayan bir nizam.

Bir ezan düşer gecenin koynundan,
Duvarlar ürker, taşlar utanır an,
Kelime yasak, harfler hep yargılanan,
Sessizlik emredilmiş bir imtihan.

Ana dili bile suç sayılan lisan,
Kalem kırılır, defter olur talan,
Tarih silinir, izler hep yalan,
Gerçek korkutur zalimi her an.

Bir sancak vardı rüzgârla dolanan,
Mavi gök altında özgürce duran,
Şimdi gölgede, zincirle bağlanan,
Ama kalplerde hâlâ dalgalanan.

Ey dünya, bu suskunluk ne biçim plan?
Adalet nerede, vicdan nerede lan?
Bir millet yok olurken yavaş yavaş inan,
Sessiz kalan da zulme ortak olan.

Ama bil ki karanlık sonsuza varan,
Değildir kader, değildir ferman,
Bir gün doğacak o mavi sabah inan,
Doğu Türkistan özgür olacak her zaman.

İbrahim Halil Bağmancı
Kayıt Tarihi : 9.2.2026 22:30:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Dağlar, gök, taş… Hepsi canlıdır çünkü konuşamayan insanların yerine şahitlik ederler. Toprak işgal altındadır ama asıl işgal, silahla değil; kimlikle, dille ve hafızayla yapılmaktadır. “Sessiz ferman” ifadesi, kimseye sorulmadan verilen, geri dönüşü olmayan kararları temsil eder. Sonra çocuk sahneye girer. Bu çocuk bir birey değil, geleceğin kendisidir. Göğe bakar çünkü yerde umut yoktur. Duası büyük, kendisi küçüktür. Suçu yoktur ama masumiyet bile suç sayılmaktadır. Dizindeki “zindan”, sadece fiziksel bir hapishane değil; korku, baskı ve yasaklarla örülmüş bir hayattır. Üçüncü bölümde din ve inanç teması derinleşir. Ezanın geceden düşmesi, inancın hâlâ yaşadığını ama gizlenmek zorunda olduğunu anlatır. Duvarların bile korkması, zulmün ne kadar yaygınlaştığını gösterir. Konuşmak, yazmak, hatta düşünmek bile bir sınav hâline gelmiştir. Ardından dil ve tarih yok edilişi gelir. Ana dilinin yasaklanması, bir milletin hafızasının silinmesidir. Kalemin kırılması, sadece yazının değil, hakikatin yok edilmesidir. Tarih değiştirilir çünkü gerçek, zalimi rahatsız eder. Şiirin ortasında mavi sancak belirir. Bu, Doğu Türkistan’ın özgürlüğünün sembolüdür. Artık görünmez ama kalplerde yaşamaya devam eder. Fiziksel olarak indirilen bayrak, ruhen hâlâ ayaktadır. Bu bölüm, umudun tamamen ölmediğini gösterir. Son kısımda anlatıcı dünyaya seslenir. Bu sadece bir acı hikâyesi değil, bir hesaplaşmadır. Sessiz kalanların da sorumluluğu olduğu vurgulanır. Zulüm tek başına ayakta kalamaz; onu ayakta tutan, görmezden gelinmesidir. Ve hikâye umutla biter. Karanlık geçicidir. “Mavi sabah” özgürlüğün yeniden doğuşudur. Bu, kesin bir tarih değil ama kaçınılmaz bir sondur. Çünkü bir milletin inancı, dili ve umudu tamamen yok edilemez.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!