Şimdi hangi iklimin kucağında üşüyor, hangi yabancı rüzgârın sesinde uyutuyorsun o dilsiz anıları?
Ben ki; senin için cennetten kovulmayı göze almış bir iblisin sadakatiyle bekledim kapında.
Sen ise, kendi yarattığın o kutsal yalnızlığın içinde, beni bir günah gibi unuttun.
Oysa her gidiş, bir geri dönüşün intihar notudur aslında,
Ve her veda, yarım kalmış bir sevişmenin hıçkırığıdır boğazda.
Bak, yine kararıyor gökyüzü…
Yine o dul melekler giyiniyor siyahlarını,
Yine o sadist bulutlar kusuyor hıncını toprağın yüzüne.
Sen sanıyor musun ki bu yağan sadece yağmur?
Hayır, bu benim sana anlatamadığım,
İçimde biriken o çürümüş kelimelerin cesetleridir yere düşen.
Belki bir gün,
Ruhunun en ücra köşesinde, ayak izlerime rastlarsın.
O zaman anlarsın;
İnsan en çok, sevmeye kıyamadığı yerden kanarmış.
Ve yine anlarsın ki;
Bazı aşklar, yaşanmak için değil,
Sadece bir şiirin mısralarında ölebilmek için varmış.
Göm beni şimdi,
Dudaklarının arasındaki o son sessizliğe.
Çünkü biliyorsun;
Toprak her şeyi kabul eder de,
Yarım kalmış bir sevdayı asla hazmedemez...
Ahmet Gürkan
Ahmet GürkanKayıt Tarihi : 22.2.2026 20:52:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!