Sessizliğinden kaçıp
bir kadının sesine sığınıyorum şimdi,
Konuşmak için yalvaran duvarlara kulaklarımı yumdum
ve bilemezsin nasıl korkuyorum
Bana da öğretsene;
sormuyorsun ama iyi değilim ben
serçeler ayağımın altından yeri çekiyorlar
sonra kim çıkarmışsa üşüdüğümün dedikodusunu
yeri üstüme seriyorlar gece niyetine
serçeler
saçıp kaçıp saç/ak/larıma saklanıyorlar
Arz-ı Hâl
Bir ömre yetecek kadar ihanet gördüm
Bin ömre yetecek kadar yalan duydum
Sade "arka bahçelerini" değil
Talan edilmiş bahçelerini de gördüm "iki adımlık yerküre”nin..
her şeye
toprağa ihanet gibi yükselen bi avm
ve senin brokoli çorbanı ekmeksiz içişin
sahi ne oldu da; önce yanılmıyorsam siyah bi araba
sonra saçlarında sınıf atlayan çocuk sevinci
bunu çok unutmak istemiştim
güneş katlanıp dürüldüğünde
hiçbir işe yaramayacak ne çok şey bilmem
senin ne çok şey bilmen, siyaset sanat edebiyat
bıçkın sesler, hamasi kelimeler, en çok da fiiller
yıldızlar kararıp döküldüğünde
bütün çekimleriyle ağzımızı kırıp gidecek..
Geceyi atlattık amenna..
Rüya da görmüyoruz eyvallah..
Peki yüzünün ne işi var, dalda titreyen yağmur damlasında..
bana o yirmi bir günden geriye
boşalmış ampuller, blisterler
aynı cepheden fotoğrafları kalıyor
duman olmuş ciğerlerimin
iki büklüm koridorlar ve fıtık
müşahede odaları: sarı kırmızı yeşil
kafaya koyduğumda yirmi bir falandı
peki dediğinde taş çatlasın yirmi iki
verirler mi bakalım diyordum kendime
tamam istiyor da, kız öğrenci; hem öyle böyle değil
zehir gibi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!