‘’Aynı yalınlıkla ölmek isterim
Kırda bir çiçek gibi, sakin, gösterişsiz.
Mum yerine yıldızlar parlasın üstümde
Yeryüzü uzansın altımda sessiz.
Ben aydınlık ve özgürlük delisiyim
Varsın hainleri gizlesinler soğuk bir taş altında
Dürüstçe yaşadım ben, karşılığında
Yüzüm doğan güneşe dönük öleceğim.
Jose MARTİ’
Dirilmeliyim sevdiğim
Toprağın üzerinde filizlenerek.
Ay ışığı altında gülümserken yüzüm,
Dönüşüme karşılamalısın.
İşlek cadde üzerine taşı beni,
Titreyerek ölenlerin sofrasına,
Diz boyu biten otların mezarlığına,
Sakin ve ağır adımlarla
Taşı beni, toprağımıza sevdiğim.
Can suyu istemez hani
Ama isterim yüreğinin sesini
Oğlum nasıl isterse sütünü
İsterim uzanacak ellerini..
Ölüm soğuk yüzlüdür biraz
Bakarsın bir gecede
Masmavi gülümserken perden
Ve uykunun kibar sahnesinde
Nilüfer sevinciyle koşarsın bana.
Karanlık korkutmasın sakın
Sırtüstü uzatacaklar seni
Yaşayanların sesini dinle
Ve bekle rüzgârı orada
Sana savrulup
Koşacağım sevdiğim.
Çocuğumun türküleri
Sitemlidir biraz
Belki her iç çekişinde
Kırılacak yüreğim
Kıracak rüzgar
Yapraklarımızı güzelim..
Ama evlenecek
Bir şeyleri değişecek
Birileri gelecek
Gelmesi gereken
Acıların sonrasında
Sofrasına gelecek
Zaman dediğin nedir ki?
Pek çabuk geçecek
Üstelik biz büyürken toprakta
Bir çocuk koşacak
Evlat eli tutarak
Gelecek iki evlat..
Bize sahip çıkacak
Öpecekler ve ağlayacaklar.
Bekle sevdiğim
Doğacağız bir gün
Bahar aşkına
Öpeceğim dudaklarından..
Çocuğumun türküleri
Sitemli olsa da biraz
Yürek acıtsa da
Acıyacak tanrılar
Şu yoksul yalnızlığıma..
Güneşli bir gün
Kırılmış yer kabuğu
Azgınlaşmış okyanus
Ve uyanıyorsun
Bir ateş topunu görerek.
Sakın üzülme
Öleceğini düşünme
Titreyen yaşayanlar
Apansız vuruldular
Kıyametin sesi değil duyduğun
Duyduğun savaşın çığlığı.
Vurulan çocuklar
Şu garip analar
Ağlatmasın seni
Hak edilen ölümdür
Hakkı veren sabırsız bir el..
Sen aç gözlerini
Ve bekle sevdiğim
Çünkü gelecekler
Kan nehrinden yüzerek
Gelecek yeni ölüler.
Bizi tanıyacaklar
Umutlu çocuklar
Savaşa yenilmeden
Dönecekler yaşama
Dönecek olanlar
Çınar’a koşacaklar..
Düşünürüm;
İlk kar düşmeden,
Senin zarif bedenin ve düşlerin
Şu yoksul soframa yol alacaklar...
Yollar ki tozludur,
Gökyüzü kendi hudutlarını çiğner
İkiyle çarptım ömrümü
Ve ele geçirdim ölümü.
Çıkarttım mezardan leşimi.
Kerpetenle söktüm sözcükleri
Ve okudum geçmişteki kendimi.
Yüreğimin ömrü bitti, diyorum.
Ya yürekteki çocuk, ya yürekteki aşk?
Sancılar ve kan? ölüyorlar mı?
Çocuk ve aşk, sancılar ve kan,
Az önce yokladılar sızıp kalmış yüreğimi
Özgürlüğümüz
Uçmalıdır yürek kafesimizden.
Özgürlüğümüz
Ulaşmalı kerpiç evlere,
Boy vermeli yoksul bahçelerde.
Hiçbir görüntü yok vahşi fırtınalarda,
Yalnızca çenemi yumruklayan sert bir el,
Kaçıyorum.
Şimdi Suriyeli bir mülteciyim,
Şimdi çadıra sığınmış zavallı bir insan
Akıl erdiremediğim kutsal ana!
Ne tarlamda buğdayım,
Ne ayçiçeğim kıyısında,
Ne bahçemde çileğim,
Ne ahırda süt alacak ineğim,
Ne temiz bir elim,
Kokuyu çekerim beynim için
Ki yüreğimde bekler beni çıplak kaldırımlar
Köprü kıyısına koşan
Son şarkıları söyleyen rüzgâr
Kalın parmaklarıyla
Kaburgalarımı sayar.
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!