Sevmek güzel bir şarkıyı dinlemektir aslında.
Tüm yaşayan varlıklar sevile bilir;
Kuşlar, böcekler, insanlar ve hatta yağmur.
Bizi yarattığını düşündüğümüz olağanüstü varlık gibi yani!
Sevmek zor bir oyundur bazen,
Kazanan sevmesini öğrenmiş demektir.
Sevgili özgürlük tanrılarım;
Geceleyin ateşe verilmiş bir tapınak
Adına yürek diyorlar.
Yükseliyor dumanlar beynimin doruklarına.
Gözlerim ölümü yıkayarak
Taşırıyor nehrin suyunu.
Anlamsız kaldırımı kucaklayan rüzgârın cebinde buldum kendimi.
Sen tutunduğu daldan düşmek üzere olan yeşil yapraktın.
Mevsim ağır sancılar sonrası ölü bir umut sundu gökyüzüne.
Sen sonbahara meydan okurken, ben umudu yalnızca türkülerde duydum.
Öyle dokundu ki yürek yarama, yoksulluk tek tek kurşuna dizerken kahpeliği, düştün dalından sevdiğim.
Gözleri bir gecede
Yürümüş ağır ölüme,
Asker bir seferde,
Kıyar mı otuz beş kardeşe?
Hudutta halk iken,
Toprağında bölücüdür denilen,
Tütün ve mazottan,
Evine ekmek götüren
-Ki ey bunlar silahlıdır diyen,
Katile vur evlat derken!
Dişinin kovuğunu temizleyen,
Sen unutursunda zulmünü, Gözler unutur mu?
Şu toprağında gülümseyen
Şu toprağında gülümseyen ölüler?
Dilin tutuldu konuşurken.
İsterdim ki konuşsun onlar.
Tek kurşunla vurulan çocuklar,
Gece üstü evlat yolu bekleyen analar!
Ölenlerimiz
Akan kan gibi
Şiirime geldi.
Kalemimiz,
Umut kadar sivri
Yürek kadar güçlü,
O bu gece
Size ana avrat sövdü!
(Gülen) ey yavşak!
Öldürülür mü çocuk bre alçak!
Dostum vurdu sazına,
Vurur gibi kafanıza.
Dilinde bir türkü,
Yüreklilerin öyküsü,
Ey Amerikan öküzü!
Senin heronun kör mü?
Ateş böceğini
Uyurken toprağa gömdü!
Dün düşümde gördüm,
Lice’nin güzel kızı,
Ceylandır adı,
Devleti oyuncak sandı!
Oracıkta devlet canını aldı!
Yeşerdi zeytin ağacı,
Gölgesine koştu Ceylanın anası,
Koştu bacısı, babası, arkadaşı.
Zeytinin siyah rengi,
Ölen ceylanımın gözleri,
Umut olup göğe yükseldi!
Senin silahın, umudumuza mı göz dikti?
Gazetede resmini gördüm,
Üzerine kar düşen çadırın.
Sizler kendi meclisinizde,
Söverken birbirinize,
Ağladı bebek karı görünce,
Söver gibi kaderine,
Tükürdü bacısı karın yüzüne!
Ve şunu söylerim ki,
Şu yazdığım şiirde bir hikmet var,
Yorgun işçilere ve sevdiğime
Ve benim Mezopotamyalı kardeşime,
Güneşin kudretli rahminde
Yeniden doğacak bir dünya var,
Onlar barış için yaşayacaklar!
Dilimizden anlamayanlar!
Cehennem karanlığında yok olacaklar!
Ey benim kardeşim,
Emeğini, yüreğini, ekmeğini bölüşenim,
Doğacak çocuğumuz için dövüşelim,
Beyaz patikler, deniz mavisi kazaklar örelim,
Düşman kapısına yürüyelim!
İşte doğdu barış diyelim!
22.01.2011
İst/Kabataş
Kirlenmiş dünyada
İnsanlar aynı dilden
Manifestosunu yazdı,
Islık çalan rüzgârı dinleyerek
Yazdılar yarının şarkısını.
Notalar yerini alıyordu gökte,
Aşktan sevgiden ve çocuktan bahsediyordu kadın
Ve kendi geleceği için güzel düşlerden.
Gözlerine en yakın öyküden ve şiirden
Yalnızca bir tutku yarattı.
Kudretli ölümün çığlığı
Karanlığın eteğine, yeni bir cansız sunarken
Yüreğinin baş döndürücü gecesine yürüdü.
Biraz sonra; Can acıtan bir şarkı,
Titrek hıçkırıklara boyun eğerek,
Narin ellerini çekti kadından.
Yürek: Damarlarına tarifsiz bir öyküyü
Dokunaklı kanı yudumlayarak anlattı.
-Kadın
Soluksuz çığlıkla,
Karanlığın ceketini ilikleyerek,
Zamanı belirsiz kara bir sel gibi
Koptu sevgilinin bedeninden.
Çayır otunu çiğneyerek,
Uzakta gördüğü çardağın başına,
İfadesizce yürüdü.
Aşkın ruhundan uzaktı artık..
Düş denilen gölge penceresini açıp,
Islak beyaz bir ölümü bıraktı elinden,
Yeryüzü kucaklarken doğanın bereketini,
Huysuz bir kuş çevirdi onu yolundan,
Uyuşuk ırmağın donuk rotasına sürükledi
Ve kucakladı tüm derin boşluğunu.
Kadın;
Bölünmüş umudun aynasında,
Beşiğini ve kendi çürüyüşünü ararken,
Boyalı ay’ın altında uyanan,
Kutsal kundağına sarılmış,
Yâda çarpan yüreğinin notalarına eşlik ederek,
Ödünç aldığı ağlamanın, sahibini arayan
Atası Anadolu da olan çocuğu,
Düş zannederek kucakladı.
Dolambaçlı yollardan sonra:
Gök kubbenin dehşetli sesine aldırmadan,
Fısıldadı anasına ‘’ Yiğidine götür beni’’
Sustu ve huzursuz bir seslenişle,
Sarmaşıkların kök saldığı yola yürüdü,
Zemherinin kasırgasından korkan kimdi?
Sadece kendi için yaşamayı arzulayan kadın mı?
Yoksa kucağında taşıdığı emanet mi?
Korkan yalnızca gri mağaralara saklanan yarasalardı,
- Ki kadın onlara sadık bir bekçi.
Güneş süzülüyor mavi göğe ait dalgasıyla,
İpe çekilmiş bir idamlık gibi
Portresini sunarken ırmakların tenine,
Ona göz kırpan küçük bir oğlan çocuğu,
Öğle vaktinin kanatlarında gülümseyerek,
Issız melankolik bir tepede,
Anlamlı kederini, beyaz buluta asmakta olan adama,
Hülyalara dalan yetişkin yüreği gibi,
Tüm dikkatini yoğunlaştırarak,
İki parlak gözüyle keşfetti babasını.
Kadın utancına boyun eğdi,
İsmini bilmediği dönemeçlere kaçtı,
Yosun tutmuş kayalıklara saklandı,
Ve ait olduğu mağaraya vardı,
Bedeninde taşıdığı ak sütü kurnazca sağdı,
Ve aç çocuğun dudaklarını davet etti,
İstifini bozmadan ve aldırmadan açlığa,
Kulak tıkadı anasının bu davetine,
Ancak yaşamak için, koşmalıydı çiğnenmiş ovalardan,
Ve bozmadan sükunetini, Sadece yaşamak için,
Yarasa kahkahalarına boyun eğerek, içti sütünü.
Şimdi öykünün bittiği yerde,
O kavgacı karanlıkta sustu yürek,
Kadın ve çocuk mutlu yarını bulana dek..
Soğuk ve üşüyen bir gündü:
Aşk ve kadın
Coşkulu bakışlar eşliğinde,
Nefesini yudumlayarak
Dalgalı gökyüzünün,
Hevesli bir sarhoşlukla,
İpinden atlayarak toz bulutunun, koştular
Gümüş renkli gün batımına.
O vakit karlı dağın tepesinde:
Kartal pençesinde parçalanan kuş,
Yoksul insanlar gibi kıvrıldı çamura.
Korkunç cinayeti gördü kadın,
Suskunluğunu bozmadan izledi olanları,
Gün, Işığını söndürdü gecenin,
Tutarak kadının titreyen ellerinden,
Yıldızlı göğe uzattı ölü kuşu.
Fırtına, okyanus, saydam dalgalar ve kayalar,
Merasimini dinlediler ormanların.
Şimdi koca bir aşk ağlamaklı olarak,
Yıktı yuvasını düşlerinin.
Kadın, şairin kalemine sundu kendini,
Ve dedi ki ‘’ yaz beni’’
Siyah çelenkler kondu önce sayfaya,
Sonra düzensiz yağan kara kafa tuttu kalem.
Islık sesleriyle birlikte,
Yaklaştılar üşüyen nehrin kıyısına,
Karşı koyamadan öfkesine,
Uçurumlara kafa tutarak,
Göğe uzanan çığlıklarını,
Küçük bir sandala sakladı kadın.
Şair sevgili kadın ve aşk
Uyku ve ölüm arasında,
Nehrin akıntısına sundular
Heybetsiz bedenlerini.
Bulutlarla yarışarak,
Zorlu yolculuğa çıktılar,
Görkemli ağaçlar ve dağlar
Rüzgârın pürüzsüz teniyle öpüştü.
- Ki kadın sıcak bir öpücüğe hasret.
O karşı konulmaz arzular,
Güneyden gelen üflemeyle uyandı uykusundan,
Yosun tutmuş kayaların,
Şiddete meydan okuyan kayınların,
Ve mırıldanan gecenin sert bakışına aldırmadan,
Okşadı kadının saçlarını,
Ve öptü şiirin orta yerinde.
Sabah vakti güneş,
İnce bir şeridin etrafında belirdi,
Parıldayan yeşil renkler,
Küçük mağaraların misafirleri,
Kış uykusundan uyanan hayvanlar,
Kadın ve şair
Piramidi anımsatan çamların kıyısında,
Gökyüzünde asılı duran ilk baharı,
Gülümseyerek selamladılar.
Akın akın çoğaldı canlılar
Oyun oynayan çocuklar,
Gök mavisine bakan aşıklar,
Masum şarkılarını sunan kuşlar,
Ve bulutlardaki şekillerde kendini arayan,
Parlak yüzlü işçiler ve onların kadınları.
Şiirin sonuna geldi şair
Dudağında ismini sayıkladığı kadın,
Üzerinde taşıdığı ürkek yüreğin,
Aldatıcı yanlarına aldırmadan,
Yazdı kadını ve baharı.
Kadın:
Yaşamın nefesine sunduğu, şaşkınlığı
Kendi yücelen yüreği ile taşıdı evine.
Ve yabani acıların saçını
Ölü bir mandalla astı rüzgar kanadına,
Aşk ve onu var eden yüce sevgi,
Gözlerinde belirdi kadının.
Kendi baş döndürücü duygularını
O zemheride tanıdığı şaire sundu,
Taze bir öpücüğü hissederek,
Notasız şarkıları mırıldandı,
Kayıtsız kalmadan gülümsedi ay’a
Ve döndü yuvasına kadın..
Bizim çocuklar koşuyor
Koşuyor öpmek için elleri,
Şekeri yemek için,
Parlak ayakkabı giymek için,
Kapıları çalmak için..
Ben insan!
Ben ki; Yaşamın karanlığına boyun eğen,
Çaresiz bir gözyaşı gibi ömrün kıyısına akan,
Yiten aşkı yürek sığınağına saklayan,
İfade edilmesi güç düşünceleri, öğle vakti yitiren
Ve hareketsizce gecenin kubbesine asılan,
Yok ettim resimlerini,
İstediğim için değil,
İstediği için yüreğimin,
Yüreğim acıdığı için,
İstedi benden seni..
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!