Deprem ve Hatay.. Şiiri - Burak Külahlı

Burak Külahlı
4

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Deprem ve Hatay..


​19.02.2023
Deprem!! Aslında 17 Ağustos’u yaşamış biriyim kısmen hayal meyal birkaç anıdan ibaret büyük deprem diye anlatılan o depremi.. Ama bu başka bir şey; 10 il ve binlerle ölçülemeyen can kayıpları düşünülmesi bile kalplere acı verirken arka planda kaybedilen bir milli servet ve ne olursa olsun sonrasında para denilen şeyin bölge adına bir değerinin olmaması... Doğru, burada para geçmiyor paranın adı bile geçmiyor çünkü harcayabilecekleri market, manav, eczane ya da ne varsa onlar da enkaz, onlar da yok.. Hayat var mı yok mu ya da yok mu oldu?
​20.02.2023
Buraya gelmeden önce olduğum yerde önce hayatını kaybedenleri düşünüp onlara üzülüyor, hatta kendime kızıyordum; "gitmem lazım bir can dahi olsa dokunmam, yardım etmem, acılarına ortak olmam lazım" diyordum... Ve ilk fırsatta geldim. Geldiğimden beri yaptığım tek şey bulaşık yıkamak olsa da geldikten sonra gördüm ki bir tas çorba uzatacak el her zaman en zengini oluyormuş. Burada hiç kimsenin bindiği arabanın bir markası, modeli, yılı ya da bir değeri yok çünkü hepsinin taşıdığı insanlar aynı acıları yaşamış ve aynı açlık seviyesini paylaşıyor. Aynı kazandan bizden gelip utana sıkıla yemek istiyor. Arabanın içinde bir aile karnını doyurmak için bize geliyor hatta içecek su bile bulamıyor, bize su soruyor...
​Her biri "Allah sizden razı olsun" derken gerçek anlamda yürekten dua ediyor, bizi de mahcup bırakıyor. İnsanların yüzüne bakmayı imtina edip sırf o acıyı görmemek için göz kaçırmak neymiş o zaman öğrendim. İşte biz veren el değiliz ki üstün olalım, biz sadece aracı olarak buradayız ve biliyorum ki veren elin kendisi olan halk da o mahcubiyeti görmek istemez, gözünü kaçırırdı. İnsanlar "Abi teşekkür ederim" dedikçe diyecek bir şeyim yok, insanlar bana dua ettikçe gözüm doluyor "etmeyin" bile diyemiyorum. Aslında daha anlatılacak o kadar çok şey var ki... Zor, çok zor dedikçe kendimden uyanıyorum. Belki gelirken doğru olanı yaptım biliyorum ama geldim geleli utanmaktan, o felaketin bizim başımıza gelmediğine utanmaktan kendimi alamıyorum.
​Suyun, tüpün, sigaranın karaborsa olduğu hatta parayla bile alınamadığı, imkanların tamamının imkansızlıklar silsilesi haline döndüğü bir ortam... Allah önce burada bulunan halka sonra da cümleten Türk milletine yardımcı olsun. Bizim buradaki varlığımız bir nebze açlığa belki biraz da çaresizliğe çare olmaya çalışsa da öyle büyük bir felaket sonrasındayız ki daha sonralarını düşünmek; ülke çapında etkilerini yaşayıp belki onlarca yıl bu felaketin manevi acısının ardından maddi zorluklarını çekecek olmamız var...
​Biz güçlü, dirayetli ve toparlanmasını bilen bir milletiz. Anka kuşu demiyorum o bir hikaye, biz ise gerçek bir millet olarak önce Kurtuluş Savaşı görmüş ve ardından "10 yılda 15 milyon genç" diye marş yazmış bir milletiz. Elbet toparlanır, daha da güçlenir, daha dik dururuz. Ama her şey zaman, sabır ve çalışma gerektiriyor. Dünyanın ne kadar küçük olduğunu anlamak için yer kürenin yer değiştirmesi gerekiyormuş meğer. 180’e yakın ülkenin toplamda 10 adet ile sığabileceğini öğrenmiş oldum. İnsanlığın hem birbirini sürekli olarak eleştirmesi, çekememesi hatta düşmanca tavır sergilemesinin ardından 1 günde bütün dünyanın bir olabileceğini öğrendim. Demek ki bazı şeyleri öğrenmek için yaş, din, dil ya da ırk fark etmiyormuş. Acı aynı olunca feryadın sesi bütün dillerde aynı yankılanıyormuş. Herkes farklı dilde cevap verse de aynı acının ardından en küçük umut ışığına aynı dilde seviniliyormuş.
​Biraz ironik oldu sanki; önce milletimin dirayetinden bahsedip peşinden küresel birlikteliği savunmuş olmam.. Öyle işte, ironi olmadan yaşam döngüsü olmuyor. Bu acıya bu günümüzde gelmiş olanların iki gün sonra bu acımızdan faydalanmak isteyip istemeyeceğini bilemeyiz şimdiden. O yüzden önce millet sonra küresel birliktelik dedim kendimce, söyledim işte; ciddiye alacak olan bir ben varım o kadar..
​6.4!!!
İlk defa bastığım toprağın yarılmasından korktum, bu nasıl bir afettir... Nasıl anlatılabilir ki? Yukarıda yazdığım her şeyi bir kenara bırakıp bu geceye odaklanacak olsam ben dışarıda olduğum halde böyle bir şey görmedim. Bir anne bebeğinin beşiğini anca böyle sallayabilir. Ya önceki iki depreme ne diyebilirim ki o zaman? Şimdi bize geçmiş olsun olsun da burada yaşayan adamlara ne demek gerekiyor ki şimdi?
​21.02.2023
Yazılmış olanı uygulamasaydık olmayacaktı tabii ki de. Hani demiştim ya toparlanmasını bilir bizim milletimiz diye, heh işte tam da konumuz buydu. Bugün önce dağıldık, küçük çaplı bir hasar aldık, ardından daha güçlü bir şekilde toparlandık ki akıllara "bir musibet bin nasihatten iyidir" sözü geliyor. Geliyor gelmesine de öyle korkutucu bir musibet ki bu, kimse o kelimeyi telaffuz etmeye yeltenmiyor bile.
​22.02.2023 - Yardımlaşma
Her şey ne kadar karışık olursa olsun biz birbirimizi ezdirmeyiz, onu gördüm. Buraya yardım etmeye, yaraları sarmaya diye geldik ama bizim çalıştığımızı gören herkes yardım etmek, bize destek olmak istiyor. Kimisi bahçesinden meyve getiriyor, kimisi "bize iş verin biz de çalışalım, yoruluyorsunuz siz" diyor. Biz bir milletiz, bunu tekrar tekrar söyleyebilirim. Bu dönemde olan birlik beraberliğimiz her dönem için kalıcı olsa kimse bize dokunamaz, kimseye de ihtiyacımız olmaz. Tabii ki de olay olay anlatmaya yetecek kalemim yok olan biten eksiğiyle bu işte. Kim okur, kimlere dokunur yazdıklarım bilmiyorum ama ben yazmaya, kendi gözümden gördüklerimi aktarmaya devam edeceğim.
​23.02.2023
Burada kaç gün geçirdim ya da ne kadar zaman oldu saymıyorum. Ama yavaş yavaş burada yaşayan asıl kesimle samimi olmaya başladım. Anlatıyorlar, hepsi kendi yaşadıklarından hayatlarından birer parça. Artık depremin varlığı tamamen alışıldık bir durum, kimse yadırgamıyor ya da sitem etmiyor. Konuştuklarımın çoğu ailesinin büyük bir kısmını kaybettiği halde "takdiri ilahi" demeyi biliyor, acısına göğüs geriyor. Ama genel olarak buranın belediye başkanında suç buluyorlar, "kaçtı gitti, ilgilenmedi" diyorlar. Evleri yaptırdıkları dönemden bahsedip yönetmeliğe uymak yerine açık açık rüşvet istenip uygun gösterilen evlerden bahsediyorlar.
​Bir amca geldi bize ve bizim belediye başkanına minnettar olduğunu söyledi. "Bizimki kaçıp gitti, bize siz sahip çıktınız" dedi. Ben belediye başkanımızın bizi yalnız bırakmadığını, buraya bile fırsat buldukça geldiğini söyleyince "tanışmak elini öpmek istiyorum o adamın" dedi, çok dua etti. Amcanın adını sormak gelmedi aklıma yoksa adını da yazardım. Bir bacağı kırılmış, alçıya almışlar. "Sopamı çocuklar kaybetti" deyince dayanamadım, kenara ayırdığım bir süpürge sapı vardı; "Amca idare et bununla" diyebildim. Kabul etmek yerine "sana lazım olursa" deyince gözlerim doldu, "al" dedim, "amca bu bana lazım değil."
​Burada afet var, yıkım var, acı var belki ama birlik beraberlik ve dayanışma da var. Biz elbet yaralarımızı sarar kendimize geliriz. Bir afet, bir yıkım gördük belki ama İstanbul’dan gelip Hatay’la kaynaştık. İstanbulumuzu ve güzel Şilemizi Hatay’a en güzel şekilde tanıttık ve tanıtmaya, yardım etmeye, insan olduğumuzu ve nerede olursa olsun kardeş olduğumuzu göstermeye devam edeceğiz. Geldik gitmiyoruz.
​25.02.2023
Hatay’a geldikten sonra ilk defa bulunduğumuz alanın dışına çıkıp Hatay’ın içini görme fırsatım oldu (yemek dağıtımı için çıkan araçla). Ve dikkatimi ilk çeken şey kamu kuruluşlarına ait yapıların hemen hemen hepsi ayakta ve sağlam. "Demek ki devletimizin mühendisleri işini hakkıyla yapıyorlar" diye düşündüm. Ardından sokakları, caddeleri, çarşıları gördüm ve bir şehir nasıl yerle yeksan olur canlı şahit oldum. Böylesine bir yıkım ve tamamen canı çekilmiş, ruhu kalmamış, sadece moloz yığınına dönmüş çarşılar, caddeler, binalar gördüm. Allah yardımcımız olsun cümleten. Bir yanda acı ve çaresizlik, öbür yanda toparlanması gereken bir şehir hatta bir değil 10 şehir birden. 2019 yılında yazdığım bir yazıda şöyle bir şiirim vardı:
​"Olmayacak olanı bekledikçe
Olanların mükafatını erteledik
Olanları kaybetmeye başladıkça
Geçmişi kıymet sahibi bildik
​Ne geçmiş kıymetliydi aslında
Ne de adım atabileceğimiz bir gelecek
Her şey çok açıktı aslında
Hayat devam ediyor ve üstümüzden geçecek!!"
​O zamandan da söylemişim işte hayat devam ediyor ve üstümüzden geçecek diye. Hepimize şimdiden hayat mücadelesinde başarılar diliyorum, buna ihtiyacımız olacak. Bugün Hatay’da olan bu yıkımın etkisi dalga dalga İstanbul’da bizi de vuracak. "Üzgünüm" demek çok geç, diyemiyorum artık.. Artık çok geç.
​02.03.2023
Şunu fark ettim ki günümüz şartlarına alışkın insanlar zorlanmaya başlayınca sinir stres yapıp o an yapmakta olduğu işi daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor ki çoğu zamansa en küçük olumsuzlukların sonucu kavgalar doğurabiliyor. Örnek yazmakla bitiremeyeceğim o kadar sebepsiz tartışmaya şahit oldum ki artık insanlara karşı tamamen nasıl yapıcı yaklaşır, kalbini gönlünü kırmadan, alındırmadan nasıl sonuca varırım düşüncesiyle hareket etmeye başladım.
​Bulunduğumuz bölge bir anda mahrumiyet bölgesine döndükten sonra insanların günlük korkuları temel yaşam gereksinimleriyle sınırlı kaldığından olsa gerek istedikleri şeyde ısrarcı oluyorlar. Elimizdeki imkansızlıkları dahi bir şekilde imkana çevirmek için çok çaba sarf ediyoruz ve hem ekip olarak biz hem de genel anlamda bölge halkı yorgun ve kırılgan. Sonunda inşallah hayırlı bir şeyler yapabilmiş ve bir nebze de olsa birkaç kişinin yaralarını sarmış olarak dönmek istiyorum.
​02.03.2023 - İstanbula Dönüş
Gelip geçtiğim vakit geçirdiğim şehirlerden çıkarken hep "alacağım olsun" der şehre seslenirdim.. Ama bu şehre seslenişim "alacağın olsun" oldu. Benden alacağın olsun Hatay, ihtiyacın var buna...

Burak Külahlı
Kayıt Tarihi : 7.2.2026 16:17:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!