İslamcı, faşist, sağcı ve ahlaksız zihniyet deprem, sel, thsunami, fırtına vs. gibi doğa olaylarını inançsızlığa bağlaması, hiç bir nesneye, ağaca, doğaya ve doğal dönüşümlere; yani evrime inanmadığı kendi ahlaksız islam inancının jeoloji, coğrafya, tektonik ve jeofizik bilimleri gibi bilimsel bilgilerinden ne kadar yoksun olduklarının en gerçekçi örneğidir.
İslam hiç bir nesneye saygı duymayan, düşünmeyi öğretmeyen; hatta düşünmeye ve felsefeye düşman en ahlaksız ve saygısız bir din olduğu için hiç bir zaman kendini düzeltemeyecek kadar despotik bir dindir.
İslam’da her türlü ahlaksızlık kuran denen içi boş, bilimle zerre kadar ölçüşmeyen, her eksikliği başkal dinlere yükleyen, kendi sapık muhosunu, alisini, ömerini, bekirini hiç bir zaman eleştirmeyen, cehaleti dünyanın her yerine yaymak isteyen gerici ve emperyalist bir dindir.
Bütün kendi ahlaksızlıklarına uydurduğu kılıflarla sürekli cehaletin içine batarak kendini çıkmaz bir sokağa saplayan ve insanlığa hiç bir zaman barış ve huzur getiremeyecek şu anda mevcut olan en terbiyesiz dindir.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta