Deprem olduğunda saat kaçtı kimse hatırlamıyordu. Zaman, ilk sarsıntıyla birlikte durmuştu zaten. Bir ev vardı az önce; içinde gülüşler, yarım kalmış cümleler, sobanın üstünde unutulmuş bir çay… Sonra bir ses geldi; yerin içinden kopup gelen, duvarları değil kalpleri parçalayan bir ses.
Ve her şey çöktü.
Şimdi hastanenin önü kalabalık ama sessizdi. Kimse yüksek sesle konuşmuyordu. Çünkü burada umut da fısıltıyla yaşardı. Kimse “öldü” kelimesini ağzına almıyordu. Herkes “henüz çıkmadı” diyordu. Henüz… O kelimeye tutunuyorlardı.
Bir kadın vardı, elinde bir mont. Kimin montu olduğunu bilmiyordu belki, ama bırakmıyordu. “Üşür” diyordu, “çıktığında üşür.” Oysa çıkanların çoğu artık üşümüyordu.
Enkazın başında bekleyenler vardı asıl. Hastane önü sadece sonuçtu; asıl acı betonun altında başlamıştı. Orada saatler geçiyordu, dakikalar değil. Bir ses duyulduğunda herkes nefesini tutuyordu. “Ses var!” dendiğinde kalpler yeniden atmaya başlıyordu. Sonra sessizlik… O sessizlik, bağırmaktan daha acıydı.
Bir baba vardı, yüzü tozdan griye dönmüş. Ellerinde kan vardı ama kime ait olduğunu bilmiyordu. Kendi evini kazmıştı elleriyle. Taşı kaldırırken “Dayan” demişti, “geliyorum.” Ama bazı cümleler geç kalırdı. Bazı eller yetişemezdi.
Bir çocuk vardı, çıkarıldığında gözleri açıktı. Ama bakmıyordu. Onu battaniyeye sardıklarında annesi “Uyuyor değil mi?” diye sordu. Kimse cevap vermedi. Çünkü bazen gerçek, söylenemeyecek kadar ağır olurdu.
Bekleyiş en büyük işkenceydi. Ölüm bir anlıktı belki ama beklemek saatlerce sürüyordu. Her siren sesi umutla korku arasında sıkışıyordu. “Belki benimkidir” diye atan kalp, “ya değilse” diye tekrar parçalanıyordu.
Gece çöktüğünde acı daha da büyüdü. Soğuk, sessizce sokuldu insanların içine. Enkaz başında çay dağıttılar; kimse içemedi. Çünkü boğazdan geçen her yudum, suç gibi geliyordu. Sanki hayatta kalmak bile bir suçtu.
Ve bazıları hiç çıkmadı.
İsimleri okunduğunda bir çığlık koptu; ama o çığlık kısa sürdü. Sonrası sessizlikti. Dizlerin üzerine çökülen, toprağa bakılan, “keşke”lerle dolu bir sessizlik.
Deprem sadece binaları yıkmadı.
Gelecekleri, hayalleri, yarın sabah planlarını da gömdü enkazın altına. Ve geride kalanlar… Onlar yaşamaya devam etmek zorunda kaldı. En ağır yük buydu belki de: hayatta kalmak.
Hastanenin önünde hâlâ bekleyenler vardı.
“Belki çıkar” diye…
Çünkü umut, bazen acının son kırıntısıdır. Ve insan, en çok o kırıntıya tutunur.
Zuzu Şiir Kadın
Kayıt Tarihi : 3.2.2026 16:25:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!