Yıl bindokuzyüzdoksandokuz, ay Ağustos gün onyedi
İnsanlar uykulardan bir uykuya dalıyor ebedi
Eyvah! Ne kadar zorlu bir gün bu gün bu gece ne kara
Bir beşik misali, sallanıyor sallanıyor Marmara
Saat sıfır üç-sıfır iki kıyamet kopuyor sanki
Tarif edilmez, yaşamayan bilmez o öyle bir an ki
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Televizyonlardan izledik canlı şahidi değilim şiir tam anlatıyor depremi o acıları yok olan o yuvaları saygılar Abdurrahim Bey .
Saat sıfır üç-sıfır iki kıyamet kopuyor sanki
Tarif edilmez, yaşamayan bilmez o öyle bir an ki
Ne soluk yüzlerde bir umut ne gözlerde ışık ara
Bir yayık misali, sallanıyor sallanıyor Marmara
-------Bu kadar büyük acıyı hiç kimse unutmaz bir daha yaşamamak dileği ile şiirinizi ve sizi kutlarım hocam saygılar.
Şiirin altında verilen açıklamalar dikkate alındığında bu şiirin çok büyük bir emekle yazıldığı ortaya çıkıyor..... Ölçü ve uyak kusursuzluğu zaten çok belli....
Büyük acımızın çok akıcı bir dille ve hepimizin duygularına tercüman olacak şekilde anlatılmış olması da başka bir başarısı bu şiirin.... Bu acıların son olması da ortak dileğimizdir....
Sayın Abdurrahim Zararsız'ı çok başarılı bu şiiri için içtenlikle kutlarım.... Saygılarımla....
İçten içten yanan ama tütmeyen hayatların yüreğinde yoğunlaşan basınçla kabuğunu kıran, son kıvılcımla hatıraları volkan gibi patlayan, kristalize olmuş inci taneleri gibi sözcüklerin paraşütlere asılı görsel ve duygusal şölenidir şiir. Yüreğin açılışı, paylaşımı, deşifre edilişidir.Avaz avaz bağırmadan gönülden haykırmadır. İnce ve derinden ama etkileyici seslenmedir. Gönül bahçelerinin ziyaretçi bekleyen çiçeğidir. Gönül yerleşkesine ışık saçan göz bebeğidir Şiir.
Şiirin oluşması doğal bir yazılış sürecinden çok daha hızlı geçer zihnimizden. O anda bir taslak yazar ve üzerinde çalışırsanız bir bütünlük içerir. Şair yaşadığı ve/ veya uzaktan gözlemlediği olayları vurgulamak için olağanın ötesinde bir anlatımı tercih etmekle kalmamalı, ancak akıl sınırlarını da zorlamamalıdır. Hayır bu kadarı da olmaz duygu yoğunluğunu bu kadar abartmak gereksiz, gerçekten de fazla aşırıya kaçmış dememli okuyan kişi. Şiiri okuyan olayı yaşamakla kalmamalı kendindende bazı kalıntıları hatırlatıcı nitelikler içermeli , Şiir; hangi kılığa sokulmak istenirse istensin yaşanabilir olmalı, gerçekliğe yatkın olmalıdır. ilk satırı okuyunca sonunun nereye varacağını hemen anlamamalı okuyucu adım adım sindire sindire ulaşılmalı finale. Mevcut şiirlerden etkilenmeden yazılmalı şiir. Hiçbir kelimenin yerine şu kelime olsaydı daha şık olurmuş denmeyecek kadar kelimeler yerli yerinde olmalı, Şair kendi kabuğunu kırarak diğer yaşamlarıda içine aldığı zaman okuyucu kitlesini çoğaltacak niteliklere erişecek bir şiir yazmalı ki kendin pişir kendin ye olmasın. Şairin ne yazdığından daha önemlisi okuyanların ne anladığıdır . Okuyan kişiye vay be dedirtecek bir büyüsü olmalı, okuyanların kılığına giren bir anlatım ve ahenk içinde akıcı bir okuma niteliğini kazanmalı, Okuma işlemi tamamlandığı zaman şairin yaşantısını merakla sorgulamalı okur şairle şiiri bütünleştirmeli. Şairin yazdığı şiirler içinde en güzel şiir en son yazılan şiir olmalı. Öyle durup dururken bir şiir yazayım diye kağıt kaleme sarılmadan vakti gelince illa yazmalıyım dürtüsüyle birlikte gelen ilham üzerine yazılmalı şiir. Şair yoğun yazma duygusunu okuyucusunda finale kadar okuma isteğine dönüştürmeli, şiirin başını okuyup okuma isteğini yitirip yarım bırakmamalı okuyucusu. Değerli şair Abdurrahim beyin Deprem şiirine gelince Yukarıda arzettiğim özellikleri içinde barındıran vay be dedirten bir sanat eseri olmuş. Çok beğenerek adım adım finale yaklaştığım bir şiir övgülerin her türlüsünü hakeder nitelikte, şairi ve şiirini canı gönülden kutluyor saygılar sunuyorum.
Bu şiir ile ilgili 14 tane yorum bulunmakta