Kefen gibi bembeyaz olsaydı hayatım...
Gönlüme mil çektiler; aldılar, kör ettiler!
Hisleri döktüler, beni ölüme köle ettiler.
Artık ne sever, ne üzülür; bu gönül kördür.
Yaşarım artık boş bir sayfa gibi, istersen öldür!
Sen bir şahesersin, bir çiçeksin, sarı bir gülsün.
Sarı gülün manasını bilir misin?
Yakıp tüketmişsin kalbimi, geriye kalan bir külsün.
Gelip karanlığıma cıvıltıları ile ışık saçsaydı bir bülbül;
O vakit karanlık vazgeçerdi benden, olurdum aydınlığa sürgün.
Senin yüzünden;
Vücudunu ebedî toprağa teslim etmiş bir ruh,
Nurunu kötülüklere vermiş bir imanlı,
Kalemine el koydukları bir şair gibiyim.
Vebaline girdiğim bir haydutun bedduası
Sen benim sarsıntısız depremim,
Sessizliğimin kelimelerisin.
Karanlıktaki aydınlığım,
Göçtükten sonraki ömrüm,
Hayata isyan bayrağımsın!
Yok oluşun diyarından seslenişimdir bu,
Kimseyedir.
Kimseye gözükmez, kimseye bilinmez içimdeki kor ateşler.
Hem bilinip ne yapsın, yakacağı kadar yakmış beni.
Ne diye sen hâlâ daha bu yangına derman ararsın?
Anınca seni, içimde çalar notalar, güzel tınılar...
Onsuz hiç açmamış çiçekler solar, ağlamaktan kurak göller taşar.
Bir dua okurum, sessiz dağlarda duyulur; ruhumda güvercinler uçar.
Ya Râb, ne güzeldir seni anmak!
Konu sen olunca durgun sular coşmakta,
Seni bilen yâr, o yâr utanmaz.
Bizi bilen dost, o dost uyanmaz.
Ocağı yanmış, alev söner mi?
Köke değen ok, gelir demez mi?
Delisi bitmez, bu yol uzarmış.
Şu yolların dili olsa, bana hâl sorar;
Bir dost edasıyla muhabbete tutar.
Bacaklarımın ezberlediği bu yollar,
Bir dost güvenine benzer, beni kollar.
Şu oturduğum park ile hasbihâl...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!