Ben ki; şah damarı kesilmiş gecenin, pıhtılaşan o sarı kanıyım,
Kaldırımların soğuk alnına kazınmış, okunmaz bir alınyazısıyım.
Ne bir göz kapağım var, örtecek şu dünyanın koca ayıbını,
Ne kaçacak bir dizim var, terk edecek bu günah sokağını.
Tepemde pervaneler döner, birer cezbe nöbeti gibi,
Ayaklarımın dibinde sırlar can verir, kör bir kuyu dibi.
Bir aşık geçer; gölgesi uzar gider, ruhumun paslı duvarında,
Bir hırsız pusar; korkusu titrer, o cılız şavkın kenarında.
Cam bir fanusa hapsedilmiş, ateşten bir "göz" benimkisi,
Gördüğüm her suret, hafızama basılan kızgın mühür izi.
Yağmur vurur yüzüme; sanırlar ki demirden gövdem yıkanır,
Oysa her damlada, içimdeki o sessiz çığlık tıkanır.
Konuşsam; devrilir şu binalar, çatlar asfaltın kara yüzü,
Sussam; boğar beni bu şehrin bitmeyen, tükenmeyen güzü.
Ben, uykusuzların sönmeyen feri, yalnızların o soğuk yoldaşı,
Ben, sokağın ortasında unutulmuş bir sabır taşı.
Şafak sökerken başlar asıl ölüm, güneş bir cellat gibi iner,
Bendeki bu iğreti saltanat, sabah ezanıyla beraber diner.
Sönerim... Bir ceset gibi soğur içimdeki o titrek tel,
Ve beklerim; gece olsun da, yine o "karanlık" gelsin diye... Gel!
Ey altımdan geçenler! Beni bir demir sanmayın,
Bu soğuk direk için, beyhude aldanmayın.
Zemzeme’nin kalbidir, o fanusta çırpınan;
Biz bir "Şiir" yakmışız... Lamba diye tanınan!
Kayıt Tarihi : 5.1.2026 22:26:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bir Sokak Lambası




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!