"Ey ruhumun diğer yarısı, ey gurbetimin başkenti...
Bu mektup, vuslatın haram kılındığı bir iklimden, ebediyetin serinliğine yazılmış bir davetiyedir. Bil ki; aramızdaki surlar taştan değil, kaderin o aşılmaz ve dilsiz iradesindendir. Seni sevmek, bir dengbejin en tiz perdede nefesinin kesilmesi ve o sükutta saklı olan o muazzam feryadı duymaktır.
Şimdi üzerimize zifiri bir gece gibi çöken bu firak, aslında ruhlarımızın birleşmesi için kurulan o mukaddes çarmıhtır. Ben senin adını anarken, bir imparatorluğun yıkılışındaki o mağrur sessizliği kuşanıyorum. Bedenim bu zindanda çürürken, kalbim senin hayalinle yedi iklim, dört köşeyi tavaf eden bir derviş hırkasıdır.
Hasret; bir neyzenin nefesinde hapsolmuş o ilk ve son 'Hû' sesidir. Dudaklarımdan dökülmeyen her kelime, senin göğsünde birer kurşun gibi ağırlaşsın istemem. Bu yüzden susuyorum. Sükûtum, bu fani dünyanın gürültüsüne verilmiş en asil cevabımdır.
Eğer bir gün o kadim topraklarda bir dengbej, sesini gökyüzünün tavanına çarpıp kalbini ikiye bölerse; bil ki o feryadın içinde ben varım. O sesin bittiği, nefesin tükendiği o boşlukta bizi ara. Biz, kavuşmanın o sığ kıyılarında değil, imkânsızlığın o derin ve karanlık kuyusunda birbirimizi bulduk.
Toprak bizi kabul ettiğinde, mezarlarımız arasında biten o dikenli çalıya aldanma. Bizim köklerimiz, yerin yedi kat altında, kimsenin koparamayacağı bir düğümle birbirine sarılmıştır. Sen, benim bitmeyen klamım; ben, senin hiç susmayacak olan o yanık sesinim.
Vasiyetimdir; adımızı değil, sızımızı unutmasınlar. Zira isimler silinir ama acı, kâinatın hafızasında ebediyen yankılanır."
Hikmet BüyükoğluKayıt Tarihi : 13.2.2026 00:49:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!