Kırmızının yılı, boyun eğdiğim günahın anılarıyla, güllerin selasının okunduğu o mübarek salı.
Kanlı yüzünü okşamaya giderken takıldığın çakıl taşları birer iz o yıkıntıdan; hepsi harebe geçmişin ve yerlerinde yok halı.
Dönerken gittiğin yerden, dumanında boğulduğun o sıcak sobanın içindeki kül gibiyim, yansam da bir şekilde varım.
İçinde bir arafın.
Rüzgarlar üşütsün isterdim, tekrardan donmasaydın, bir balık gibi yüzen gölün içinde
Kederli gözlerinde bir bilmece saklı. Senin cevabını bildiğin, benimse çözmeyi denemediğim.
Galiba çapa atmış artık sevgim; yine de bu yüzmelerim, neye gideceğimi bilmediğim.
Ve iyi misin? Çok güzelsin. Ne yazık ki ayçiçeği tarlasında ölmeyi yeğlerim ve hüzün çöktüğünde diz çökmeyi aya karşı.
Ne korkunç ve güzel beklemek, baykuşun konduğu daldan bana bakışı. Orada olacağım, sahibi olduğumu sandığım hiçbir şeyimle beraber. O kadar gülümseyeceğim ki unutacağım güle olanları.
Her şey çürür.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!